gözümden kaçmış olabilir. -yanılıyorsam lütfen uyarın- bu bölümünde* şukufe karakteriyle cevahir karakterinin hiç ortak sahnesi yoktu. bu da akıllara acaba sette bi kavga mı oldu sorularını getiriyor. ayrıca da doktor hayat karakteriyle cevahir arasında da bi kıvılcımlanmalar oldu.
şukufe'yi çıkarmak için kıvranan dizi, galiba olayı oraya bağlayacak. zuhal topal'in diziden çıkma bahsi geçtiğinden beri eski randımanı vermiyor dizi. ya o sorunu bir yere bağlayın ya da eskisi gibi devam etsin dizi. *
haa bir de bu dizi vaktinde başlayıp vaktinde biterdi öyle 1 saat boyunca özet konup izleyiciyi sıkmazdı. bir şeyler değişiyor sanırım. inşallah son zamanların en başarılı yapımlarından biri daha olayın bokunu çıkarmaz.
bir saat özet vermeye mecbur bırakılmış dizidir. ayrıca son bölümünde gizliden gizliye "iphone" reklamı yapıldığı gözlerden kaçmamıştır. demek ki neymiş: "yere hızla atılan iphone kırılmıyormuş."
hiçbir yapım, sanat eseri, siyaset vs. sürekli övülmemelidir. dünyanın en kusursuz dokunmuş halısında bile mutlaka ufacık da olsa bir hata vardır. eğer bu hatayı görmezden gelirsek ve eleştirmezsek o halıyı dokuyan kişi ileride dokuduğu halılarda aynı hatayı daha büyük bir boyutta tekrarlayabilir.
her bölüm bir damla bile olsa kan kaybediyorsa bu dizi, bunun en büyük sebeplerinden biri ölümüne yapılan övgülerdir.
olumsuz yanlarıyla eleştirilmesi gereken dizidir.
-
ek: yahu ben de "kötü bir dizidir." demiyorum ki. eksiklerini görmezsek ve sürekli olumlu yanlarını burada belirtirsek nasıl daha da güzel bir dizi olur? en beğenilen meyveden bile kurt çıkar. çünkü kurt meyve ayırt etmez. biz ise sadece o mevyeyi yemeye bakarsak, meyvenin kurtlanmaması için gerekenleri yapmazsak -hele ki meyve incir kadar tatlıysa- bir çuval inciri berbat etmiş olmaz mıyız?
> eskiden bel altına pek girmeyen bir diziyken son bölümlerde oldukça sık girmeye başlamıştır.
> eski bölümlerinde hiçbir olay sonuçsuz kalmazken, son bölümlere doğru olaylar bitirilmeden dizi bitirilmekte ve izleyicide merak uyandırma taktiğine başvurulmaktadır.
bütün bunlar, özgün bir biçeme sahip olan bu diziyi sıradanlık uçurumunun eşiğine getirmiştir. dizinin acilen kendi grubunda birkaç ünite kan bulması gerekiyor.
kasten mi yapılmıştır bilemiyorum ama 9 şubat 2010'da yayınlanan 31. bölümde zekai'nin ortaokul yıllarında çatal çatal olan sesi (bkz: ergen boru sesi) iyi bir detaydı.
dramatik konuların pek bir eğreti durduğu dizi. cevahir in hastane görüntüleri , ağlamalar sızlamalar nedense bu diziye pek yakışmadığı gibi inandırıcı da durmuyor.
kan verirken bayılan koyu bilal'in küçüklüğünü hatırlaması, küçük cevahir'in "kızların pipisi yokmuş olm şoktayım lan, senin külodunu yırtarım vs." demesi, ulvisiyle, mürseliyle, flashbackleriyle yarım yarım yarmıştır.
(bkz: biz büyüdük ve kirlendi dünya)