kalbimin derinliklerinde yaptığım nobel ödül töreniyle en birincilik ödülünü kendisine verdiğim gereksiz kitap. bence uyumaya alışmış toplumlar için durmadan öten bir çalar saatten farkı yok.
gökdelenlerin yıkılmaya başladığı son sahnesinin son saniyelerinde bir penis resminin görüldüğü film. izleyenlerin çoğunun fark edemediğini düşünüyorum çünkü çok hızlı bir şekilde geçiyor bu resim. ne maksatla koymuşlar anlayabilmiş değilim.
bakıyorum da bazıları filmin sadece mekan olduğunu anlamış sadece ismine bakarak.bu arada espriyi de anlayamamış.
edit:bu 2 entry arasında bir entry silinmiş ahahahah ne adamsın sen ya.sildin dimi hemen.
filmi izleyen herkes sinema eleştirmeni elit insanlar değil tabi ki. yurdum insanının (doğal, candan, samimi):
-abi dün bi film izledim çok manyak bişii böyle bi eve kapanıyolar dövüşüyolar herkes birbirini dövüyo.
+heee ben de izledim lan onu tayler durden (durden diye okunacak) o.
Edward Norton tıfıllığı döneminde de olsa O işin içinde olduktan sonra fazla söze gerek yok... konusunun yanında belki de sırf Edward için 3 kez izlediğim şahane film...
defalarca defalarca izlenesi film. kitabıyla da çok paralel. çok güzel uyarlanmış. zaten edward norton.. helena bonhem carter bebeyim de var. ne olsun.
"şeylerin etrafında kalabalık oluşturduğu bir merkezsin sen.
şeyler dünyasına bağımlısın. o güler yüzünün yansıyacağı parlak şeylere ihtiyacın
var. boşluğa, tamamlanmamışlığa tahammülün yok. sen eşya katalogu müptelasısın.
telefonla sipariş dünyasının bir parçası. kablolu her oyunda(fax, lap-top, telefon...)
oynamak isteyen bir gönüllüsün. sen bir ölüsün. sen insanı öldürürsün. sün. sün.
sünepesin. süngersin. şeyleri emen emen emen ve şeyler tarafından emilen
doymak bilmez bir süngersin. sürgündesin. şeylerin soğuk ve ele geçirici dünyasının
sayısız sürgününden birisisin. sürgünlüğünü seçme özgürlüğü zanneden bir süzmesin.
ah! sen, beni kelime oyunlarına mecbur edensin.
efendisin. kölesin. bir çok şeye sahip olan bir efendisin. sahip olduklarının sonunda
sana sahip olduğu bir kölesin. "
"abi fayt kulüp (evet kulüp) diye bi film izledim,çok güzel. böyle adamlar eylencesine dövüşüyorlar,özgürleşiyorlar. hadi bizde dövüşelim."
adama sorarlar koskoca fight club'dan bunu mu anladın?chuck palaniuk'un eserinden bunu mu çıkardın? bazılarına izlettirmemek lazım bu şaheseri. valla bak. hayır birde oradaki sözleri alıyorlar facebook'a status yapıyorlar. "burada ne anlatılmış? ne demek istemiş senarist?" dersen mal gibi kalırlar ortada.
beynimi resetleyip, hiç bir şekilde hatırlamadan yeniden izlemek istediğim çok hoş bir film. lakin; sonunda ki dumurluğu hiç izlememiş birisinin beyni ile yeniden yaşamak istiyorum.
üç beş adamın kuytularda kavga etmesini anlatan ucuz dövüş filmi gibi absürd bir tanımı haketmeyen film.
haketmemesinin nedenini de burada uzun uzun anlatacak kadar anlaşılamayacak bir film olduğunu hiç zannetmiyorum. bir defa izleyip de anlaşılamaması kişinin iq seviyesiyle alakalı olsa gerek.
sadece üç beş adamın kuytularda kavga etmesini anlatan bir film değildir. aynı zamanda bir insanın yaşadığı kişilik bölünmesini,kafasında yarattığı kişinin kendisini ele geçirmesini anlatan psikolojik boyutu da olan filmdir.