fethullah gülen

entry6811 galeri466
    682.
  1. kendisiyle yapılmış bir roportajdan alıntıdır.

    'Eski bir makalenizde Şemsettin Günaltay'dan yapılmış bir alıntı medyada çeşitli şekillerde tartışıldı…

    Değişik zamanlarda farklı kimselerden istifade ettiğimi söylemiştim. Günaltay, Nurettin Topçu, Necip Fazıl, Mehmet Akif gibi, yine mesela, ismail Safa'nın Kur'an'la alakalı şiirini ve Peyami Safa'nın eserlerini zevkle okumuşumdur. Okuduğum kişilerde tasvip edeceğim şeyler de vardır, etmeyeceğim şeyler de… Bunların da birbirleriyle ilgili tenkitleri olmuştur. Mesela, Merhum Topçu, yine saygıyla karşıladığımız Necip Fazıl tarafından Rapor'larda çok ağır bir şekilde tenkit edilmiştir.

    Ben olumsuzluklara takılmaktansa, her ikisini de sevmeyi tercih ettim. Mesela Mehmet Akif, Nurlar'dan (Risale-i Nur'u kastediyor) daha evvel ufku, samimiyeti, endişeleri, eğitim ve ilim sistemi adına ortaya koyduğu çerçeveyle, düşünce hayatıma tesir eden bir insandır.

    Şemsettin Günaltay da öyledir. Bir dönem başbakanlık yapmış, Ankara ilahiyat Fakültesi onun zamanında açılmış, maalesef 163. maddenin çıkışında da sanki ondan cevaz alınmış gibidir. Dolayısıyla onda da tasvip edeceğimiz şeyler olduğu gibi, etmeyeceğimiz şeyler de vardır. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus var.

    Nedir?

    Çok meşgul olduğunuz insanlar bir yönüyle sizin zihin muhassalanız (birikim) haline gelir. Siz farkında olmadan onlardaki mazmunu (anlam, nükteli ve sanatlı söz) kendi üslubunuzla sunarsınız, bazen hiç farkında olmadan şiirdeki tevarüdler gibi olur, belki de aynı şeyleri söylersiniz. Bazen de bir üslup diyorsunuz, kime ait olduğunu hatırlamıyorsunuz ya da falanın üslubuyla bu mesele şöyledir, diyorsunuz.

    Ben farkında olmadan bir şey söylüyorum, daha sonra bu 'Tereddütler' serisinde yahut 'Prizma'da çıkıyor; oradan okuduğum zaman fark ediyorum, kafam Nurlardaki mazmun ve disiplinlerle öylesine yoğrulmuş ki, oradaki mazmunu aynıyla vermiş oluyorum. Mehmet Akif'in şiirinde geçen mazmunlar, mantuklar, mefhumlar (kavram) o kadar çok nesir olarak tecelli etmiştir ki, şimdi yazılan şeyleri bundan sonra araştırmaya kalksam birçok şey çıkar.

    Bunu benim anlayacağım bir cevaba dönüştürseniz, örneklendirseniz?

    Mesela, Mecelle'deki "Zaruret miktarı mahzurlu şeyler mubah olur.." kuralını düşünün, ben kuralı aynen almamışımdır ama, "insanlar bazı şeylere muzdar olurlar, kendileri veya çocuklarıyla alâkalı hayatî tehlike olur, dolayısıyla bu tür durumlar bizim zararlı saydığımız bazı mahzurlu şeyleri mubah kılabilir" demişimdir. Ben o kuralı aynıyla ifade etmemiş olsam da, söylediklerim o kurala bağlı şeylerdir. Yani bunun gibi sözlerimize, satırlarımıza girmiş mantuklar, mefhumlar olabilir.

    Benim aynı şekilde –sadece takdir ettiğim kimselerin değil- mesela, bütün eserlerini okuduğum halde takdir etmediğim Sartre gibi Camus gibi kişilerden de, romantizmini beğenmediğim halde okuduğum Balzac'ın Vadideki Zambak'ından da aklımda kalan bazı şeyler olmuştur.

    Diğer taraftan, zihinlerde şüphe uyarmak için serrişte edilen yazıyı, 1984 senesinde bir arkadaşa dikte ettirerek yazdığımı ifade etmeliyim. O dönemde yazdığım yazılara ismimi koydurmuyordum; Sızıntı dergisindeki diğer yazar arkadaşlar da, kaleme alınanlarda bir güzellik varsa onun kendilerine mal edilmesini istemiyor, bir mahviyet duygusuyla müstear isimle ya da isimsiz yazıyorlardı.

    Derginin o sayısı ve sonrakilere de bakılınca görülecektir, herhangi bir isim yoktur başyazıların altında. Çünkü, bizim derdimiz, o yazdı, sen, ben yazdık, değildi; güzel bir düşünce, faydalı bir fikir varsa milletimiz bundan istifade etsin diyor ve hoşumuza giden şeyleri herkesle paylaşma isteğiyle neşrediyorduk. Ayrıca, kitapları basan yayınevi de bu konuda bir açıklama yapmış, tebyiz (yazı taslağını temize çekme) esnasında müstensihin "ifadenin Günaltaycasıyla" kısmını hataen atladığını belirtmişti.

    Bir insan, bütün bu hususları görmezlikten gelerek yakışıksız ithamlarda bulunursa insafsızlık yapmış olur kanaati acizanemce.'

    bu işin bir tarafı ikinci kısmı ise eleştiride bulunmayı bile tam yapamıyoruz bahsi geçen kitap 2004 yılında yayınlanmamıştır. ve 1980 den başlayarak yazılmış makalelerin toplanmasıyla hazırlanmıştır.

    ayrıca bu makaleler sızıntı dergisinde yayınlanmış olup her daim kaynakları verilmiştir. fakat bazı yıllardaki bazı makalelerin yazılış yerlerinden dolayı kaynakları sonra verilmiştir. bu olay 2004 yılında vuku bulmuştur fakat bazı sorunlardan dolayı verilemeyen kaynaklar en geç 1998 yılında yayınlanmıştır. merak edenlerin sızıntı dergisine bakmaları meraklarını gidermeye yetecektir.
    2 ...
  2. 681.
  3. ismet inönü dönemininde Başbakanlık yapan Şemsettin Günaltay'ın ilk baskısı 1915'te yapılmış olan Zulmetten Nura adlı eserinin 1925'teki üçüncü baskısıyla, Fethullah Gülen'in 2004 yılında yayımlanan Buhranlar Anaforunda insan kitabında birbirinin neredeyse aynı olan bazı cümleler bulunmaktadır:

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    ... Münevver züppeler, şimdiye kadar istanbul sultanlarının sağmalı olan Anadolu'ya gidip gezmeyi hiç düşünmemiş; köylülerle, Anadolu ibişleriyle konuşmayı, onların ruhunu anlamayı hatırlarına bile getirmemişlerdir. Konaktaki Aşçı Mehmed, Ayvaz Hasan, ispir Ali ile konuşanlar varsa, o da sırf diliyle alay, saflığıyla istihza etmek içindir. Beyefendinin Frenk ruhunu tedkikten, Paris'in ezvak-ı dura-durunu (uzakta kalan zevklerini) özlemekten, Fransız Edebiyatı'nın ince noktalarını araştırmaktan kendi vatanını düşünmeye, Anadolu'sunu gezmeye, Anadolu'nun hastalıklarını, marazlarını deşmeye vakti yok ki! Hem bu kaba Türklerle uğraşılır mıymış?.. Şimdiye kadar aldığı terbiye, sevimli ve şık madmazellerin, muhterem 'saint'lerin, insaniyetperver misyonerlerin öğrettiği prensipler, onda öyle bir zihniyet hásıl etmiştir ki, kendisine hitaben 'Türk' diyecek olursanız, bunu en büyük hakaretlerden addeder ve pür-feveran ateş kesilir (Günaltay, sah: 157).

    ... Bir kesim, kendisinin sağmal'ı saydığı Anadolu'yu hep horlamış; bir kerre olsun gidip orada dolaşmayı, kendi insanı ile görüşüp konuşmayı hiç mi hiç düşünmemiş; onların dünyalarına yükselip onlarla hemhal olmayı, ruhlarını keşfedip anlamayı asla hatırına getirmemiştir. Ara sıra bir kahveci Ali, aşçı Hasan, berber Süleyman'la görüşenler olmuş ise de bu onların diliyle alay, safvetleriyle istihza ve anlayışlarıyla eğlenmek için olmuştur. Bu kesimin insanı, frenk ruhunu tedkikten, batı yakası zevkleriyle sermest olmakdan, Fransız ve ingiliz edebiyatının inceliklerini araştırmakdan, kendi dünyasını düşünmeye, onun insanıyla içli-dışlı olmaya ve onun dertlerini dinlemeye kat'iyyen vakit bulamamıştır! Onun şimdiye kadar ruhuna içirilen terbiye anlayışı; sevimli ve şık matmazellerin, muhterem saintlerin, insanlık hayranı misyonerlerin! Onun demine-damarına işlercesine ruhuna aşıladıkları prensipler, onda öyle bir düşünce yapısı meydana getirmiştir ki, bugün kalkıp kendisine 'mü'min!' diye sesleniverseniz, bunu yüzüne savrulmuş en büyük hakaret sayacak ve sizi huzurundan kovacaktır (Gülen, sah: 1).
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    ... Panaromanın diğer tabakasına geçiniz! Orada büsbütün başka bir manzara! Her nevi teceddüde muarız, terakkiye doğru atılacak her hatveyi tevkife sai öteki yadigarlar! Milliyetlerinden ne kadar uzaklaşmışlarsa berikiler de maziye gömülmeye o derece meftun. Evvelki, Frenk olmadığı için Türk'ü ne kadar hakir görüyorsa, beriki de aba-i vacidadından görmediği için çatalla yemek yemeyi o kadar günah (!) addediyor (Günaltay, sah: 158).

    ... Madalyonun diğer yüzündeki manzara da bundan farklı değildir. ...her nev'i yeniliğe muarız, terakki ve tekámül istikametinde atılan her adıma muhalif, sinesi öbür álemin heyecanlarından mahrum, düşünceleri hakikatsız ve her türlü ilmi araştırmayı günah sayan sığ bir güruh almıştır. Öncekiler, milletlerinden, milli ruhdan uzaklaşmayı yenilik ve inkılap saymakla; sonrakiler de şekli bir maziye ve onun kuru ve ruhsuz yanlarına saplanıp kalmakla milletlerine ihanet etmişlerdir. Birinciler, frenkleşmediği için kendi milletlerini dahi hor görecek kadar yabancılaşmış; berikiler ise sırf eski devirlerde bulunmadığı için bir kısım teknik gelişmeleri, yeni icad ve keşifleri, devriyle hesaplaşabilecek güçte fikir akımlarını bid'at saymış, lanetlemişlerdir (Gülen, sah: 2).

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    ... Her millet kendi ruh ve kabiliyetiyle mütenasip teşkilat ister. Milletlerin teşkilat-ı idariyye ve ictimaiyyeleri asri ihtiyaçlarının, ruhi temayüllerinin mevludu değil midir? Ve öyle olmak icap etmez mi? (Günaltay, sah: 158).

    ... Oysa ki, her millet, kendi ruh ve kabiliyetine uygun, kendi düşünce ve inancı çizgisinde müessese ve teşkilat ister. Rica ederim; milletlerin idari ve içtimai teşkilátları, maarif ve düşünce akımları, asrın ihtiyaçlarının ve milletin ruhî temayüllerinin neticesi değil midir? (Gülen, sah: 2).

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    ... Muhtelif milletlerin tarz-ı ıslahat ve tanzimatlarını teşrih eden saháif-i tarih tedkik edilirse görülür ki bir milletin hayat-ı ictimai ve siyasiyesini tanzim, terbiyesini tekeffül, rehberliğini deruhte etmiş olanlar, kavanin-i tabiiyyeye tevfik-i hareket hususuna ne kadar gayret göstermiş, milletlerinin ruhuna, asrî ihtiyaçlarına ne kadar derinden nüfuz etmişlerse mesailerinden o derece feyyaz semereler istihsal etmişlerdir (Günaltay, sah: 159).

    ...Dünden bugüne, muhtelif milletlerin ıslahat tarzları ve inkılabları araştırıldığında görülür ki; bir milletin ictimai ve siyasi durumunu tanzim, terbiye ve yükselmesini deruhte ve rehberliğini yüklenenler; hareketlerini fıtrat kanunlarına uydurma hususunda ne kadar titizlik göstermiş; milletlerin ruhuna ne kadar vakıf olabilmiş ve çağın getirdiği ihtiyaçlara ne kadar nüfuz edebilmişlerse, çalışmalarında o derece semereli olmuş ve milletlerine de o nisbette ölümsüzlük vaadedebilmişlerdir (Gülen, sah: 3).
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    http://hurarsiv.hurriyet..../haber.aspx?viewid=509188

    edit sharabi: her şeyi geçtim. ağlamaz, güler, çok iyi bir insandır, 67 yaşında ve bekardır, cia ile ilgisi yoktur, yüz yılın entelektüelidir, sevenleri sadece saygı duyar, iki dakikalık nefreti çoktan geçtim, bak feto demiyorum, fethullah gülen hocaefendi hazretleri diyorum ki mazlum edebiyatı için bahaneniz kalmaya. burada, özde anlaşalım ki laf kalabalığı olmasın. efendi efendi soruyorum:
    ne iş bu yukarıdaki?
    3 ...
  4. 680.
  5. hakkında çok komik entry ler girilen kişi. neymiş bu kişiyi peygamber sananlar varmış, yok sevenleri çok özgüvensizmiş. sevenleri o kadar özgüvensiz ki bu kişinin, dünyanın, bu eleştirilerde bulunanların hayallerine bile gelmeyecek yerlerine gidip ülkeleri için bir şeyler yapma arzusundalar. bunları söyleyince sizi de hemen 'bak bu da onlardan görüyon mu' şeklindeki sığlıklarla fişleme çabasına giren özgüvensiz kişilerce anlaşılmayan kişi.

    neymiş ağlıyormuş bu adam. hayatında ağlamayı sadece maddi olaylar karşısında güçsüz kalındığında yapılan bir şey sananlar haliyle hakk karşısında ağlayanları anlayamazlar.

    bundan 4 sene önce haber yapılmış konuları da sanki güncel meselelermiş gibi ortaya koyma çabası da bazılarının basın-medya takip ederlilik oranını ortaya koyuyor. mehmet gündem roportajını okuması halinde bunu anlayabilirdi. ama okumak ne de olsa bazılarınca yazmak için şart değil.
    3 ...
  6. 679.
  7. 678.
  8. cesitli sozluklerde, haber sitelerinde falan hic sasmadan her gun, iki dakikalik nefretin hedefi olan sahis. ya bir haber cikar kendisiyle ilgili, ya da birisi bir entry girer ve arkasi hemen gelir; içinde feto, abd, bush, salya sumuk ve benzeri kavramlarin random olarak yerlestirildigi nefret soylemleri yoneltilir, laik depresif ruh rahatlayincaya kadar bu boyle surer, ta ki bir sonraki gunun iki dakikalik nefret ayinine kadar...
    4 ...
  9. 677.
  10. müridlerinin birçoğu özgüven eksikliği yaşayan kişidir.

    "ama o islam alimi, ama o samimi, ama o ağlıyor ühühühü" e anam babam adama cia'nın kucağında diyoruz "siz hocaefendimizi kıskanıyorsunuz" diyorlar -vallahi şu yönünü kıskanıyorum, 25 milyar doları kontrol etmesini, bana şöyle bir 100.000 dolar atsa büyüks evaba girer. yalan değil ha, değme şakirtlerinden daha çok sevap kazanacak işler yaparım.- koskoca cia ajanları kendisine "hamili yakinimdir" diyor, tık yok. iyi vallahi. bir de zaman gazetesi bununla övünüyor. maşallah, allah analı babalı büyütsün.

    bir gün de begeye, iddiaya sağlam dayanakla karşılık verseler dişimi kıracam.

    ha bir de kendisinden rica ediyorum, bu sözlükte 3-5 yalakası var, kendis hakkında ve akp hakkında olumsuz yazı yazdıktan sonra şakirtlik statüsünden "simultane eksi oy veren ibne" statüsüne geçiyor. hocaefendi, al üstümden şunları veya üstümden alma, şu şakirtlerine bir risale oku sonra da "adamın arkasından iş çevirmeyin, çıkın delikanlıysanız, yüzüne konuşun" de. vallahi bak, bunu yaparsan büyük sevap kazandırırsın. en azından bu şakirtlerinin bir nevi beyin kapasitesine yaptıkları saygısızlığı örtersin...
    2 ...
  11. 676.
  12. hakkındaki iddialara, şakirtlerince hala giydirilen entarilerinin sayısıyla cevab verilmeye çalışılan yüce islam alimi.
    (bkz: mazlum edebiyatı)
    3 ...
  13. 675.
  14. said-i nursi'ye bediüzzaman lakabını veren medrese hocası molla fethullah efendiyle adaş olmak için nüfusta fetullah olan adını fethullah olarak değiştiren hocaefendi hazretleri.

    yok cia ajanı kefiller, yok bop, yok 25 milyar dolar, yok yüz binlerce müslümanın katili abd'de abd'ye ses çıkarmadan geçen 9 yıl, yok abd nüfuz alanlarında açılan ingilizce ağırlıklı okullar, yok dinler arası evangelist kardeşliği(harbi lan en oksimoronu bu).. bunlar ergenekoncu faşiklerin uydurması, zinhar inanmayız. onu anladık şakirtleri sağolsun.

    o değil de basit bir iddiacık vardı ne oldu ona? sen al koca kitabı, rötuşla, kendin yazmış gibi altına adını yaz.
    sonra ağla en-telektüel benim, niye inanmıyorsunuz diye..
    amma safım bende. dayı büyük oynuyor, benim derdime bak. takiyyedir, geçer. sıkma canını, air france* uçağı olmaz, pan-am olur aq. gerçi bu iş çok zor yonca, pardon fetullah gülen hocaefendi hazretleri(r.a.)***
    http://hurarsiv.hurriyet..../haber.aspx?viewid=509188 (kendimi ihbar edeyim: bu link 3 oldu buralarda)
    4 ...
  15. 674.
  16. hakkındaki 952 entry'nin en az bir 450'si (bkz: feto) , (bkz: fettoş) , (bkz: ağlayan güzel) , (bkz: fetto frutti) tarzında.

    buna ad hominem diyoruz.
    4 ...
  17. 673.
  18. (din+siyaset)*(din+ticaret)*para=çok para=f.g.** ***
    7 ...
  19. 672.
  20. türkiye'nin başına gelebilecek felaketlerden ''birisi''.
    7 ...
  21. 671.
  22. 670.
  23. eski cia ajanı Graham Fuller'in verilen desteğin hürriyet tarafından iddia edilip zaman tarafından yalanlanmayan kişidir. nolcak canııım... müslüman dostu bir Graham Fuller'den destek almak kötü mü! paranoya yapmayın yahuu... lütfeeeen.... bizim hoca kullanıyor o salağı..

    http://arama.hurriyet.com...arsivnews.aspx?id=9265629

    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=707551
    6 ...
  24. 669.
  25. 668.
  26. çevresi baya geniş bi hocaefendidir. mesela zamanında mason üstadı olan yahudi asıllı merhum üzeyir garih de yakın dostuydu. üzeyir garih vefat edince şöyle bir taziye yayınlamıştı.

    http://tr.fgulen.com/content/view/178/138/

    edit: bir de mektup var orda.
    0 ...
  27. 667.
  28. green card için yaptığı başvurunun referanslarından bir kısmı şöyle (mektup yazdırmış bu insanlara):

    "* CIA'nin eski Analiz ve Prodüksiyon Direktörü George Fidas (yunan asıllı dostu),
    * eski CIA ajanı Graham Fuller (şimdi rand'da çalışıyor),
    * New York'taki Yunan-Ortodoks Başpiskoposluğu'nda rahip Alexander Karloutsos (çok iyi anlaşırlar),
    * ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz (kankadırlar),
    * Roman Katolik Kilisesi isa Peygamber Dinlerarası Diyalog Sekreterliği Papazı Thomas Michel,
    * Catholic Theological Union Başkanı (Vatikan'ın atadığı papaz) Donald Senior'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda akademisyen ve din adamı bulunuyor."

    benim diyen insan yapamaz. hele bir müslüman, hiç yapamaz! kolay mı cia'cılarla, ajanlarla, din bozucularla ortak olmak? onları referans etmek?

    sağolsun amerika'daki yerel mahkemelerin toprak sevdasına, ülke sevgisine. kendi bokyedibaşlarının oyununa bile karşı çıkmışlar.

    (kaynak: ntvmsnbc)
    4 ...
  29. 666.
  30. aydın doğan medyası tarafından her fırsatta karalanmaya çalışılan kişidir. var bi' karın ağrıları ama...
    4 ...
  31. 665.
  32. bir gun olecek ve kendisini elestiren bizlere degil, allah'a hesap verecek olan kisidir. belki biz once olecegiz, daha once hesap verecegiz bilemeyiz ama bu her canlinin birgun olecegini dusunup, buna gore hareket etmesi gercegini degistirmez. ve tanri yapay peygamberlere karsi bizim elestirilerimiz kadar hosgorulu olmayabilir. bu gercegi de hesaba katmalidir bu zat, zira o an ne muritleri ne de savunanlari onun yardimina kosabilir.
    1 ...
  33. 664.
  34. müridleri arasında çok sayıda uludağ sözlük seovi'si vardır.

    seovi olmayanları tenzih ederim.

    üzerine alınan varsa da çok da şeyimde, neyimde? nickimde.
    4 ...
  35. 663.
  36. 25 milyar doları bulduktan sonra gülen kişidir. ben de olsa, ben de gülen olurum.

    (bkz: yamuq gülen) fena olmadı sanki ?
    3 ...
  37. 662.
  38. green card sahibi olmak için pennsylvania doğu bölgesi mahkemesi'ne açtığı dava reddedilen ve reddedilme gerekçeleri ilginç özellikler taşıyan kişi.

    mahkemede davanın reddedilmesini savunan savcı, kendisi hakkında ciddi ithamlarda bulunmakla kalmayıp bunları ciddi kanıtlarla öne sürmüştür.

    fethullah gülen açtığı davada kendisinin dünyanın sayılı eğitimcilerinden biri olduğu tezini savunmuş buna karşılık, savcı "kendisi olağan üstü yetenekli bir eğitimci olmayı bırakın, eğitimci bile değildir" demiş ve kanıtlarıyla ortaya koyarak kendisinin dini ve "siyasi" bir hareketin lideri olduğunu vurgulamıştır. ayrıca, mahkemeye sunulan onlarca destek mektubu içinde -bir nevi "hamili yakinimdir" mektubu- bir tane bile herhangi bir eğitimciden mektup bulunmaması da dikkatlere sunulmuştur.

    kendisi hakkında yapılan konferansları da yine kendisinin finanse ettiğini kanıtlarıyla ortaya koymuş ve "davacı, kendisinin din adamı olduğunu ve eğitim alanında çalışmalar yaptığını belirtiyor. oysa, eğitimci olduğunu gösteren hiçbir belge sunmadığı gibi kendisini akademisyenlerle çevreleyip para karşılığı kendi görüşlerinin tartışıldığı konferanslarda konuşturuyor ya da görüşlerini yazdırıyor" ifadelerini kullanmıştır. ayrıca gülen'în eğitimci olduğuna dair 1 tane bile belge sunulamaması savcılığın savunmasının kabul edilmesinde etken olmuştur.

    savcılığın savunmasında da şu ifadeler gerçekten dikkat çekicidir; "gülen hareketinin, yürüttüğü projelerin finansmanında kullanılan paraların büyüklüğü nedeniyle suudi arabistan, iran ve türk hükümetleriyle gizli anlaşma içinde olduğu iddiaları dile getirilmektedir. cia'in de bu projelere finansal ortaklık ettiği şüpheleri bulunmaktadır."

    şöyle bir baktığımızda; bop, ılımlı islam, akp hükümeti, gülen hareketi, cia, abd. bu kelimeleri yan yana getirip üstteki savcılık savunmasındaki "iddialar" eklendiğinde fethullah gülen'in ne amaçla bir şeyler yaptığı aşikardır. fethullah gülen'in "cia'nın kucağında oturması" iddiası yalnız ülkem insanları tarafından değil, bizzat abd makamları tarafından da iddia edilmektedir artık.

    fethullah gülen'in papa ii. jean paul ile unesco'dan ödül aldığında görüştüğü şeklinde bir ifade kullanarak mahkemeye sunması konusunda savcılık tabir-i caizse çok sağlam şekilde ayar vermiştir. zira savcılık, ödül tarihinden 6 ay önce papa'nın öldüğünü belirterek bu iddianın yalandan ibaret olduğunu belgelerle ortaya koymuştur. -fethullah hoca da maşallah, kendisini kurtarmak için desteksiz sallamış bayağı bir-

    kendisinin kitaplarının hep aynı yayın evinden çıktığı savunmada belirtilmiş, kitapların da asla eğitim amaçlı değil, dini özelliği bulunan kitaplar olduğu belirtilmiştir. yine savunmada, kendisi hakkında finansman sağlayarak yazılar yazdırması, konferanslar düzenletmesi eğitim alanında olağanüstü bir faaliyet sayılamayacağı da belirtilmiştir.

    ayrıca, fethullah gülen'in gazete, televizyonlar, okullar vasıtası ile 25 milyar dolarlık bir meblağı kontrol ettiği iddia edilmiştir. kendisinin, kendi felsefesi ışığında dini eğitim -okulları ile- yoluyla yayan bir din adamı olduğu ancak eğitimci olmadığı da belirtilmiştir.

    savunmanın "deliller de göstermektedir ki, davacı kendi hareketinin organize ettiği ve masraflarını karşıladığı toplantılarda bulduğu desteği kendisini "âlim" olarak göstermekte kullanmaktadır." bölümü de dikkate değerdir.

    savcının çok sağlam iddialarla savunma yaptığı görüldüğü üzere aşikardır. savcının bu iddiaları -ki hemen hemen tamamı "deliller de göstermektedir ki," diye başlıyor, yani işkembeden atmıyor adam- karşısında fethullah gülen adına savunma yapan avukatlar ilginçtir iddiaları çürütecek deliller sunmak yerine ara karar çıkartarak sadece dava sürecini uzatma girişimleri, savcının atakları karşısında komik olmanın ötesine geçmemiştir.

    fethullah gülen'e olan muhalifliği din düşmanlığı olarak gören dimağlara selam eder, fethullah gülen'in cia ile ilişkisini bir kez daha gözler önüne seren, kendi reklamı için başkalarına paralar verip "bakın tüm dünya beni çok seviyor, ben ulvi alim bir kişiyim" edasında dolanan, dahası bunu müridlerine müthiş şekilde yutturan -zira müridleri her daim fethullah gülen için yapılan konferansların gönül işi olduğundan bahsederler- fakat bunları yutmayıp belgeleri ile gözler önüne sunan pennsylvania doğu bölgesi mahkemesi'nin bu çalışmalarını takdirle izlediğimi belirtirim.

    mahkeme belki de yargı darbesi yapmıştır fethullah hoca'ya, oysa ki, gitse mahkemede kendisini savunsa, iki göz yaşı dökse mahkeme başkanı, "ulan savcı efendi, bu adam samimi, baksana ne biçim ağlıyor?" dese ne güzel olurdu?

    bu karardan sonra fethullah gülen'e küçük emrah'tan "acıların çocuğu" isimli uşşak makamındaki türk sanat musikisini gönderiyorum.
    6 ...
  39. 661.
  40. 660.
  41. 659.
  42. 658.
  43. Müslüm Gündüz'e* yapılan bir şaşırtma taktiğine başlangıç kararı gibi bir beraat kararıyla karşı karşıya kalmış insan, ülkeye dönmesi ihtimalinde* hemen yeni bir kararla önceki sonucu düşürüp yargılama süreci yeniden başlayabilir çünkü öncesinden bu tarz bir kararın emsali var.
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük