mutfaktan çaldığım 'ne yani 1 zavalı 22 top mu olsaydı' şeklinde değiştirip yazılan spor dalı.
dünyada en çok rağbet gören ve görecek olan sportif faaliyet.
bayanların ''koskoca adamlar bir topun peşinden koşuyo.'' yakıştırmasını yaptığı spor dalıdır.
-ya nolcaktı? bi top o kadar adamın peşinden mi koşcaktı?
fifa'nın yeni kuralları oyunu baltalıyormuş, doğrudur, izleyici olarak bazen anlayabiliyoruz, ama canlı yaşamadım, bilmem.
bırakırım, uzmanları tartışsın, ekonomistler karşı karşıya gelsin, eski futbolcular yorumlasın. izlerim.
özellikle premier ligdeki "takım satın alma" modasıyla ilgili bir iki kelam etmek istedim.
---
türk erkeği, belki yüzde doksana yakını, futbolla büyür, sokaklarda diz parçalar, en önem verdiği giysilerinin arkasında "numara" yazar.
büyür, okul, iş furyasına düşer, mutlaka farklı ilgi alanları bulur, yine büyük çoğunluğun "futbol ilgisi" değişmez. o çağlarında "futbola ilgi duyan arkadaşlar" kümesi en geniş arkadaş kümesidir. o başlığın altında vakit geçirmek bu açıdan da cazip gelir.
bu açıdan tutku olarak başlamasa da, çevrenin etkisiyle "tutku" olur futbol.
bir takıma gönül verir birey, onun başarılarıyla sevinir, kötü sonuçlarda okuluna, işine gitmek istemez.
televizyon başına oturur, maç ne günse o gün "maçla" geçer. yorumlarmış, kritiklermiş, istatistiklermiş.
biz tek taraflı bir toplumuz, dünyada 2 numara f1, 3 numara basketbolsa, bizde ilk 5 sıra futboldur.
ben de bunlardan biriyim.
4 sene amatör 2 sene profesyönel basketbol oynadım, nba'i, türkiye liglerini takip ettim. zevkle.
ama hayatım futbol tribünlerinde sırasıyla hakan şükür'e, cihan haspolatlı'ya, orhan ak'a, sabri'ye küfrederek geçti.
en erken kazanılan, en kolay alışılan, en çok paylaşılan hobilerden birinin zengin şımarıkların eline geçmeye başladığını görüyorum, içim yanıyor.
"hobi kaybedilir mi?" demeyin. kaybedilir, bal gibi.
ingilizlerin futbol tutkusu yüksektir, duyuyoruz her yerde, içlerinde bulunmadım, haklarında detaylı konuşamayacağım. eminim onların da içi kan ağlıyordur kulüplerinin satılmasına. normal.
kaliteli ingiliz kulüplerinin satın alınması, bir futbolsever olarak, en sevdiğim hobimden kocaman bir parçayı alıp götürüyor.
futbolcular mı değişiyor?
hayır.
menajer mi değişiyor?
hayır.
peki ne rahatsız ediyor?
küçüksünüzdür, atari, bilgisayar oynarken, bayıla bayıla, kendinizi kaptıra kaptıra oynarken, uykudan gözünüzü açtığınızda aklınıza gelen oyunu oynarken, kendinizden yaşça büyük biri "ver bakayım biraz ben de oynayayım" der. oynamaya başlar, vermez, "ama" dersiniz, "ben ilerlemiştim, ben oynamak istiyorum", vermez, "dur, sen hep oynarsın" der, iter kenara, en büyük zevkiniz elinizden alınmıştır.
benim gözümde bu görgüsüz arapların yaptığı birebir budur.
güç-para eşitliği olan günümüz dünyasında, o adamları "kendinizden büyük olan çocuğa" benzetebilirsiniz.
oyunu alacaklar, yaptığınız puanı, topladığınız canları, tüm emek ve sevginizi mahvedip geri verecekler.
"bu oyun da iyi değilmiş, başka oyun yok mu?" diyecekler, onu da rezil edebilmek için.
siz bir daha oynamak ister misiniz bilemiyorum ama...
benim midem bulanıyor.
milyonlarca insanın zevki, şımarık zengin çocuklarının fm oyunlarına dönüyor.
baktılar dubai'ye oyuncu getiremediler, oyuncuya gitmeyi seçtiler.
bunun kelime anlamı görgüsüzlüktür.
hiçbir kudretin insanların zevklerini "hiçe saymaya" yetmemesi gerekir.
sadece bir oyun mu? yoksa bir yaşamı anlamlı kılabilme arayışı mı? ya da sadece bir hafta sonu eğlencesinin yaşamımızda vermiş olduğu heyecan mı?
günlerden hep aynı gündür. çoğu zaman en kadim dostla başlanır güne 'yalnızlık'.
bazen telaş
bazen umut
bazen korku
bazen sevgi..vs.
bazen de sevdiğini kaybetmenin vermiş olduğu bir üzüntü olur içerisinde yada sevgiyi bulamanın vermiş olduğu acı bir surat ifadesi.
her ölüm, her kaybediş her umutsuzluk aynı soruyu tekrar sordurur yaşamına, Neden yaşanmaktadır?
her defasında bir cevap bulunur.
işte bazen bu sorunun cevabı futboldur. Fanatik miyim?Hayır.
Ama bu oyunu seviyorum.
Ve en güzeli de bu oyunu bir takım tutarak seviyorum. Gün boyu hatırda kalanları unutturuyor bana bazen..
oynanmasına karşı olmadığım ama yorum yapmanın yasak olması gerektiği spor.nedir bu kadar önemli olan bir çözebilsem.ben de gittim futbol oynadım ben de gittim maç izledim ama yok kardeşim orda kendini parçalamanın mantığı nedir?adam sırf karşı takımın taraftarı diye ana avrat düz gitmenin mantığı nedir? zaten taraftar olmak nedir niye oluyorsunuz adamlar kendi kendine oynuyorlar orada.. arada bir top sizin koltuklara çarpıyor o kadar
--ilgili diyalog--
-ıyy futbol mu? 22 kişinin topun peşinden koşmasına nasıl tahammül edebiliyorsunuz?
+kaleciler pek öyle değil aslında.
--ilgili diyalog--
"I fell in love with football, as I was later to fall in love with women; suddenly, inexplicably, uncritically, giving no thought to the pain or disruption, that it would bring with..."
Türkçe meali:
"Futbola daha sonra kadınlara olduğu gibi aşık oldum: Aniden, düşünmeden, getireceği acıyı önemsemeden..."
candır, sahiden aşktır. birden fazla takımla ilgilenmek, birden çok kulüple bağlantı kurmakla çok daha eğlenceli hale gelebilir. şahsen 3 takım tutuyorum, bunların da öncelik sırası var abicim. bazıları soruyor "lan nasıl ya?" diye. arkadaş aynı anda beşiktaş'la fenerbahçe'yi tutmuyorum ki ben. ebesinin nikahındaki takımlar, hepsini de çok seviyorum anasını satayım. ama hiçbirinin maçına gitme imkanım yok, taraftar grubuna girme şansım yok. olsun, hepsine gireyim. mecidiyeköy'de liverpool formasıyla dolaşmak, st. petersburg'da galatasaray forması giymek döneklik değil, öyle değil mi? bir de...
şöyle bir yanılgı var. basketbolla, voleybolla, tenisle karıştırılıyor. onlarda bir mücadeleden bahsedebilmek için, sayının olması gerekir. her oyunda amaç sayıdır, bir şekilde öne geçmektir fakat futbolda biraz daha farklı olur bu iş. bir maç 0-0 da bitebilir. ama acayip zevkli geçebilir. zaten iyi bir futbol izleyicisiyseniz, 90 dakika sonunda "oha gol olmadı mı?" dersiniz, fark etmezsiniz. maç da güzel olacak tabi. efendim, diğer sporlarda sürekli bir sayı atılması hali vardır. futbolun güzelliği rahatlığındadır. atmosferindedir. çimlerindedir, mabetlerindedir. futbol topundadır, kalenin filesindedir. skorbordda görülen 1-0'dadır. futbol, gol atılmasa da futboldur ve her haliyle aşktır, tutkudur. sadece güzel goller için futbolu sevdiğinizi düşünüyorsanız, sadece eğlence arıyorsunuz demektir.
ki bu izleme kısmı. bir de oynaması var ki bunu, dünyada ondan eğlenceli bir iş olmasa gerek.
zevkli hale getirilmek amacıyla ortaya bi tane sağa sola da bi kaç tane hakem yerleştirip 22 kişinin koşturulması. şimdi olayı tüm bu teknoloji çağında zevksiz bi hale getirmenin en kolay yolu stada bin tane kamera yerleştirip şu futbol yorumcularının zor bela gördükleri görüntülerle yaptıkları yorumu anında net görüntülerle yapacak bilgisayarlı hakemler yerleştirmektir. şimdi oldu mu sana ofsaytı penaltısı yanlış olmayan bi maç. yok olmaz öyle, zevksiz bu iş. varsın bize gol olsun ama böyle kalsın. maç sonrası teknolojiyi ve yorumları da fazla abartmamak lazım sanırım. oyun olum bu.
oynamasını ve oynatılmasını bilen ülkelerde, seyir zevki orgazmdan daha zevkli anlara örnektir. ama; kötü ve şiddet içerikli olanı, tam olarak konusuz pornodur.