şaka maka bayağı bir örgüt kaynağı. yani misal aziz Yıldırım çıkıp dese ki ''dalın tüm gsstorelara, yakın yıkın'' küçümsenmeyecek bir azınlık bu lafı dinler. binleri kendine kitleyen bir spor. uğruna can veren can alan var. (bkz: tehlikenin farkında mısınız)
her maç sonrası hakkında kitleleri uyutmaya yarar, afyondur falan yazılan hede. amk sanki bunu diyenler her gün kitap okuma araştırma derdindeler, topluma daha fazla nasıl faydalı olurum düşüncesindeler ya.
ingilizlerin çıkarttığı ispanyolların ise enflasyondan dolayı medyatik yaptığı oyun.şöyle ki bu ispanyollar bakıyorlarki devletin durumu çok fena örneği bugünün parasıyla verelim 1 lirası 50 kuruş ediyor adamlar da insaların futbolla ilgilenmelerini sağlayıp durumu düzeltmeye çalışıyorlar.Ayrıca aynı durum yakın tarihte de Arjantin için de geçerli onlar da 2000'li yıllarda baktılar ki kriz var Futbola sarıldılar. Gerçi aynı durum bizim için de geçerli değil mi bugün daha sabah REYHANLI'da patlama olmuş ama gündem'de futbol var sonrasında ise bu futbol yüzünden ölen 19 yaşında bir genç var. Fanatizme kaçmadan belki ilgilenilmesi belki bugün itibariyle karşılanabilir ama adamlar resmen can aldılar ya futbol için.
Edit : oynamıyorum demiyorum hobi olarak yine oynuyorum.
ben ki çocukluğumda aralıksız her gün yedi-sekiz saat top koşturdum, dizlerimi parçaladım, tekme yedim ve her saniyesinden zevk aldım. her sene büyük organizasyonları hiç kaçırmadan, orta dereceli ve küçük organizasyonları mümkün olduğunca kaçırmamaya çalışarak takip ettim. ve en sıkıcı maçtan bile zevk aldım. ama şu son iki üç senedir futboldan tiksindim arkadaş. böyle olacaksa eğer hiç kusura bakmayın ama sikerim öyle işi. güzelim oyunun içine şike sokup tadını kaçıran şerefsizlere de, kendini delikanlı sanan kabadayı bozuntusu teknik direktörler ve futbolculara da, sahanın içinde orasını burasını sıvazlamaktan, küfürler etmekten hiç utanıp sıkılmayan sözümona futbolculara da, bu çok matah! insanların aklına uyup cana kıyan gerizekalılara da söyleyecek çok söz var da ne faydası olacak ki? kim anlayacak ki?
hala şu takım böyle, bu takımın taraftarı şöyle muhabbeti çeviriyor herkes ya! ne ara insan olmaktan çıkıp da fenerbahçeli, galatasaraylı, beşiktaşlı ya her ne siktiğimin takımını destekliyorsanız o takımlı oldunuz?
neyse, hadi gidin çok eğlenceli futbolunuzu izleyin. belki kazanır sevinçten ya da kaybeder üzüntüden bir iki kişi öldürürsünüz. "işte futbol bu!" değil mi? aferin.
bu topraklarda erkek çocuğu olarak doğmak demek, beşikten başlayacak bir gönül meselesine doğmakta demektir. her ailede bulunan o amca, dayı, abi veya her kimse. vardır ama illaki o hasta fenerli-cimbomlu-beşiktaşlı olanından. aileye yeni katılacak olan bir erkek çocuğunun tulumunu onun kalbindeki aşkın rengiyle boyayıp giydirir üzerimize ve o tulumları giyip o renklerden döneni pek yoktur içimizde. böyle başlar bu ülkede renk sevdası. taa beşikten.
80lerde ve 90larda fanatiklik benim gözümde pek küfür boyutuna geçmemiştir. biz öyle gördük yani büyüklerimizden. yan yana maç izlemeler, uefa kupası finalini beraber izleyip beraber tura çıkmayı gördük biz. sözlü sataşmamız asla ağır küfür boyutlarına geçmezdi. çünkü futbolu seviyorduk biz sokaklarda olan çocuklar. sakızlardan çıkan futbolcu yapıştırmalarını yapıştırdık yatak başlarımıza, dolaplarımıza, apartman girişlerimize...
milli takımın senegali altın golle yendiğini hatırlamayanı yoktur içimizde. ben o günü baştan sona unutamıyorum. millet olarak spor başlığı altında son kez tek vücut olduğumuz gündü belkide. maça yetişemiycez diyordum babama ama yollar öylesine boştu ki tam zamanında yetiştirmişti eve. maç başladı oynandı, ilhan attı derken türkiye sallandı be. sokaklara döküldü bütün millet en önde ronaldo, davala saç traşlı çocuklar koşar adım.
ümit davala ve hasan şaş. o dünya kupasında ne de mutlu etmişlerdi di mi ya bizi? fenerli olupmasına rağmen kaç arkadaşımız o traştan yapıp bir boka benzememişti? veya hasanın brezilyaya attığı golde ortalığı kaç beşiktaşlı yıkıp geçmişti? hangimiz yıkmadı ki?
zaman ilerliyor, insanlar büyüyor ve kirleniyor. ama eskiler hep temiz ve saf kalıyor. hasta cimbomlu-beşiktaşlı-fenerli kavramı fanatik cimbomlu-beşiktaşlı-fenerli'ye dönüyordu yavaştan. fanatizm işleniyordu bu milletin kanına. yavaş yavaş ve sinsice.
derbiler bunun mesajını açıkça veriyordu. samiyende, kadıköyde, inönüde deplasman tribününe değilde sanki savaşa gider gibi buluşulup gitmeler artıyordu. stada yürürken takıma tezahürat etmek yerine rakibe küfür etmek marifet görülüyordu. bunu yazıyorum ama hangimiz bunu yaşamadı ki? hepimize keyifli geliyordu bu. girip internette tuttuğumuz takımın taraftarlarının deplasmana gidiş videolarını izleyip pis pis sırıtıyorduk. e eğlenceliydi de, çünkü farkında değildik nereye doğru ilerlediğimizin.
hatırlıyorum 6 kasımda kadıköydeki maçtan sonra okula gittiğimi. iyi makara dönmüştü, galatasaraylı çocukların yüzleri beş karıştı. ama yine günümüz kadar ağır laflarla dalga geçilmemişti. düşünüyorum da geçen pazar gecesi böyle bir skor olsaydı neler olurdu? en sevdiğimiz arkadaşlarımıza, dostlarımıza neler söyleyebilirdik? veya bir liverpool maçı sonrası milletçe utanacağımız yerde, en sağduyulu insanımız bile dalga geçmişti bununla. veya fenerbahçe avrupada sıfır çektiğinde. çünkü işliyordu damarlarımıza bu fanatizm ve unutmuyorduk rakibimizin hüsranlarını. onlara da unutturmuyorduk istisnasız hiçbirimiz.
günler geçiyor ve ezeli rekabette boyut değiştiriyordu. yapay bir söylem haline dönüyordu bu yılların biriktirdiği dostluklar. baba hakkıların, lefterlerin, metin oktayların yücelttiği bu dostluk televizyonlardaki eyyamcıların ve o tarih dolu formaları giyen terbiyesizlerin olduğu ortamda yitip gidiyordu.
nefret sarmış her tarafımızı. kulüpler resmi sitelerinden birbirlerine sataşıyor, yöneticiler sürekli kavga ediyorken taraftarlardan hassasiyet beklemek normal karşılanıyordu. bir sabah pat diye bir şike operasyonuyla ortalık iyice toz duman oluyor. yöneticilerin yediği haltlar o tarih dolu renkleri kirletiyordu. sahada hiçbir şeyden habersiz varını yoğunu ortaya koymuş futbolcuların emekleri sorgulanıyordu. o içimize sinen nefreti kusmanın yolunu arayanlarda bir an bile kaybetmeden şikeci damgasını çoktan vurmuşlardı bile. belkide hiçbir şeyden haberdar olmadan. senin benim gibi insanlarda yediremiyordu işte kendilerine bunu. yürüyüşlerde başlıyordu, birbirini avrupaya gammazlamalarda. bir düşüşten bir yükseliş çıkarmaya çalışmak profesyonellik sayılıyordu.
o dünya kupasında bizleri mutlu eden hasan şaşla ümit davala, geçen pazar gecesi hiçbir insanevladının bana açıklayamacağı şekilde kin dolu bir şekilde küfürler ediyordu tribünlere. ne oldu abi size? bu kin bu nefret nasıl bu boyuta erişebildi yüreklerinizde? veya günümüzde tekrar yapılsa sakızlardan yapıştırması toplanacak oyuncular olan meireles, drogba, melo, riera, eboue bile saçma sapan hareketlerde bulunurken neyi konuşuyoruz biz? tribüne muz getirerek sahadaki drogbayı, eboue'yi kendince küçük düşürmeye çalışan insanımsılar varken neyi konuşuyoruz biz? ben johnson'la, uche'yle, okocha'yla büyüyen biri olarak bunu yapan biriyle aynı takımı tutuyor olamam.
yıllar hala geçiyor ama görüntüler hala değişmiyor. kavgalar son bulmuyor. lugano, keita, luciano, emre aşık, volkan, sabri, emre, arda, semih. şu an avrupada olan arda bile etti bu kavgayı. koca avrupayı dönüp dolaşıp gelen emre'de burada etti. bir fenerbahçeli olarak şu saatten sonra isterse takımın en önemli oyuncusu olsun, kin ve nefretle dolu kimseyi istemiyorum bu takımda. emre, volkan, meireles. biz alex gibi bir adamı göndermişiz usta. sırf kişiliği yüzünden bu ezeli rekabetin çıtasını bir nebze yukarda tutan adamı...
hiçbir kulüp bu kadar olaydan sonra bile hala özeleştiri yapamıyor. ne fenerbahçelisi sıcağı sıcağına meireless'le ilişiğini kesemiyor. ne de galatasaray meloyla. bunun aksine resmi hesaplarından tweet atıyorlar, kadıköy hatırası 2 diye, yok galibiyet için t-shirt çıkaracağız diye. sabri çıkıyor diyor anama küfretti sokakta cinayet sebebi. volkan diyor sokakta birine böyle davransa karşılığını alır. iki takımın kaptanı bile dün gece gencecik bir çocuğun pisi pisie ölmesine rağmen hala magandalıktan dem vururak örnekler verebiliyorlar. ne biz bu futbolcuları hakediyoruz, ne de bu renkler.
galatasaraylısı fenerle oynasın oynamasın her gol attığında stadında fener ağlama diye şarkı açıyor, nkfvas diye atkı yaptırıyor. fenerlisi çgkyghtaak diye tezahürat yapıyor. beşiktaşlının stadı yıkılacak ve son maç ama fenere küfretmeden bitiremiyor maçı. twitter'a bakıyorsun onca olay olmuş, hala hashtag peşinde olan binler. ve hala üzerindeki suçu kabul etmeyip rakibindekileri konuşan binler. rakibini dünyaya rezil etme çabaları.
futbol? konuşulacak son şey artık futbol. konuşulacak o kadar çok kirli şey varken futbol sadece teferruattır. çok uzun olmasa da yıllardır futbolu ve tribünü seven biri olan ben bile şu an o kadar mutsuzum ki ne bir maça gitmek, ne de tezahürat yapmak istiyorum. yılların nefreti ve kini bir gecede patladı. gencecik bir çocuk öldü. ertesi gece televizyonlara bakıyoruz ve o asfalt gibi suratlarıyla sözüm ona futbol yorumcuları yorum yapıyor. 5 dk burak, daha sonra futbolcuların ortaya çıkan görüntüleri. 5 dk burak, daha sonra muz uzatan taraftar ve ırkçılık üzerinden espriler yapmaya çalışan yorumcular. * 5 dk burak, daha sonra olimpiyatlar için zedelenen itibarımız bilmem ne... insanın oturduğu yerde kanı donuyor. canı acıyor. o anneyi düşünmekten uyuyamıyor. 5 dakika önce binseydi o metrobüse, kendi veya arkadaşları başına gelebilecekleri düşünmekten çıldırıyor. cidden çıldırıyor.
temiz değil ne bu lig ne bu yöneticiler ne de futbol. kirlendi çünkü. hem de üzerine sadece çamur değil, kan bile sıçratılarak...
Futbola hiç bu gözle bakmamıştım. Çok etkileyici bir yazı:
...
''futbol, dünyanın en demokratik oyunu. zengin fakir, dileyen herkes oynayabilir. oynamak için diğer spor dallarında olduğu gibi özel sahaya, tesise, potaya, ağa gerek yok. diğer bütün takım sporlarının aksine ekstra ekipmana da ihtiyaç yok futbol oynamak için. kask, omuzluk, ağ, sopa, özel ayakkabılar şart değil. dünyanın çoğu fakir ülkesinde çocuklar top bile olmadan, otlardan, çoraplardan yaptıkları yumaklarla oynuyor. futbol için, uzun boylu, kısa boylu, adaleli, iri yarı, şişman, zayıf, hızlı olmanız gerekmiyor.
insan soyunun en ortak özellikleri olan ölüm, doğum ve evliliğin adetleri bile coğrafyadan coğrafyaya, kültürden kültüre değişirken, futbol dünyanın her yerinde aynı kurallarla oynanıyor. futbolun sahibi olan bir kültür ve ülke yok. tüm insanlığın ortak malı''
sadece 22 kişinin top peşinde koştuğu bir spor olarak görülmemesi gereken, matematik, geometri, sosyoloji, psikoloji gibi bir sürü bilim dalını da içine alan ya da bunların inceleme konusu olan spor dalı.
genelde kibirli enteller, söz meclisten dışarı, futbolu küçümser ve genişliğini görmekte zorlanır. oysa ki futbolun ruhu inkar edilemez.
zeki, gerizekalı, güzel, çirkin, genç, yaşlı; 7' den 77' ye çok büyük bir çoğunluğun izleyip tutkunu olduğu spor. herkesin keyif alamayacağı büyük tutku.
öyle modern zamanların afyonudur falan diyenleri hiç siklememesi gereken caaaanım spor dalı. ben hayata dair ne öğrendiysem senden öğrendim lan. geleceği planlamanın ne kadar önemli olduğunu olduğunu barcelona'nın cruyff'un sistemini 25 yıldır sindirmeye çalışmasından öğrendim.istikrarın önemini her sezon formasını almayı kendime borç bildiğim desteklemekten büyük keyif aldığım manchester united'ın efsanesi alex ferguson'dan öğrendim. paranın her kapıyı açabileceğini chelsea'den öğrendim. imaj her şeydir sözünü uygulamalı olarak 11 senedir şampiyonlar ligi'nde finale bile çıkamayan real madrid'in her yıl 400-500 milyon euro gelir elde etmesinden öğrendim. planlarının her zaman tutmayacağını , bazen hiç hesapta olmayan sorunlarla karşılaşabileceğini arsenal'den ve arsene wenger'den öğrendim. projene aşık olmamayı , değer kattığın işlerin başkalarının elinde daha yararlı olabileceğini gördüğünde onu elden çıkartmayı göze almayı porto'dan öğrendim. hayatta başına ne gelirse gelsin eğer senin içinde hala volkanlar patlıyorsa bir gün yeniden hakettiğin yere geleceğini juventus'tan öğrendim. boşluk bulup sivrilen insanların bir gün mutlaka hakettikleri yere döneceğini inter'den öğrendim. ilahi adaletin bir gün mutlaka tecelli edeceğini 2009'da stamford bridge'de 4 net penaltısı çalınmayan chelsea'nin turu o sene kaybedip , geçen yıl ilk 40 dakikasında 2-0 geriye düşüp , kaptanı atılıp ve dünyanın en iyi futbolcusunun penaltı kaçırdığı maçta barcelona'ya yenilmeden finale çıkmasından öğrendim. bu hayatın tamamen bir denge üzerine kurulduğunu , her şeyin abartmadan sadece gerektiği şekilde yapılması durumunda nasıl mükemmelleşeceğini bu sene bayern münchen'den öğrendim.
ve en önemlisi hayatındaki sevdiğin insanların her zaman seni memnun edemeyeceğini , kusursuz olmadıklarını , seni bazen üzebileceğini , utandıracağını ama ne olursa olsun kalbinde olan sevginin hiç azalmaması gerektiğini ve sevdiklerin olmadan yaşayamayacağını fenerbahçe'mden öğrendim.