en böbürlendiği tarafından ne kadar aksak olduğunu kanıtlamış spor kulübü.
kültür... galatasaraylılık olgusunun türkiye'de tek sağlam spor kültürü olduğu iddialarıyla yıllardır övünen dostlarımızı dinledik, elbette güldük, yine de dinledik. yaşatılan bir kültür başarılı olunan zamanlardaki monşer tavırla değil, zor zamanlardaki reaksiyon kalitesiyle daha net ölçülebilir kanımca. peki sosyal topluluklara yakıştırılan kültür doğuştan mı gelir yoksa sosyal topluluğu oluşturan bireylerin gelişimiyle mi sağlanır?
şimdi bakalım, fenerbahçe'nin her şartı zorlayıp fair play olgusundan en uzak camia olmayı başardığını söyleyen bu monşerlerimiz nasıl bir kültür yaratmış. taraftarının eğitim birikimiyle övünen, camiasına bağlılıklarıyla ortalığı kırıp geçiren galatasaray kulübü yöneticileri bakalım neler yapıyor?
kaybetmeyi olgunlukla karşılayacak erdemden yoksun zavallılar ve bu zavallıların gazına gelenler... hakem ve federasyon camiasından tartışmasız son 20 yılın en çok kıyağı görmüş bu kulübün yöneticileri, psikolojik ezikliğin getirdiği başarısızlığa kılıf uydurma çabalarıyla her kaybedilen fenerbahçe maçından sonra kendinden daha zavallı olanları hedefe kilitleyip spor terörünü tetikliyorlar. binlerce koli suyu yığıp ücretsiz olarak taraftara dağıtarak tarihin en rezil maçlarından birini babam organize ediyor zaten, bu kulübün yöneticileri değil. daha 2 hafta önce yardımcı hakemin kafasına isabet eden bir cisim yüzünden yenildiklerini söylemeye varacak kelamlar edenler, 2 hafta sonraki basketbol derbisine kadar yaptığı açıklamalar ile taraftarını kışkırtıp adeta olay çıkarın talimatı veriyor. elinde 2 terbiyesizin küfrettiği video kasetleri piyasaya çıkarken haberleri olmadığını mı sanıyoruz? bu insanlar derbi maçtan önce fenerbahçe yönetimine yemek daveti yapıp icab edilmediği için 'bakın biz nasıl fair play takılıyoruz bunlar böyle işte' şeklinde açıklamalarla halkı açıkça kandırıyor. kışkırtıp tribünlerde birer deliye çevirdiği zavallıların umrundaydı adnan'la aziz'in yemekte yediği kalamar zaten. yaşanacak bir kargaşada can güvenliğinin korunmasına en çok yardımcı olacak kurallardan biri olan merdiven boşluklarını işaret edip, ihlalden doğacak cezayı bekleyenlerle dalga geçiyorlar utanmadan, peki neden? o araya birkaç bin teberrulu bilet daha satıp bedava dağıttıkları biletlerin zararını karşılamak ve yaratılan ambiansı biraz daha büyütmek için.
diğer yandan kurumsal yönetimlerin, şeffaf politikaların peşinden koşan kulüplerle yakışıksız bir biçimde savaşmak eksik olmuyor elbette. stadyumda yapılan toplu küfürle mücadele ederken kendi tribün gruplarını karşısına alan, rakip yöneticilere saygısızlık etmemek için atılan bir golde sevincini belli etmemeye dikkat eden, anadolu kulüplerinin ve yayınlardan gelen paraların yarattığı gelir adaletsizliğinden sıyrılması için çalışan, 100 senede yapılmamış spor tesislerini 5 senede inşa eden, yaptığı her hamleyi sportif etik ve hukuka uygun olmasına dikkat eden ve ilgili anlaşmazlıklarda bu sebepten ulusal ve uluslararası tahkikatta daima haklı bulunan, rekabeti yaşatırken avantajı kendi gelişiminden elde etmeye odaklanan kaliteli ve profesyonel yöneticilerle çalışmak için kadrolar kurmaya gayret eden, fenerium gibi markalar yaratmakla meşgul olan kişilere yapılan haksız saldırılar elbette bitmiyor, bitmeyecek. bu insanların da eksiklikleri olacak elbette, seçimlerinde hatalar yapacak, mahmut uslu ve murat özaydınlı gibi kendi taraftarının dahi tahammül edemediği kişilere yer verecek örneğin. ama hata ile kasıtın ne olduğunu birbirinden ayıranlar tabloyu daha net görebilecek daima.
bir basketbol maçıyla ortaya çıkabilir her şey. 'manchester united kim lan' edaları sadece komik olmaktan ibaretse 2 saatlik bir maç yeter sana. birileri öyle doldurulur ki birden sahaya girer, koşarak rakibinin oyuncusuna oturduğu yerde vurur, peşinden bir kamyon eğitimli taraftarın sahaya inip linç girişiminde bulunur. çünkü bu ezikliği onlar değil, bu kulübün spor etiğinden yoksun yöneticilerinin kaybetmeye olan tahammülsüzlükleri yaratır.
bu kulübün eğitimli taraftarı, böyle bir maçın ardından 'nasıl siktik ercan' esprileri yapar. çünkü bu eğitimli kitle, seneler boyunca bir defa olsun kazanmanın eğitimini malesef alamamıştır, bu eğitimi almaya nail olmamıştır.
bazıları kazanmayı bilir, buna alışkındır. bazıları kaybetmeye, artık sıradanlaşır. ne yazık ki bu spor kulübümüzde yöneticilik yapanların yetisi ne kazanmayı ne de kaybetmeyi kavrayacak potansiyele sahip değildir. üzerine olmayan bir gömleği giymiş pespaye birine bakıp eğleniyor diye de kimse kimseye kızmasın; kültürden bahseden de tam bu kişilerdir. 'özür dilemeyeceğiz' demekle büyük olacağını sanan eğitimliler ile fenerlisi-beşiktaşlısı holiganizmden medet umanlara atalarımızdan geliyor;
fenerbahçe sütten çıkma ak kaşık değildir. aralarında eğer bir üstünlükten bahsedeceksek, olmayan bir sportif kültürün sahibi olmak için en çok çabalayan camiadır. bunun farkını da teröriste çevrilmiş taraftar yoğunluğunda arayınız, bu yoğunluğu en çok kimin düşürebildiğine bakınız. stadı bilenler için söylüyorum, deniz tarafındaki kalede hangi takımın kadın taraftarının maça gidebildiğine bakınız. farkı gördüğümüzde artık isviçreli bilim adamlarına ihtiyacımız olmayacak.
sözün özü; medeniyet ve spor kültüründe fenerbahçe'yi takip etmesi gereken spor kulübüdür. buna kendilerinin ihtiyacı olduğu kadar türkiye'nin ihtiyacı vardır. galatasaray türkiye'dir ya, o açıdan.
hadi monşer, bu kadar muhabbet yeter, kelt'lerden bahsedelim artık. *
garanti bankası ve finans bank işbirliği ile gs bonus kart projesini yarın hayata geçirecek olan spor klübü. resmi sitenin açılış sayfası da yarmıştır bu arada... http://www.galatasaray.org/
nondaya özel 30 cmlik kart yapacaklarmış. öyle duydum.*
--spoiler--
galatasaray çok büyük lan. olm kupaları var. platininin sözü var. bizim tek amacımızsa galatasarayı yenmek. çok seviniyoruz lan galatasarayı yenince, sezon bitiyor bizim için. oh diyoruz, rahatlıyoruz, sonra koy götüne rahvan gitsin. ama galatasaray öyle mi? fenerbahçeyi yendikten sonra bir beis, bir sıradanlık, fenerbahçe maçlarında bir rahatlık, özenmemek elde değil. hele fenerbahçe yendikten sonra yaşadıkları o naif umursamazlık, o bizim için bu hiçbir şey ifade etmiyor duygusu, 1 hafta boyunca süren yakarışlar, bünyamin gezerden başlayıp, stadda, teknik direktöründen başkanına kadar süren dert yanma, yerinme, isyan etme, sahada yumruk atan futbolcuyu aziz yumruk yiyeni çirkef ilan etme, adamın üstüne a... s.... adam ol diye koşan arkadaşı kral, nasıl koyduk diyeni istifaya davet eden eşitlikçi, adil, makul tutum? platininin sözüne izinsiz kat çıkmak istiyorum, "büyük takımlar kazandıkları kupalardan, küçük takımlar büyük takımları yenmelerinden, rezil takımlar ise nasıl yenildiklerinden bahseder" galatasarayın vakur duruşu bundan.
--spoiler--
türkiye'nin tek markası ve tek sembolü olduğunu her fırsatta suratlara çarpan türkiye'nin tek büyük kulübü. hakkında sayfa sayfa entry yazdıracak kadar kıskandırsa da kendini, bazı anadolu takımlarını sadece sportif kültürü ile boğacak büyüklüğe sahiptir. şimdiden geçmiş olsun:
türkiye deyince istanbul ve gs ın akla gelmesi başlığından sonra bir takım fanatik arkadaşı kızdıracak çarpıcı açıklama da Avrupa'nın önde gelen araştırma şirketlerinden biri olan Sport&Marktten geldi.
Türkiye ile ilgili senelik raporunu açıklayan araştırma şirketinin verilerine göre:
Türkiy'de hâlâ en fazla popüler olan takım Galatasaray ve en sevilmeyen takım da Fenerbahçeymiş. (heyecan yapma dinle bak)
Verilere göre;
ankete katılanların yüzde 49'u ekonomik açıdan Fenerbahçe'nin etkinliğini teslim ediyor, Yüzde 45'i de başarılarının hakkını veriyormuş, Ama bu durum gönül bağları açısından Sarı-Lacivertli kulübü Galatasaray'ın arkasına düşmekten alıkoymuyormuş. Çünkü Sarı-Kırmızıların yüzde 51'lik bir başarı çekiciliği varmış ve ankette yer alan sporseverlerin yüzde 46'sı onları ilgi çekici ve hatta büyüleyici buluyormuş.
araştırma sonuçları Galatasaray'ı yüzde 39'la en popüler kulüp ilan ediyormuş. Fenerbahçe'nin popülaritesi ise yüzde 29muş. Beşiktaş yüzde 18, Trabzonspor yüzde 9'la klasmana giren diğer takımlardanmış.
Takımların popüler olma nedenleri ise çok çeşitliymiş. Beşiktaş en fazla büyüleyici takım olarak algılandığından % 34, Galatasaray başarıları nedeniyle % 51, Fenerbahçe ise ekonomik açıdan güçlü olduğu için %49 popülermiş.
Türkiyenin en fazla tanına değeridir.simdi iki fenerli cıkar kime gore neye gore der ya da anket mecidiyekoy de yapılmıs ulan der.cok forma satıyoruz,stadımız full.......
eurobasket maçlarını bölgesel lig zannetip itibar ve ahlak gözetmeksizin cezalı oyuncusuna cezalı olmayan başka bir oyuncusunun formasını giydirip oynatma üçkağıtçılığını gösterebilmiş profesyonel! kulüp. ulan ben lisede basket oynarken bizim hoca kimsenin götüne takmadığı, kameranın olmadığı, 3-5 seyircinin izlediği maçlarda yapıyordu lan bunu. galatasaray gibi bir kulüp, hadi dünya'nın demeyelim, bütün avrupa'nın takip ettiği bir ligte bunu nasıl yapar? bu nasıl bir yüzsüzlüktür, nasıl bir cesarettir.
bu güzide kulübümüz basketbola yaptığı katkılardan ve sahtekarlık alanında açtığı çığırdan ötürü artık övünebilir. alkışlar galatasarayımıza...
fransa menşeli trojan. futbol müsabakalarında şike şaibe denilince akla gelen ilk on maçı bulup izleyin, dokuzunda bu takımın ismi vardır. en meşhurları 1993 yılındaki ankaragücü maçı ve 2006 yılındaki beşiktaş maçlarıdır. 25 yıldır maçları seyrediyorum; fenerbahçe'nin, beşiktaş'ın, trabzon'un bir kere olsun rakip kalecinin tuttuğu topu bırakarak veya rakibe atarak (zalad, cordoba) gol attığını görmedim. hakem hatası olabilir ama rakiple anlaşıp şike yapan başka bir türk takımı yoktur.
Ntvspor'un haberine göre Cemal Nalga ile yaşadıkları forma skandalı sonrasında yaptığı olağanüstü toplantı ile basketbol şubesindeki tüm idari ve teknik kadronun görevine son vermiş spor kulübü.
basketbol şubesinde bulunan bir kaç şerefsizin yaptıklarının cezasını, tüm sportif şubeler olarak ödeyecek takımdır.
Galatasaray adı altında profesyonel olarak çalışmakta olan kişilerin, sadece galatasaraylılık ruhuna değil, spor ruhuna ters, aksi bir davranışta bulunmaları, bu aksilikle, spor ahlakını yıkmalarından kaynaklı oluşan durumun düzeltilmesine hemen geçilmesi bir aşamadır. bu hareket, sadece galatasaray yönetiminin değil, tüm spor camiasının üzüntüsüne neden olmuştur. nitekim, türkiyenin adı kirlenmiştir. yönetimin el atmasıyla, bu işi yapan, göz yuman kişiler takım adı altından ihraç edilmişlerdir.
delikanlılık(!) yaparak basketbol şubesi teknik heyetini kovmuş kulüp. zaten normalde başka bir takım olsa hepsine birer fanila ve don armağan eder, adam başı birer çeyrek altın dağıtırdı, valla fark yaratmışlar yine nurullah görüyo musun? *
Galatasaray Spor Kulübü Erkek basketbol şubesinde yurtdışındaki hazırlık maçlarında maalesef spor ahlakı ve Galatasaraylılık Ruhu’yla taban tabana zıt bir olay meydana gelmiş, bir Galatasaray basketbolcusu başka bir kimlikle sahaya sürülmüş ve oynatılmıştır. Kulüpte çalışan bazı profesyonellerin isteği ve izniyle gerçekleştiğini yeni öğrendiğimiz bu olay Galatasaray Spor Kulübü, Galatasaray Camiası ve bütün Galatasaraylılar adına büyük bir utançtır. Bizlere bu utancı yaşatanlar adına Galatasaray Spor Kulübü olarak tüm spor kamuoyundan ve Türkiye’den özür diliyoruz.
Tüm camiamızı büyük bir üzüntüye boğan bu olaya neden olan ve Galatasaraylılık’tan nasibini alamamış sorumlu tüm idari ve teknik kadronun kulübümüzle ilişkisi hemen kesilmiştir.
Saygılarımızla
Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu
--spoiler--
altı yabancıyla sahaya çıktıklarını çok çabuk unutmuş bazı bünyelerin çamur at izi kalsın taktiğini üzerinde uygulamaya çalıştıkları kulüp. uzak dur biraz birader, nefesin kokuyo.
6 yabancı oynatmakla, cezalı oyuncuyu başka bir oyuncunun yerine oynatmayı aynı kefeye koyanların desteklediği kulüp.
6 yabancı sahaya sürmek o an teknik kadronun yaptığı mallıktır, dangalaklıktır, salaklıktır, o maçta o andaki skordan dolayı* kafa çalışmaması sebebiyle yapılmıştır.
ancak cezalı oyuncuyu hem de hazırlık maçında sakat bir takım arkadaşının forması sırtına geçirilerek sahaya sürmek direk federasyonu kandırmaktır. en basitinden evrakta sahteciliğe girer. üstelik bu işi iki maçta gerçekleştirmek de cabası.