bizim salak turk halkinin ugruna kendini parcaladigi bolge. simdi bu abd'deki araplari biraz anlatayim da ne demek istedigimi anlayin. buraya bir suru arap geliyor. universitelere falan. hepsinin altlarinda hummer'lar, escalade'ler, bmw'ler. buradaki simarik amerikali kizlara mekanlarda bin dolarlik siseler aciyorlar. dogumgunlerinde en pahali hediyeleri aliyorlar. dunya umurlarinda degil. ulan arap hic siklemiyor, o kadar petrol dolarlari ile, bizim salak turkler filistin de filistin. ulan bu kadar insancilsin peki niye sudan'daki katliamlara sesini cikarmiyorsun? kongo cumhuriyetindeki ic savas niye umrunda degil? boyle araptan daha arap turkler tamamen midemi bulandiriyor.
ağlamayan, yıllardır savaşan ülke. tanka sapanla karşı çıkanı mı dersin, taşlarla zırhlı askerlere saldıranını mı dersin. hepsi mevcut. lakin bi yere kadar. mücadele ettiği ülke israil. klavye başında ahkam kesmekle aynı değil bu. yeri geldiğinde basit bi sokak kavgasından bile kaçtığımız oluyor.
ayrıca bizleri satanlarının olduğu doğrudur. lakin bizleri bizim içimizde bile satan doludur. tüm ülkeyi bu şekilde suçlamak ne kadar doğrudur bilemem.
başkenti ramallah, en büyük şehri gazze, koordinatları 31°54k, 35°12d bağımsızlığını 15 kasım 1988 de ilan etmiş bir ülkedir. toprakları yok değil, işgal edilmiştir.
henüz misketin iç hacmini hesaplamayı bilmeyip, sadece yerde yuvarlayarak oynadığımız bir oyun iken görmüştük, abilerimizin puşileri takıp beyazıt meydanlarında "kahrolsun israil" nidalarını. işaret ve orta parmaklarının uçlarına sıkıca bağladıkları lastikleri sapan olarak kullanıp, tanklara taş atan yaşıtlarımı televizyondan izlemiş, toprak kelimesinin bu denli önemini o zaman kavrayabilmiştim. aslında çok da uzak değildim. hamas, gazze, molotof kokteyl, puşi, gerilla.. yabancı terimler değil bilakis kulaklarım aşina fakat terimsel olarak hayatımda hiç yer kaplamıyordu. görülen ve teselli ikramiyesi olan kınamalar, canlara kıyıldıktan sonra devlet büyüklerinden geliyordu. hemde kuru kuru. farkında olmadan kokakola içip, tadelle yiyerek eleştiriyorduk bu zulmü. oysa nerden bilebilirdik her yudum yediğimizin bir mermiye dönüşüp, bir mazlumun göğsüne saplanacağını.?
yıllarca yapılan bu zulüm, sadece -şimdi olduğu gibi- konuşuldu. binlerce cana kıyıldı, kıyılmaya devam ediyor. israil, filistine gelen yardımlara el koydu. sadece kısa süreli tedavi edecek ilaçlara, ölmeyecek kadar yemeleri için müsade ediyor. oysa bir gecede filistin de taş taş üstünde kalmayacak şekilde silip süpürür. ancak bu hamlesi ona pahalıya patlar. böyle can çekiştirerek azar azar, narkoz misali kıyım yapmaya devam ediyor ki herkes konuşsun sadece. sadece konuşulsun.
hiç aklımdan çıkmadı, çocukluğumun soft hatıralarına kara bir leke gibi yapışmıştır. israilli bir kaç askerin, filistinli bir çocuğun kolunu geriye çevirip taşla vura vura kırma görüntüsü. ve hiç aklımdan çıkmadı bir çöp bidonunun arkasına çocuğunu saklayıp, "ateş etmeyin çocuk var" diyerek el işareti yaptığı ve dakikalar sonra isabet eden kurşunlarla can veren baba ve oğlunun. biz sadece konuşalım.
kanayan yaramiz...
bitmeyen cilemiz... kendilerinden baskalarinin kendilerine hizmet icin var olduklarini zanneden, sozde vaadedilen topraklar ugruna zulmun doruklarina cikan adi yaratiklarin zulumlerine maruz kalan ulkemiz. eski liderlerinin ne halde oldugu maglum. allah simdiden baslatti azabini. atesleri bol olsun.
israille aralarına yapılan duvarın çimentosunu satan meclis başkanlarına sahiptir.
" Soru şu:
- israil'in Filistin'e ördüğü duvarın çimentosunu kim veriyor?
iddia şu:
- Filistin Meclis Başkanı Ahmed Kurey...
Evet inanılır gibi değil.. Üstelik büyük ihtimalle doğru.
Düşünün ki, israil, Gazze yi kuşatmış. Açlık ve sefalet var. ilaç bile giremiyor. israil işte bu çağdışı kuşatma için duvar örüyor...
Ve o duvarın çimentosunu Filistin Meclis Başkanı sağlıyor...
Kahire sokaklarında duydum bunu... Aslında daha önceden biliniyor olabilir. Ama ben böyle bir skandalın duyulup da neden Türkiye’de bizi çarpmadığını merak ediyorum.
Örneğin istanbul’da her gece israil konsolosluğu’nun önünde gösteri yapan kardeşim, bunu duysa o anda ne yapacaktı?
Gidip Filistin temsilciliğinin önünde “ikiyüzlü” diye Filistin Meclisi’ni protesto mu edecekti?
Eder miyiz?
Etmeliyiz...
Her türlü ihaneti, ikiyüzlülüğü, sahici olmamayı protesto etmeliyiz..."
bombalara direndiler, tanklara direndiler, alev toplarına direndiler...
fakat nifak tohumlarına karşı bir türlü direnemediler. daha kaç nesil şehit olacak acaba?
tek vücut olmayı başardıkları gün hiç bir güç karşılarında duramayacaktır. ama o gün gelecek mi acaba?
ortadoğu'nun bahtsız ülkesi hangisidir diye bir soru sorulduğunda akla ilk gelen ülkedir filistin. hep yalnız kalmıştır. hep ezilmiştir, kakılmıştır. çevresinde dost görünen ülkeler vardır fakat hepsi de hipokrat yemini etmiş işkence doktorları gibidirler. israil bombalar yağdırır, katliamlar yapar, ambargolar uygulatır ve bu dost* ülkeler film izler gibi bunları izler. sonra yaralılar ölüler ortaya çıkar ve yine bu ülkeler bu sefer de ucuz kahramanlık yaparak yardım kampanyaları başlatırlar. gazze'ye yardımmış. türk kafalılarız işte. ya bir işi son saniyede halletmeye çalışırız yada film başladıktan sonra salona girmeye kalkarız..
benim hz.muhammed'den öğrendiğim müslümanlık böyle bir müslümanlık değil. yazıklar olsun.
aslında onları da, suriye'yi de satan bizizdir. Akp türkiyesi'dir. nasıl mı?
filistin davos'ta sözde ayar veren rte ile kurtulmadı. ayar vermek lafla olmaz.
- israilli pilotları türkiye'de eğitilmesi
- israilli pilotların türkiye'de tatbikat yapması
- israil'in filistin katliamlarına yönelik nota bile verilememesi (verilen nota, başbakana yapılan söylemlere karşıdır)
- nota verme önergesine akp olarak karşı çıkılması.
- rte'nin bop eşbaşkanı olması
- bop'un filistin'i yok etmeyi de içeren bir proje olması
- tayyip'in yahudi lobisinden üstün cesaret nişan alması. ki bu lobidir filistin ve türkiye üzerinde aleyhimize stratejiler üreten.
ayrıca türkiye'de popülasyon yaratan sözlerin çevirmenler tarafından çevrilmediğini de bilin. iş, danışıklı dövüştür. ne de olsa bop eşbaşkanı. Seçim öncesi israil kıyağı.
ama noldu?
israil'e sınırlarımızı veriyoruz. yarın suriye sınırını israil çevrelerse türkiye bu bataktan nasıl çıkacak düşünsün.
ha bu arada sanmayın ki ingiltere, abd ve israil'e de yarandık. onları da memnun etmedi akp türkiyesi. neden?
tezkere geçirin dediler geçiremediler, asker verin dediler, veremediler. allah'tan sağduyulu muhalefet buna en azından engel olabildi.
kör gözlerle muhafazakar gözlükleri takıp uyumaya devam edecekse insanlar etsin... ama elin oğlu köle değil. sen kendi toprağını, petrolünü, madenini, suyunu verirsin. Ama acılar içindeki filistin tek imkanı olan bu destekle sana tepkisini dile getirir. haklı mıdır? gayet de haklıdır.
Kurulması durumunda 21. arap ülkesi olacak olan devletimsi. Şahsen kürt, azeri ve beluci devletlerinin kurulmasını bu devlete tercih ederim. 20 tane arap devletinin insanlığa faydası ne oldu ki, bu devletin faydası olacak? Baştan bir halt olmayacağı belli olan, halkı ilk fırsatta yurt dışına kaçacak olan bir yeri devlet yapmakta ne gibi bir fayda var ki?
bir humma nöbeti gibi sarmışken dört bir yanı, ölümün sıtması. kalplerin bir çoğu da buna yakalanmışken. umudumu ve inancımı korumaya çalışıyorum var gücümle. dudaklarım sayıklıyor bazen yağmur bulutlarını. en çok da tokluğun ismi duyuluyor dualarımda. kıtaları saran bu ölüm, vahşet ve kıygının, nasıl biteceğini bilemesem de; belki insaniyetler, merhametler, aralanan gözlerde nemlenen birkaç damla yaş, damlaya damlaya birikir... kim bilir... belki de!
o insanlardan daha muhtacız aslında, bir yudum suya, bir lokma kuru ekmeğe, pirince, mercimeğe, una. belki anımsarız şükrümüzü, belki doyar insanlığımız ve çöker dizlerinin üstüne. uykularım yaralı en çok, ah bilseniz nasıl kıvranıyor. her masal başlamadan yahut düş, pencereleri açılmadan, kuvvetli bir rüzgar esiyor. masumiyet güzelliğini yitirirken, utancım zedeliyor insaniyeti.
her hikayenin kendi yaşı olur sanırdım
her masalın kendi tarihi yahut
bilmezdim insanların zamanı öykülerin de zamanıymış
aynı günlere bölünürmüş meğer, aynı hakikatlerce lanetlenirmiş.
aynı sevdalar yaşanırmış, lakin farklı kalplerin yeminiymiş meğer...hangi öyküler dolaşır damarlarında, hangi sevda besler hücrelerini. beyaz atlar çiğneniyor cehennem atlılarınca, hangi korsan bağışlar masumiyeti...
annesi amerikalı, babası filistinli bir arkadaşım, ismi jamal, dediğine göre araplar çadırda yaşamayı bırakıp medeniyet düşünmediği sürece her zaman kanayan bir yara olacak ve yakında olmayacak yermiş.
artık filistinliler bile tamamen gözden çıkarmışlar filistini, çünkü yanlarında kimse yok. konuşmamızdan bir bölüm;
rs ne la - dostum, unuttular sizi buralarda, haberlerde filistin göremez olduk...
jamal - problem değil 'şaşırmadım buna çünkü biz alıştık buna'.
rs ne la - şimdi ne olacak?
jamal - gazze artık onların, filistin gazze'yi gözden çıkaralı aylar oldu. ben de abd'ye gideceğim sanırım.
rs ne la - sıkma canını.
jamal - yok ya ne sıkacam, filistin diye bir yer olduğunu mu düşünüyorsun hala?
Toprağın sahibi ile toprağın işgalcisinin savaş alanı... Çatışmalar, tuzaklar, baskınlar, yıkımlar ve suikastler diyarı... Acının ve sevincin, ölümün ve hayatın yan yana gezdiği mekân... Zulmün asude bir şekilde kol gezdiği mazlumlar ocağı... Mazlum ve yetim kalmış bir milletin ağıdı... Gönüllerin ve ümmetin kanayan yarası...