vuruşuyla ağlara giden toplara anlam katmış futbol efsanesi. türkiye' ye onun gibisi gelmedi. belki yetenekli oyuncular geldi, oynadı, oynamakta ama hiçbiri hagi gibi topu onurlandırmadı.
geçen bir çay bahçesinde arkadaşlarla oturuyoruz(naber lan sözlük). televizyonda galatasaray'ın eski maçlarından birisi var, maç cine 5'te. avrupa kupası maçı, monaco'yla kendi evinde oynuyor. maçı hatırlayanlar o maçtaki hagi'nin attığı golü unutamazlar. sol çaprazdan, oldukça uzak mesafeden tam doksana takılan bir şut çıkarmıştı. işte bu gol olur olmaz çay bahçesinde ne kadar adam varsa birden işi gücü bırakıp tv'ye döndü. herkes 8 sene önce oynanmış bu maçtaki gole sanki yeni atılmış gibi seviniyordu. ama biraz hagi'ye olan özlemle karışık bir sevinç.
işte hagi denen adam böyle bir futbolcuydu. aradan 10 sene bile geçse, aynı golü 20 kere de seyretseniz yine döner bakarsınız bu adama. büyük futbolcu olmak bir sezonda mesela 30 gol atmakla olmaz. bunun için, o sezonda attığınız golün aradan 8 sene geçse bile aynı etkiyi yaratabilmesi gerekir. hagi işte bu yüzden büyük sıfatını layığıyla hakeden bir futbolcudur.
arda'nın trabzonspor'a attığı golü yorumlayan rıdvan dilmen'in "arda orada orta yaptı, zaten oradan kaleye şut çekebilecek tek futbolcu hagi'dir" diyerek bir anda kalbin cızırdayıp, tüylerin diken diken olmasına sebebiyet veren türkiye'ye gelen en iyi yabancı futbolcu.
galatasaraylı onu yabancı uyruklu bir metin oktay olarak gördü. 10'un formasını taşıdı. onun gibi o da profesyonel değildi, amatör bir ruhla oynadı, oynattı. oynadığı yıllarda galatasaray'a en başarılı dönemini yaşattı. keza şahsi kariyerinde de en önemli başarıları galatasaray forması altında yaşadı.
futbolu bıraktı gitti belki ama hala adı sık sık anılır. Türkiye'ye gelen her yabancı futbolcu Hagi ile kıyaslanır. onun ayarında olup olmadığı tartışılır. HAgi Türk futbolunda bir ekoldür.
bizim daha kısa pantolonlardan yeni kurtulduğumuz, tasoları tarihin tozlu rafları arasına bıraktığımız yıllardan bir yıl, fenerbahçe dört yıldır rakibine kaptırdığı şampiyonluk kupasını, o sene nihayet müzesine götürmüştü. okullar kapanıyor, biz de başka bir mahalleye taşınıyorduk. üstelik hagi bırakıyordu.
mahallenin tozlu kaldırımlarında sıkıntıyla, bir de başka semte taşınmanın verdiği mutsuzlukla, çocuklarla öyle boş boş oturuyorduk. sanki eski sevgiliye son bir kez sarılmak gibi, son bir kez yukarı mahallenin çocuklarıyla maç yapmaya gitmiştik. tam o sıralar galatasaray, trabzonspor'la oynuyor. üstelik hagi bırakıyordu.
toprak sahada son maçımız başladı, durumumuz pek iyi değildi. maç yaparken kendi spikerliği yapan veletler olarak yukarı mahallenin bekıım'ları ve zidaann'larından yedikçe yiyorduk. sadece takımımızda kemalettin şentürk olan erdal, rakip takımla ikili mücadelelere gidiyor ve senkronu bozduruyordu. "del piero bir çalım! bir çalım daha ! del piero.. del .. de .. de.. (ikili mücadeleye giriyor) ... ve kemalettin topu söktü aldı! dalga dalga geliyor bahariye united!" diye semptomatik tespitlerde bulunuyordu.
velhasıl ronaldooo'lar bizim kalemize yuvarladıkça, biz adeta birer tarık daşgün oluyorduk meşin yuvarlakla. onlar "perfecto" dedikçe biz "kısfmet" diyorduk. yukarı mahalle resmen ağzımıza sıçıyor, üstelik hagi bırakıyordu.
neden sonra yediğimiz on sentilyonuncu golden sonra topu ağlarımızdan çıkaran hayrettin demirbaş'ın yanına gidip, "ver ver! şimdi başlıyoruz!" gibi gereksiz bir çıkış yaptım.
kenarda duran mahallemizin on üç yaşlarında ki gülyüzlü dilberlerinin alaylarına aldırmadan topla ilerlemeye başladım.
pek sevmezdim öyle bir futbolcu adıyla anılmayı, söylemeyi, o yüzden ismimle devam ettim:
"chaotic gidiyor! gattuso'yu yatırdı, karşısında r.carlos var. aman allahım o ne çalım!"
devam ediyordum topla beraber...
"karşısında maldini var, vuracak gibi yaptı, vurmadı!"
devam ediyordum topla beraber...
ufaktım, ama bir derdim vardı, gidiyorduk ama içimde bir şeyler ukte kalmıştı, kahraman değildim, ama milyonlarca apoletim vardı, gözlerimi kapadım. orta sahayı birazcık geçtim. bütün gücümle, ama bütün gücüm, hırsım, isteğim, aşkımla vurdum topa.
top gidiyordu, biz gidiyorduk, arkadaşlar gidiyordu, top gidiyordu, çocukluğum gidiyordu, şampiyonluk gidiyordu, üstelik hagi gidiyordu!
o topun havada süzülüşü öyle kısa sürmedi, saatler, aylar, yıllar aldı.
kasiyyas'ın tüm çabalarına rağmen iki direğin çakıştığı noktadaki örümcek ağlarını aldı.
ağzımdan iki hece, dört harf döküldü: "hagi... hagi'nin golü!"
golden sonra maça devam edemedik, oraya yakın bir kahvehaneye gidip o son maçı izledik dolu dolu olan gözlerimizle. kahveci de bize o günün şerefine gazoz hediye etmişti. biz gazozlarımızı hagi'nin şerefine içerken şunu anladık:
"bir çocuk bir mucize yapmak isterse önce kendi, sonra hagi olmalıdır."
sahadaki bütün hırsı, hırçınlığına rağmen gol attıktan sonraki bembeyaz gülümsemesi için, bize mucizelere inanma gücü verdiği için ve en çok da süperkahramanların gerçekten var olduğuna inandırabildiği için: "ne büyüksün hagi, ne büyüksün!"
Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği'nin (FIFA) 100. kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında düzenlenen organizasyonda 'Dünyanın Yaşayan En Büyük 100 Futbolcusu' listesinde yer alan topçu. kim yok acaba?*
nedense fenerbahçeli dostlarımızın, uyanır uyanmaz, daha yüzünü yıkayıp kahvesini içmeden, bilgisayar başına geçip adını andığı futbolcudur. ilginç di mi lan? acaba...
"ama bizim uefa kupamız var" hareketinin efsanesi, yani pabucumun efsanesi, türkiye'ye gelen her yıldızı bu bu çirkef elemanla kıyaslarlar bi de. (bkz: edep ya hu)
bazı şuursuzların alex de souza ile karşılaştırdıkları futbolcu. futboldan biraz anlayanlar hagi ile karşılaştırılacak futbolcuların george best, eric cantona, diego armando maradona gibi oyuncular olduğunu bilirler.
alex vs. gibi adamlar ise ancak hagi gibi adamların uzağa giden toplarını yakalayıp ustalarına verirler.
94 amerika dünya kupasında oynadığı futbol, attığı ve attırdığı gollerle dünya futbolunun efsaneleri arasına adını yazdıran rumen futbolcu. yıldızlaştığı bu turnuvadan hemen sonra barcelona'ya transfer olmuş ne var ki romario'lu, stoichkov'lu, koeman'lı prosinecki'li kadroda beklenen başarıyı biraz da kendisini istemeyen cruyff yüzünden gösterememiştir.