tarihinin en yetersiz kadrosuyla iki kulvarda bir şeyler yapmaya çalışan takımım. takımdaki kimsenin yedeği yok, mesela roberto carlos sakatlansa onun yerine koyacak bi adam yok. elindeki oyuncular evlere şenlik; selçuk, maldonado, josica, emre, volkan, yasin, can, deniz, kazım. bu oyuncuların hepsinden taraftar nefret ediyor ve hepsi vasat oyuncular, kendileri bile nasıl olup fenerbahcede oynadıklarını bilmiyorlar. böyle bi kadroyla aragones ten başarı bekliyor canım takımım. lig başlamadan fenerbahcenin kadrosu yetersiz dediğim de renkdaşlarım bana "olum sadece aurelio gitti, eksik yok" diyorlardı, bakınca cidden tek önemli kayıp mehmet gibi görünüyor ama öyle olmadığı görüldü. mehmetin tek başına yaptığını şimdi emre, selçuk ve maldonado yapmaya çalışıyor ve yapamıyor ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. emre desen müzmin sakat. niye alındı bu adam biri bana bi açıklasın yahu. appiah'lı anelka'lı aurelio'u luciano'lu tuncay'lı bir takımdan selçuklu, maldonadolu, emreli rezil bir takıma döndük başkan hala çıkmış futboldan anlıyovum diyor. hiç bi şeyden anlamıyorsun bay başkan. aurelio ya 3 milyon euro vermezmiş verirse diğerleri de istermiş de falan filan yahu o zaman hiç oynamayacağı en başından belli olan her daim sakat emreye ne demeye 18 milyon euro veriyorsun? yazıyoruz ama boşa yazıyoruz. inşallah bu sezonu 10. olarak bitirir şampiyonlar liginden de 1 puanla eleniriz de aziz yıldırım bi zahmet defolur gider.
elimi kolumu bağlıyosun be ismine aşık olduğum.. yazmıcam diyorum, bırakıcam diyorum, izlemicem diyorum.. dayanamıyorum ki..
bi gün arkadaşlarla play station oynamak için kaçmıştık okuldan.. lisede bile değilim ha.. orta okuldayız.. bi bağrış çağrış falan geçtiğimiz mahallede.. o gün de maçı vardı fenerin.. pendikspor diye bi takımla.. türkiye kupası maçı.. sorduk bi abiye yoldan geçerken.. ''2-1 am.na koyiim!'' dedi.. ''lan ruhsuz ibneler ata ata 2 tane mi atabildiniz lan!'' dedim! derken düştü benim jeton.. meğersem yeniliyomuşuz.. eve geldik.. bitmiş maç.. anneme sordum; ''yenildiniz oğlum.'' dedi.. girdim odama, duvardaki posterlere baktım.. dolaptaki çubukluya baktım.. ağladım..
şu nete, bilgisayara bulaştım bulaşalı iyice asosyal oldum.. karı yok, kız yok.. zaten pek de beğenmiyolar sanırım.. iki ayda koyuyolar kıçıma tekmeyi.. tek bırakmayan beni o iki renk.. küfretsem de, ihanet etsem de, lanet etsem de beni bırakmayan yalnızlıktan başka tek şey var.. o da dolabımda asılı olan çubuklum..
bi monitöre bakıyorum, bi elimdeki çubukluya.. hala 0-0 yazıyo ekranda.. sıcak basıyo, ateşim çıkıyo.. dayanamıyorum.. ''ben çıktım valide'' diyorum.. yarım saatlik yolu 9 dakikada falan alıyorum.. içeri giriyorum.. gol oluyo.. denizlispor atıyo golü.. rüştü soluna atlıyo ama top daha bi sola yuvarlanıyo.. gözlerim yanmaya başlıyo sigara dumanından.. ellerim titriyo heyecandan.. mideme kramp giriyo sıkıntıdan.. çıkıyorum kahveden leş gibi sigara kokarak.. hiçbir şey duymak istemiyorum.. kulaklıklarımı takıyorum, evime, odama doğru yürüyorum.. eve varınca kapıda yine annem karşılıyo beni.. ''noldu?'' der gibi bi göz hareketi yapıyorum.. ''1-1 bitti, onlar şampiyon oldu.'' diyo annem.. etraftan korna sesleri, ''şampiyon'' naraları geliyo.. ama sesler tanıdık değil.. bizimkilerin ''şampiyon'' deyişi değil bu diyorum.. yine odama giriyorum.. yine dolabımda asılı olan çubukluma bakıyorum.. ve yine ağlıyorum..
küçükken bildiğim en büyük kupa türkiye şampiyonu olunca verilen kupa sanırdım.. çünkü hiç çıkmazdı fenerim yurt dışına.. hiç bilmezdim real'i, milan'ı, manchester'ı.. küçüklükten olsa gerek.. şimdilerde şampiyonlar ligi, uefa denen şeylerden bahsediliyo.. milyon dolarlar, süper starlar, harika oyuncular.. ismine vurulduğum takımım ise zor durumda taraftarına sırtını dönüp, ışıkları kapatanlar tarafından yönetiliyo.. çok mağlubiyet hatırlıyorum.. çok hezimet yaşadım, biliyorum.. ama artık içim almıyo, hazmedemiyorum.. hayallerimi kıranlardan, duygularımla oynayanlardan artık beni rahat bırakmalarını istiyorum.. ben yalnızlığım, çubuklum ve hayallerimle çok mutluyum.. artık istemiyorum..
lütfen! artık elimdeki çubukluya bakarak daha fazla ağlamak istemiyorum...
futbol taraftarinin 2008-2009 sezonunun (tabii ki sampiyonlar ligi ve türkiye kupasi dahil) geri kalan haftalarinda hic bir beklenti icinde olmamasi gereken klüp.
galatasaray avrupa da fırtına gibi esiyor, dört büyük avrupa liginin en flaş takımlarını, top göstermeden aldığı galibiyetlerle tek tek dize getiriyorken ben, futbol fanatizminin en hararetli yaşandığı çağımda, geneli (bu da hayret verici bi noktadır benim için; ülkede tüm gazeteler tirajlarını, televizyonlar reytinglerini fenerbahçe yle artırmaya çalışırken, demek ki bana fenerli populasyonun düşük olduğu bi sınıf denk gelmişti. buna da mukadderat diyelim yine biz.) gassaraylı olan bi sınıfta, gayet acımasız bi liseli topluluğuyla kıyasıya mücadele ettim terimin son damlasına kadar; elimde hiçbi koz bırakmamasına rağmen fenerin.
her fenerli gibi ben de bi gün takımımı aynı güvenle, gururla seyredebilmeyi arzular; bana yaşatacağı muvazi zaferler için, bi daha şampiyon olmamasını görmeye dahi razı idim. aradan yıllar geçmiş, o devir helecan ve coşkusu kalmamasına rağmen bünyede, içten içe varolmayan bir anın, yaşanmışlığın özlemi varlığını idamedeydi kalbimde. geçmişte ne badirelerini görmüş, ne rezil kepaze hallere düşmüş olduğu günlerini bilen ben, son beş senesini takdir ve ümitle izlemeye devam etmekteydim takımın; behemehal izlerken, gönlümün ve aklımın bir köşesinde yine beklenen zaferin buruk özlemi, ve bazı bazı hiç gelemeyebileceği, belki bu mesud anları yaşayamadan terk-i diyar edebileceğim fikri buruk bi tat bırakmaktaydı bünyede. demek ki çektiğimiz çileler ve çocuk yaşta yüklendiğimiz ağır yük, sonsuz merhameti ve bağışlaması olan yüce yaradan katında kıymet-i harbiyesi olduğu üzere gözetilmiş ki, beklediğim(iz) saadet anları çok geçmeden geliverdi.
bir fenerbahçe yöneticisi, bir öğrenci evinin külli fenerli mensupları olarak, hergün ayrı bir heyacan ve beklentiyle kendimizi darıdünyanın en şahane teknik adamlarının gururunu yaşamaya hazırlarken, türk matbuatının önünde: "fenerbahçe nin hocası zico dur" demiş, ben ve ev ahalisiyle birlikte tüm fenerbahçe ve hatta tüm ülke insanını hayret ve derin düşünceler içine sevketmişti. yalnız sonrası, hayatta bu gibi yaşanmışlıkların, kendi zeminini böyle beklenmediği vakalar üzerine kurduğu düşüncesini edinmek durumunda bırakacaktı naçiz havsalamı. takım tarihinin en güzel topunu oynamakta; değil türkiye de, garp üzerinde karşısına çıkan, benim diyen ekibi silip süpürmekte; yavaş yavaş gönlümün kıyısında köşesinde, kendi sükut halinde yer etmiş hevesin ağırlığını hissetmeme müsebbip olmaktaydı.
o senelerden beri hasretle beklediğim(iz) zaferler peş peşe gelecek, gönül yıllarca çektiği susuzluğunu gidermişcesine ferahlayacak; zihnim, yaşadığı her an dolayısıyle yüce yaradanın varlığına vakıf olacak, O na şükürlerini sunmakta bir an olsun duraksamayacaktı. yaşanan mutluluğun tarifini anlatmya kalkmak sayfalarca yazıya ve yazının yüzüne bakılmamasına sebep olacak, o yüzden kısa kesiyor, bugünkü ahval ve şeraite parmak basıyorum; kaldı ki yaşayan, bilen bilir elbet, tarife ne hacet.
benim için, bana bu mutluluğu yaşatmış bu takımın elbet görecek müsamahası var tarafımca; bugün tek kelime eleştiri getiremem, ama herşeyin belli sınırı var elbet. burdaki hata kanaatimce sadece ve sadece aziz yıldırım dadır, kaldı ki onu da bugün bu denli ağır eleştirmek yanlış olur kanaatindeyim; iki sene önce nasıl herkese "rağmen" kalarak, tarihinin en başarılı antrenörünü getirmiştir, bugün de yanlış bir tercihle anterönürünü değiştirme yoluna gitmiştir. burada eleştiri, önünde galatasaray-lucescu, beşiktaş-lucescu gibi apaçık örnekler dururken aynı hataya düşmesine getirilebilir. bu iki kulübün de, tarihlerindeki en başarılı hocalarını göndermeleri başlarına ne felaketler getirdi görmekteyiz. şimdi hal böyleyken, milyar dolarlık holdingleri idaresinde bulunduran, hamleleri çokca düşünerek yapması muhtemel birinin böyle bi hataya düşmesinin, kendisinin de kapıldığı zafer rehavetinden kaynaklandığı, pek tabi yanlış bir karar verebilceği sonucunu getirebiliriz.
bundan sonra olacak: başkan, tarihinde verdiği en doğru kararı suretinde bi hoca değişikliği daha yapacak; bize de bu takımın, oynayabileceğini defalarca gösterdiği muhteşem futbolu beklemek düşecek.
2008-2009 futbol sezonunda 6 maçta 6 puan toplayarak biz taraftarlarını mutluluktan mutluluğa gark etmiş olan takım.. 6 maç 6 puan.. 34 maç.. iyi lan iyi...
1000. entrymi armağan etmek istediğim pek sevgili kulübümdür. ilk defa bu sene ümitsiz olduğumu da söylemek istiyorum. takımın ruhu gitmiş resmen. her sene böyle durumlar olurdu fakat bu sene bunun erken başlamasıdır belki bu ümitsizlik. herşeye rağmen renklere olan sevdamızdan dolayı desteklemeye devam etmekteyiz hep beraber. ama yeter artık. şöyle bir titreyip kendimize gelmemiz lazım artık.
2008-2009 sezonunda küme düşmesinden endişe ettiğim takım. bir gs'li olarak fenersiz bir lig düşenemiyorum; fener düşerse biz de düşelim lan kümeden. senede en azından 2 defa heyecan fırtınası yasıyoruz gs-fener derbysinde. genellikle fener yeniyor ama olsun anasını satim, ayrıca seyrantepe stadının acılıs macını fenerle yapılması en uygunu, adnan polata sesleniyorum burdan..
hiç maç kazanmadan şampiyon olmayı hedefleyen takım. beraberlik de güzel tabi. mumla arıyor fener. ne diyordunuz? metalist mi, hadi siz beşiktaş'la uğraşmaya devam edin. küme düşeceksiniz lo.
beni işe almalarını tavsiye ettiğim kulüp takımı. valla diyorum. fm den felan süper oyuncular biliyorum. bak mesela aragones'ten önce beni getirsen aghahowa o golleri bugün kayseriye atıyo olurdu. sonra efendim, bir maxim tsigalko olsun, bir mika aaritalo olsun, vanden borre olsun, kolay yetişen oyuncular değil. bunları hep biliyorum ben. buralar bütün bağ. valla bak alın beni. aragones'in aldığının yarısı yeter.
not: şaka bi yana bu sene bizlere 'yensende yenilsende yanındayız' edebiyatı yapmak düştü. hayat nelere kadir...
eylul 2007-eylul 2008 tarihleri arasında avrupa'da gösterdiği başarılı performans neticesinde iffhs'nin puanlama sisteminde 15. sıraya yukselen türk takımı. tebrik ederiz fakat ortada seçilen bir şey yok yani, bir sezonluk istatistiğin değerlendirilmesinden ibaret olay. hemen heyecan yapmayın daha iyisini yapanlar oldu...
kıskançlık krizi geçiren rakip takım taraftarlarının ellerinde klavye, ağızlarından tükürük saça saça hakkında entry girdikleri türkiye'nin en büyük spor kulübü.
söz konusu dünyanın en iyi kulupleri listesinde 15. sırada yer aldığı için eleştirilen kulup. bismillah. ulan sanki listeyi torpille biz yaptırmışız. yok hentbol maçı olacakmış da bilmemneymiş. bana ne amına koyim bana ne ? sıralama sanki takımın şimdiki durumuna göre mi yapılıyor a benim kıskanç evladım, a benim dangalak çocuğum ? siz leverkusen'de sion'da hentbol oynarken biz chelsea'yi sevilla'yı yeniyorduk hah işte ondan o listede 15. sıradayız canım benim.
türkiye de futbolu takip eden herkesin üzerinde bir düşüncesinin, söyleyecek birşeylerinin olduğu camia. işbu başlıkta dahi kendi taraftarlarından çok daha fazla diğer takımların sempatizanlarının görüş, düşünce ve ''hakaretleri'' vardır.
futboldan anladığını sanıp zerre fikri olmayan bir başkana sahip kulüptür.futbol takımı teknik direktörü desen gol atmaya en çok ihtiyaç duyduğu bir maçta iki ortasaha oyuncusu çıkarıp iki ortasaha oyuncusu alıyor 4 defans 2 önliberoyla oynuyor, kaybetmeyelim de kazanmasak da olur diyor. sol kanadı desen topu her aldığında yere düşen bi adam bekliyor, sağ kanat allaha emanet. tek başına alex çaba sarfediyor bi de sağolsun guiza aldığı parayı haketmeye çalışıyor. gerisi hikaye. ama başkan futboldan çok iyi anlıyor.
2008 yılı itibari ile aziz yıldırım'ın asıl hedefi olan 'dünya klübü' olabilme misyonunu iyiden iyiye gerçekleştirmiş gibi görünmekte. netekim şu anda dünya klüpler sıralamasında real madrid, milan gibi ekiplerin önünde 15. sırada kendine yer bulmuştur. bunun en büyük etkeni tabiiki yıllar içinde düzenli halde katılınan şampiyonlar ligi ve geçen sene elde edilen çeyrek final. bu sene alınacak tekrar böyle bir başarı ve ya en azından grupta bir üst tura çıkmak yeterli olacaktır. netekim klüp maddi ve manevi açıdan çok iyi desteklenmektedir.
peki burada bu emeli gerçekleştiren aziz yıldırım neden bu sene bunun tersi hareket etmektedir? kendisi alenen çok iyi bir klüp yöneticisidir ama yıllardır elini bir türlü klübeden çekemedi ve bu her seferinde geri tepti. peki fenerbahçe'den ayrılanlara ne oldu derseniz onlarda kaybetti ancak bunun sorumlusu genelde aziz yıldırım oldu.
bugün sportif açıdan yöneticilerin yıllardır yaptıkları açıklamalara alenen ters düşen gerçekleri çok acıda olsa görüyoruz. her klübün düşmanı yine kendisi. bugün aziz yıldırım'ın çok önemli bir karar vermesi gerekiyor. o kararda şudur ki fenerbahçe futbol klübü artık aziz yıldırım'ı aşmıştır. nasılsa bugün kurulan kadrolar yabancı ağırlıklı olunca sizde yabancı teknik direktör alıp uyum sorununun önüne geçiyorsanız, bugün aziz yıldırım sadece para ve tesis yönetimi ile uğraşıp elini ayağını spor şubelerinin yönetiminden çekmelidir. güvendiği ve bu işte başarılı menajerleri görevlendirmeli ve arkasına yaslanıp gelecek olan zaferleri izlemelidir. çünkü kendisi duygusal davranıp önemli bir maç mağlubiyetinden sonra ceza kesmeye çalışmakta daha doğrusu git gide kendini fenerbahçe ile özdeşleştirmiş ve belkide üstün görmeye başlamıştır.
dünyanın en iyi 15. futbol kulubü olan türkiye'nin en büyük ve en hazmedilemeyen spor kulübüdür. ezeli rakiplerinden galatsaray 56. beşiktaş ise 58. sırada yer almaktadır.