gecenin şiiri

entry13372 galeri929 ses19
    1157.
  1. Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
    Bir teneffüs daha yaşasaydı
    Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür

    Devlet dersinde öldürülmüştür

    Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
    -Maveraünnehir nereye dökülür?
    En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
    -Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbinedir.

    Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
    Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
    Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

    O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
    Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

    Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
    Aldırma 128! intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
    Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
    Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

    (bkz: ece ayhan)
    0 ...
  2. 1158.
  3. Ben bir Ayten´dir tutturmuşum
    Oh ne iyi
    Ayten´li içkiler içip
    Sarhoş oluyorum ne güzel
    Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
    Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
    Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
    Ayten üstüne
    Saatim her zaman Ayten´e beş var
    Ya da Ayten´i beş geçiyor
    Ne yana baksam gördüğüm o
    Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
    Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
    Günlerden Aytenertesidir
    Odur gün gün beni yaşatan
    Onun kokusu sarmıştır sokakları
    Onun gözleridir şafakta gördüğüm
    Akşam kızıllığında onun dudakları
    Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
    Ayten´i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
    Bir kadehte sizinle içeriz Ayten´li iki laf ederiz
    Onu siz de seversiniz benim gibi
    Ama yağma yok
    Ayten´i size bırakmam
    Alın tek kat elbisemi size vereyim
    Cebimde bir on liram var
    Onu da alın gerekirse
    Ben Ayten´i düşünürüm, üşümem
    Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
    Parasızlık da bir şey mi
    Ölüm bile kötü değil
    Aytensizlik kadar
    Ona uğramayan gemiler batsın
    Ondan geçmeyen trenler devrilsin
    Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
    Kapansın onu görmeyen gözler
    Onu övmeyen diller kurusun
    iki kere iki dört elde var Ayten
    Bundan böyle dünyada
    Aşkın adı Ayten olsun

    Ümit Yaşar Oğuzcan
    6 ...
  4. 1159.
  5. Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların
    Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti
    itti kıyıyı adına deniz dediğimiz birşey
    Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği
    Kaybetti kumarda gözlerim
    Kaybetti kumarda gözleri.

    Bir kuru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki
    Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
    Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
    Yani her soluk alıp verişimizde bizim
    Bir mekik gibi kalbin
    Bir mekiki gibi kalbim
    işleyip durdu bu yitikliği yeniden.

    Ne kaldı
    Farkinda mısın bilmem
    Gündüzler..
    Gündüzler biraz azaldı.
    3 ...
  6. 1160.
  7. Şeytan diyor ki aç pencereyi bağır bağır bağır. Sabaha kadar. O veli
    1 ...
  8. 1161.
  9. geç benden, ben dururum, ben beklerim, geç benden,
    ama nereye geçersin benden ben bilemem.

    dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,
    dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da.

    dediler ki, şu ağaçlar gibi bekledin, şu ağaçlar gibi hayal,
    şu ağaçlar gibi kederli.

    açıldım, kapandım, açıldım, kapandım, gördüm
    gelenler kadar gidenleri de,
    hani sabrın sonu, hani gamlı eşek, pervasız nar nerde,
    hani bahçe?

    biri gelse.. biri görse.. biri gelmişti.. açmıştı.. durmuştu..
    duruyor hâlâ bende.

    kaç zamandır çınlıyor içimde bu boşluk, kim
    kıydı, bahçenin şen duluydu, karşımda duran dut?
    en çok onunla bakıştımdı, bir kere olsun dilegelsindi,
    çok istedimdi.

    bana kalsa susardım daha, ama dilimdeki paslı kilit çözülür belki,
    sapaya kaçmış cümlem uğuldar, içimin kurtları kıpırdar diye
    gıcırdandım takatsız.

    gördüm hepsini, gördüm hepsini, sabrın sonunu!
    biri gelse, biri görse, şimdi,
    rüzgâr sallıyor beni...

    Birhan Keskin
    2 ...
  10. 1162.
  11. sıkılmışsın, ellerin yine saçlarında.
    doluyorsun parmaklarına birer birer buklelerini.
    oynatacak insanlar mı kalmadı çevrende
    yoksa bir beni mi gördün "kandırılacak deli".

    evet, kandım yalan da değil.
    sevdim ulan!
    hem de çok sevdim seni!
    adı batsın, aşk mıydı o sahi?
    gecelerce haykırdım, kabuslar sardı beni.

    sıkıldım, ellerim gitti saçlarıma.
    alışmışım lanet olsun kandırılmaya.
    gel ne olur,
    hazırım büyüne kapılmaya.

    sen beni oynat ellerinde,
    umursamam, salınırım avuçlarında.
    0 ...
  12. 1163.
  13. Sana durlanmış kelimeler getireceğim
    pörsümüş bir dünyayı kahreden kelimeler
    kelimeler, bazısı tüyden bazısı demir
    seni çünkü dik tutacak bilirim
    kabzenin, çekicin ve divitin
    tutulduğu yerden parlayan şiir.

    Zorlu bir kış geçirdim, seninki gibi neftî
    acıktım, bitlendim, bir yerlerim sancıdı
    sökmedi ama hoyrat kuralları faşizmin
    çünkü kalbim aşktan çatlayıp yarılırdı.
    Her sabah çarpışarak çekilirdi karanlık alnacımdan
    acılar bile duymadım kof yürekler önünde
    beynim her sabah devrimcinin beyniydi
    ayaklarım donukladı gelgelelim
    sağlığın yerinde mi?

    Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
    halkın doğurgan dünyasına dalmakla
    onların güneşe çarpan sesini anlamayan
    dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
    seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
    yılgı yanımıza yanaşmazken
    bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
    yıkılmak elinde mi?
    Boşuna mı sokuldu bankalara
    petrol borularına kundak
    kurşun işçinin böğrünü boşuna mı örseledi
    varsın zındanların uğultusu vursun kulaklarımıza
    yaşamak
    bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.
    Bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
    ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
    yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
    ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
    öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
    sevgiyle hatırlansa bile hatta.

    Köpüren, köpürtücü bir hayatın nadasıdır kardeşim
    bütün devrimcilerin çektikleri
    biliriz dünyadaki yorgunluk habire mızraklanır
    dağlarda gürbüz bir ölümdür bizim arkadaşlarınki
    pusmuş bir şahanız şimdilik, ne kadar şahan olsak
    ama budandıkça fışkıran da bizleriz
    ölüyoruz, demek ki yaşanılacak...

    ismet özel - yıkılma sakın
    0 ...
  14. 1164.
  15. SEVGiLERDE
    Sevgileri yarınlara bıraktınız
    Çekingen, tutuk, saygılı.
    Bütün yakınlarınız
    Sizi yanlış tanıdı.

    Bitmeyen işler yüzünden
    (Siz böyle olsun istemezdiniz)
    Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
    Kalbinizi dolduran duygular
    Kalbinizde kaldı.

    Siz geniş zamanlar umuyordunuz
    Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
    Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
    Geçeceği aklınıza gelmezdi.

    Gizli bahçenizde
    Açan çiçekler vardı,
    Gecelerde ve yalnız.
    Vermeye az buldunuz
    Yahut vaktiniz olmadı.
    Behçet NECATiGiL
    0 ...
  16. 1165.
  17. Kısacık yoğun bir akşam
    herkesin yüzünün bir anıya karıştığı
    yoğun bir akşam
    bana bir memur gibi davrandılar hastanelerde
    ve bir intihar üstüne söylenti
    bütün kıyıları dolaştı durdu
    kısacık bir akşam

    Kısacık serin bir akşam
    kelebeklerin atlarla yarıştığı
    yoğun bir akşam
    bazı mektuplar damgalandı postanelerde
    oturuldu bir takım şarkılar söylendi
    bir adam bir kadının kapısını vurdu
    kısacık bir akşam

    Neyi söylesem bir kahramanlıktı
    içinde azıcık buluştuğumuz
    bir bulutla bir kağıt peçete arasında
    kısacık yoğun bir akşam
    şaşırdım hüznümü nerelere bıraksam
    bir yanda kasıklarımın sarsılmaz gücü ve
    kısacık yoğun bir akşam

    Her şey bir unutkanlıktı
    arada bir deliler gibi kavuştuğumuz
    tüfekle vurulmuş bir parsın yarasında
    kısacık yoğun bir akşam
    biliyordum bir soğuktu nereye varsam
    bir yanımda bir el bir yanda vazgeçilmez bir sancı ve
    kısacık yoğun bir akşam.

    Kim karıştırdı gerçekliğine
    yaşadığım sonsuzluğun
    ve oturuldu bir takım şeyler söylendi
    imla kurallarıyla mutsuzluk üstüne
    kısacık bir akşam
    duraladım ne yapsam

    Kim karıştırdı gerçekliğine
    su terazilerindeki ensizliğin
    ve fotoğraflar çekildi ben çıkmadım herkes eğlendi
    araba vapurlarıyla denizsizlik üstüne
    kısacık bir akşam
    o kadar kısa ki bir akşam

    yüzümü suyun ardında buldum
    kıyılar bu yüzdendir öyle dediler
    kısacık yoğun bir akşam
    serin bir akşam öyle söylediler...

    turgut uyar.
    2 ...
  18. 1166.
  19. gitmek,
    gözlerinde gitmek sürgüne.
    yatmak,
    gözlerinde yatmak zindanı.
    gözlerin hani?
    1 ...
  20. 1167.
  21. öyle bir hayat yaşıyorum ki,
    cenneti de gördüm, cehennemi de.
    öyle bir aşk yaşadım ki,
    tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
    bazıları seyrederken hayatı en önden,
    kendime bir sahne buldum oynadım.
    öyle bir rol vermişler ki,
    okudum okudum anlamadım.
    kendi kendime konuştum bazen evimde.
    hem kızdım hem güldüm halime.
    sonra dedim ki söz ver kendine.
    denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
    sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
    uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
    korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
    öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
    öyle çok değerliymiş ki zaman,
    hep acele etmem bundandı, anladım.

    friedrich nietzsche.
    1 ...
  22. 1168.
  23. polisimizin bugün ki güzel davranışına binaen:

    Vur

    Ey Türk vur, vatanın bakirlerine,
    Günahkar gömleği biçenleri vur;
    Kemikten taslarla şarap yerine
    Şehitler kanını içenleri vur!

    Vur, güzel aşıklar cenazesinden
    Kırmızı meşaller yakanları vur;
    Şehvetin raksına yetim sesinden
    Besteler, şarkılar yapanları vur!

    Vur, katlin o kızıl sapanlarıyla
    Dünyaya ölümler ekenleri vur;
    Vur, zulmün o kanlı urganlarıyla
    Bir kavmi iplere çekenleri vur.

    Vur, etten, kemikten saraylar kuran
    O vahşi ruhları ezmek için vur;
    Dört büyük rüzgara küller savuran
    O mücrim elleri kesmek için vur!

    Vur, sen de mukaddes hürriyet için,
    Dünyanın diktiği bayrak için vur;
    Her dinin sevdiği adalet için,
    Her yerde haykıran bir hak için vur!

    Vur, aşkın ve hakkın zaferi için,
    Vur, senden bak, dünya bunu istiyor;
    Vur, yerde bak tarih senin seyircin;
    Vur, gökten bak Allah sana; "Vur!" diyor.

    Vur, çelik kolların kopana kadar
    Olanca aşkınla, kuvvetinle vur;
    Son düşman, son gölge kalana kadar
    Olanca kininle, şiddetinle vur.

    Vur, senin darbenden çıkacak ateş
    intikam isteyen bir milletindir;
    Alnında doğacak kırmızı güneş,
    Bu senin ilahi hürriyetindir!...

    Mehmet Emin Yurdakul
    1 ...
  24. 1169.
  25. "büyük bir ihtimalle ölmüştük
    şehir kan kıyametti ayaklarımızda
    gökyüzünü katlayıp bir köşeye koymuştuk
    yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün
    hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü
    yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını
    hamza son şarkıyı kırka bölmüştü
    doğrusu iyi idare etmiştik
    doğrusu iyi halt etmiştik
    yaşayanlar unutmuştu bizi
    biz öldüğümüzle kalmıştık."
    *
    0 ...
  26. 1170.
  27. Eskidendi, Çok Eskiden

    Hani erken inerdi karanlik,
    Hani yagmur yagardi inceden,
    Hani okuldan, işten dönerken,
    Işiklar yanardi evlerde,
    Eskidendi, çok eskiden.

    Hani ay herkese gülümserken,
    Mevsimler kimseyi dinlemezken,
    Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
    Eskidendi, çok eskiden.

    Hani hepimiz arkadaşken,
    Hani oyunlar tükenmemişken,
    Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
    Biz kimseyi aldatmamişken,
    Eskidendi, çok eskiden.

    Hani şarkilar bizi bu kadar incitmezken,
    Hani körkütük sarhoşken gençligimizden,
    Daha biz kimseye küsmemiş,
    Daha kimse ölmemişken,
    Eskidendi, çok eskiden.

    Şimdi ay usul, yildizlar eski
    Hatiralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
    Geçen geçti,
    Geceyi söndür kalbim
    Geceler de gençlik gibi eskidendi
    Şimdi uykusuzluk vakti.
    0 ...
  28. 1171.
  29. Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
    Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
    Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...

    Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

    Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;
    Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
    Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?

    Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,
    Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...

    Ahmet HAŞiM
    5 ...
  30. 1172.
  31. Bir adın kalmalı geriye;

    2 ...
  32. 1173.
  33. gecenin kıyısında durmuşum, kefenin cebi yok. koynuma yıldız doldurmuşum koşun Çocuklar koşun sabah üstüme üstüme geliyor.
    1 ...
  34. 1174.
  35. Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

    Hedefe varmayan mızrak utansın!

    Hey gidi küheylân, koşmana bak sen!

    Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

    Eski çınar şimdi Noel ağacı;

    Dallarda iğreti yaprak utansın!

    Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

    Onu sürdürmeyen çırak utansın!

    Ölümden ilerde varış dediğin,

    Geride ne varsa, bırak utansın!

    Ey binbir tanede solmayan tek renk,

    Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!

    necip fazıl kısakürek
    0 ...
  36. 1175.
  37. Yakarım Geceleri

    Bu aşkın nüshası şarkılarda
    aslı bende kalacak.
    Bizi hasret saracak
    bulutlar çıldıracak.

    Ayrılık başımı döndürüyor;
    kavuşmayı özlettin.
    intiharlar kuşandım
    bu aşkı sen kirlettin.

    Geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri,
    ellerini tutmazsam yatamam geceleri…

    Bu aşkın nüshası rüzgârlarda
    kahrı bende duracak
    Sende ihanet gülüm
    bende matem olacak..

    Bu aşkın efkârı şarkılarda
    yüzün bende solacak.
    Bizi zaman yenecek
    ve anılar kalacak.

    Geçtim borandan, kardan yitirdim bahçeleri,
    ellerini tutmazsam yakarım geceleri!

    Yılmaz ODABAŞI
    2 ...
  38. 1176.
  39. yanık şekerim sert, hayatsa daha berbat,
    ikisinin de aynı kağıttan çıktığını unuturdum
    unutmasına da, ben tuttum birini sevdim,
    hayatı nasıl sevdiysem onu da öyle sevdim:
    tarçın kokulu kız, carmen, ay carmela...
    o nane likörüne bayılırdı ama, ben onu
    sıcacık bir kahvenin dumanına benzettim,
    o da beni birine benzetmiş olmalı ki, tuttu
    aşk derdine düştü, şimdiyse terketme sevdasında!
    aşk dünyaya bizden önce gelmiş de erkenden
    açmış gibi dükkanını, onun kokusuyla tanıdım
    aktarları, acı sözlerini aşkın tuzu biberi saydım,
    onun huylarıyla karşılaştım eski tuhafiyelerde:
    aynalı pasaj, bonmarşe ve altın düğme...
    biri birine uymayan binbir huy, binbir çeşit,
    bir dükkana rastladım duvar taş, kapı kilit,
    ne tatlı sözlerim açabildi ne iyi huylu şiirim,
    karamela dükkanı olduğunu en sonunda öğrendim!
    şimdi yanık şekerim sert, hayat ondan da dert,
    ben zaten tiryakiyim, ayrılık aşktan da berbat!

    ah karamela şekerim, aşk tatlı da insanlar berbat!
    0 ...
  40. 1177.
  41. Dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor,
    Yarısı sen oluyorsun, yarısı ben...
    sonra ikimiz bir bütün oluyoruz,
    Kimseye sezdirmeden...
    2 ...
  42. 1178.
  43. And will you leave me thus?
    Say nay, say nay, for shame.
    To save you from the blame, of all my grief and grame?
    And will you leave me so?
    Say no, say no.
    And will you leave me thus and have no more pity of he that loves thee?
    Alas,your cruelty.
    And will you leave me thus?
    Say no, say no.
    0 ...
  44. 1179.
  45. "
    (...)
    bilmezlikten gelme ahmet abi
    umudu dürt
    umutsuzluğu yatıştır
    diyeceğim şu ki
    yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
    oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
    hayalsiz yaşıyoruz neredeyse
    çocuklar, kadınlar, erkekler
    trenler tıklım tıklım
    trenler cepheye giden trenler gibi
    işçiler
    almanya yolcusu işçiler
    kadınlar
    kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
    ellerinde bavullar, fileler
    kolonyalar, su şişeleri, paketler
    onlar ki, hepsi
    bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
    ah güzel ahmet abim benim
    gördün mü bak
    dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
    ve dağılmış pazar yerlerine memleket
    gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile
    gelse de
    öyle sürekli değil
    bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
    o kadar çabuk
    o kadar kısa
    işte o kadar.

    ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar
    diş değil tırnak değil, bir mendil niye kanar
    mendilimde kan sesleri."

    edip cansever
    0 ...
  46. 1180.
  47. STRiPTiZ

    Kaç nota var
    Do re mi fa sol la si
    Onun da üstünde
    O kadar giysi

    Etekliği fa
    Sütyeni sol
    Papuçları la
    Şapkası si

    Sevmektedir onları
    Kendi bedeni gibi

    Usul usul giyinir
    Sabahları evinde
    işte do, sonra sonra sırasıyla
    re
    mi
    fa
    sol
    la
    Sonunda da şapkası si

    Püsküren bir çiçek gibi
    Çıkar kapıdan

    Gel ki geceleri sahnede
    Müzik başlamayagörsün
    Her şey hızlanır birden
    Açılıp kapanmaya başlar
    Burun delikleri

    Hiç de uzakta olmayan
    Bir piyano eşliğinde
    Müthiş bir hışımla
    Atı atıverir
    Üstündekileri:
    Alın size si
    işte la
    sol
    fa
    mi
    re
    dooo!

    Cemal SÜREYA
    1 ...
  48. 1181.
  49. ben bu şiiri sana yazdım

    bir mide dolusu yalnızlık ve buz gibi bir sessizlik
    ben bu şiiri kusarak yazdım kimseler temizleyemez
    sabaha karşı ağladım ama hiç sesim çıkmadı
    ben bu şiiri susarak yazdım dudaklarım kupkuru
    ağır aksak bir ağrı bir gelip bir giderken
    sen öylece oradayken ve ben yanına gelemezken
    hırsımdan deli gibi olmayışına sarılıp
    gıyabında öperek tüm jest ve mimiklerini
    ben bu şiiri uçarak yazdım tüm yüklerimden kurtulup
    uyudum sonra uyandım gelmedi bir daha uyku
    müezzini duydum sonra allah'la karıştı adın
    meleksin ya o yüzden gözüm hep yukarlarda
    tavanda ve bulutlarda ve arş-ı ala'nın dışında
    başımın üstünde her yerde gözlerini aradım..

    ben bu şiiri sana yazdım sızayım diye rüyalarına..

    ali lidar
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük