Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum.
Eve ekmekle tuz götürmeyi;
Böyle havalarda unuttum.
Şiir yazma hastalığım;
Hep böyle havalarda nüksetti.
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
işte budur hayat!
işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
Sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
Sende uzaklığı,
Sende; ben, imkansızlığı seviyorum.
...
Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
Ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
Ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.
Sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
Fakat asla ümitsizliği değil...
Öncülük kolay iş değil dostum, ağrılı ve acılı
Usta ve yaratıcı olmalı, işine yürekten bağlı
Elinde bir süpürge, önünde çer-çöp, süpür ha süpür
Sırtında ağır yük, hep ayakta, yolda olmalı. *
Selam size Nikola ve Bart
Özgürlüğe inananlar
Her gün doğan güneşle biz
Sizle yola düşeriz
Siyah bulut çökecek, şafak ahmer;
parlak soylu kentler düşecek, tat vermez olacak
kan revan ve katmer katmer çözülecek âlem-i makber.
Rençberler, işçiler, gettolar ve tam yerinde serseriler, zibidiler, mülksüzler
alem elinde yürür sokaklarında,
sökük kaldırım taşları, alt üst olmuş sıfatını tanımlar telaşları.
Genç yaşları, külleri savuran anka kuşları,
efendilerin artık ödenmeyecek bâcları,
kanat çırpışları imler başlangıçları,
göğe yükselmeseler de dikenlidir taçları!
Ilk defa elini tutmak istiyorum bir kadının. Elimi boynuna atmak. Kendime çekmek istiyorum. Kokusunu içime çekmek istiyorum. Bana aitligini bilmek. Sahip olmayı hissetmek istiyorum. Utangaç halde sokaklarda dolaşmak istiyorum. Muhallebi yemek, birşeyler içelim mi demek istiyorum. O sahildeki bankin üstünde oturmak istiyorum. Kayalarda masum öpücük istiyorum. Yanağını sıkmak gözlerimi gözlerinden kaçırmak istiyorum. Taksi de elini bırakmamak istiyorum. Güneş ne olur batma. Akşam olmasın istiyorum. Ayrılmak istemiyorum.
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
insan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Tükenir elbet gökte yıldız, denizde kum tükenir
Bu vatan bu topraklar cömert
Kutsal bir ateşim ki ben sönmez
inanın Mustafa Kemal'ler tükenmez
Ben de etten kemiktendim elbet
Ben de bir gün geçecektim elbet
iki Mustafa Kemal var iyi bilin
Ben işte o ikincisi sonsuzlukta
Ruh gibi bir şey görünmez
inanın Mustafa Kemal'ler tükenmez
Hep kardeşliğe bolluğa giden yolda
Bilimin yapıcılığın aydınlığında
Güzel düşünceler soyut fikirlerde ben
Evrensel yepyeni buluşlarda
Geriliği kovmuşum ben dönmez
inanın Mustafa Kemal'ler tükenmez
Başın mı dertte beni hatırla
Duy beni en sıkıldığın an
Baştan sona herşeyiyle bu vatan
Sakın ağlamasın Kasım'larda Fatih'ler Kanunî'ler ölmez
inanın Mustafa Kemal'ler tükenmez
Sende; ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
Sende; ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
Sende uzaklığı,
Sende; ben, imkansızlığı seviyorum.
...
Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
Ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
Ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.
Sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
Fakat asla ümitsizliği değil...
nasıl girdin kanıma
öyle aklımdasın
biliyorum
imkansız
biliyorum herşey boş
çaba da göstermiyorum zaten
göstermem anlamsız
bir adam vardı
vakti zamanda
çaresiz
ve güzeller güzeli prenses
dünya güzeli
zenginlik hiçbirşeydi
prenses herşey
para hiçbirşeydi
prenses herşey
zaman hiçbirşeydi
prenses herşey
hayat hiçbirşeydi
prenses herşey
işte o adam
çaresiz
bekliyor öylece
olmayacak şeyleri
olmayacağı beklemek
yeni bir deyim al sana
belki de sözlükte vardır
bilmiyorum
tek bildiğim şey
sözlükler hiçbirşeydir
prenses herşey.
Kan ter içinde gece
Kan ter içinde her yanım
Her yanım bu gece vurgun içinde
Kurşun yemişim, sürgün yemişim
Bu sana ilk gelişim
Vur emriyle düşmüşüm kapına
Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana
Yok elimde bir demet menekşe
Yok elimde sevdiğin gül şekeri
Yok işte sana bir şey
Bilmem ki ne demeli
Bir tek ağır yaralı özlemim
Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
Anne benim, aç kapıyı
Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
Ölmeyesin, bitmeyesin
Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
Anne benim, aç kapıyı
işte geldim, işte bu sana ilk gelişim
Hep senin için gökyüzünde bir evimiz olsun isterdim
Hep senin için bulutları isterdim
Ellerimi açtırıp dua ettirirken
O küçük evimizde sokulurken göğsüne her gece
Hani her gece sorduğumda
Anne babam nerde
Nerde kuşların dilinden anlayan adam
Ve menekşelerle konuşan adam
Nerde anne
Ve sen bastırıp bağrının kızılca kıyametine acını
Gelecek oğul, sen uyu şimdi
Baban gelecek bir yağmur gibi yağmurla
Rahmete boğacak yoksulluğumuzu derken
Ben uyur, düşümde
Senin için bir ev görürdüm gökyüzünde
Sen, babam, ben ve melekler
Ve melekler anne
Anne melekler
Önce babam sonra onlar terkettiler gecelerimizi
Ben de çekip gittiğimde
Yani oğulcuğun yani yürek yarın
içinden geçen şarkın gittiğinde
Sen nasıl yaşadın anne
Kan ter içinde gece
Kan ter içinde her yanım
Her yanım bu gece vurgun içinde
Kurşun yemişim, sürgün yemişim
Bu sana ilk gelişim
Vur emriyle düşmüşüm kapına
Düşmüşüm kucağına, bu yara sıcak ana
Vakit yok artık
istersen kalayım böylece
Ama bir kere öpseydim elinden
Ama bir kere sürseydim gözlerimi gözlerine yeniden
Yok elimde bir demet menekşe
Yok elimde sevdiğin gül şekeri
Yok işte sana bir şey
Bilmem ki ne demeli
Bir tek ağır yaralı özlemim
Ve birtek gözlerine sürdüğün gözlerim
Anne benim, aç kapıyı
Oğulcuğun, küçük tavşanın, körolmayasıcağın
Ölmeyesin, bitmeyesin
Yürekyarısı gitmeyesin dediğin
Anne benim, aç kapıyı
işte geldim, işte bu sana son gelişim
Üzülme, kapanıyor diye gözlerim
işte gidiyorum vakit doldu
işte kapanıyor gözlerim kapının önünde
Öğrettiğin gibi ellerimi kaldırıp gökyüzüne
Ve eğip başımı önüme dua ediyorum
Üzülme anne, vakit doldu
işte şimdi bir oğlun oldu
Bir oğlun oldu anne
gece ve ışıklar
siren sesleri
servis bekleyen işçiler
vardiya amirleri
kimsenin kimseye faydası yok
eksiği de
ben etkisiz eleman
kapitalizm gizli özne
ve dünya
dolaylı tümleçten olma yüklem.
Bir kadini aglatmak çok zor degildir aslinda.
Kadinlar her seye aglayabilir;bir filme,bir sarkiya,bir yaziya.
En az erkekler kadar yani!
Ama bir kadini yürekten aglatmak zordur.
Eger bir kadin yürekten agliyiyorsa,
aglatan onun yüregine ulasmis demektir....
Ama o yüregin degerini bilememis olacakki
aglatan gözünü bile kirpmadan teker teker
batirir igneleri yüregine!
Iste o zaman koca bir yumruk gelir
oturur bogazina kadinin yutkunamaz,
nefes alamaz!çünkü o koca yumruk
canini çok acitir.Gözleri bugulanir kadinin sonra.
Aglamayacagim der içinden.
Ama engel olamaz iste;
Çünkü yüregine, ulasmistir birileri
ve igneleri saplamaktadir.
Bu aciya ne kadar karsi koyabilirki kadin!
Ince ince süzülür yaslar gözünden;
önce bir kaç damla,sonra bir yagmur seli...
Ve kadin aglar ;hemde çok!
Sanmayinki gidene aglar kadin!
Gidenin giderken koparttigi yerdir onu aglatan.
Orada biraktigi yaradir...
O yaranin asla kapanmayacagini,
kapansa bile izinin kalacagini bilir kadin!
O yüzden aglar ....
Ama bilirmisiniz?aglamak kadinlari olgunlastirir.
Her damla daha çok kadin yapar kadinlari.
Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadinlar agladiginda çogu insan,
aglama niye agliyorsun ki,degmez onun için derler.
Bilmediklerindendir böyle demeleri.
Çünkü yürekleri aciyan kadinlar aglayamazssa,ölürler.
Içindeki zehirdir onlari öldüren!
Aglayarak o zehirden kurtulur kadinlar,
o irirni temizlerler yaralarindaki!
Çünkü bilirler temizlenmezse iltihaba dönüsür yaralari...
Dönüsmemesi lazimdir oysa,o yüzdende bolca aglarlar.
Zaman geçer sonra kadilar kendilerine sarilmayi ögrenirler.
Umarim ögrenirler,yoksa ruhlar sapkin yollara çarpar kendilerini.
Sapan ruhlarin dogru yolu bulmasida yeni acilar demektir.
Bunu bilir kadinlar;o yüzden eninde sonunda
ögrenirler kendilerine sarilmayi....
Çok aglayan kadinlar,bir çok seyden
vazgeçen kadinlardir aslinda..
Her damla olgunlastirir kadinlari evet ama
olgunlastikça o safça inandiklari ask gerçegi
onlarin gözünde küçülür.
Küçüldükçe degerini yitirir ve isteo zaman
kendilerine sarilip,yeni bir kadin yaratirlar kendilerinden.
Güçlü,yenilmez,magrur ve aska inanmayan....
Insanlar soruyor çogu zaman neden?
Bu kadar çok bekar kadin var diye;
Çünkü o inançlarini yitirdi o kadinlar.
Zamaninda yüreklerine o kadar çok igne saplandiki,
o kadar çok acidilarki!
Artik kendilerinden baska bir dogru olmadigina inaniyorlar.
O yüzden kendilerine sariliyorlar....
Çünkü biliyorlarki
Sarildiklari adamlar onlari hak etmedi;
Hemde hiç bir zaman!
Hep bir çikarlari oldu sarildiklari adamlarin.
E.... o zaman niye sarilsinlarki!
Niye sarilalimki!
Etrafinizda yürekten aglayan bir kadin varsa,
bilinki olgunlasiyordur...
Bilin ki,gerçekleri kabul etmeye baslamistir...
Bilin ki,artik sarilacak tek bir dogrusu kalmamistir....
O,da kim diye sormayin artik.
Çokaglayan kadinlar.eninde sonunda
kendilerine sarilirlar çünkü!
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
Yokluğun,
Hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
Sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
Nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
Gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
"git artık" demek
"beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa"
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek....