yüksek bonservis bedelinden kurtulsun ve aynı zamanda transfer ettiği futbolcuların alışma dönemi sorunu olmasın diye brezilyalı bir hatun bulup bir düzine çocuk yapabileceğim, doğar doğmaz çocuklara pele boku yedireceğim takımım. yeter lan artık şu brezilyalılardan, söz menajer parası da almayacam.
futbol takımı aykut kocaman yönetimindeki yeni sezon hazırlıklarına bugün başlayacaktır. sakatlar, dünya kupasında bulunan lugano ve stoch, ayrıca yapılması gündemde olan 2-3 transfer olduğunu düşünürsek şampiyonlar ligi ön elemesine kadar tam olarak hazır hale gelmesi zor gözüküyor. yinede aykut kocaman ve ekibine güveniyoruz. son yıllarda bütün branşlarda yakaladığı başarıyı bu sene futbolda yaşamasını diliyoruz. zico döneminden sonra ilk defa içimde bir umut var. bakalım zaman ne gösterecek...
kendisini türkiyenin herşeyinde önde olduğunu sanan ve antipatik olduklarını kıskanılmak olarak adlandıran, futbolcusunu önce alkışla alan sonra döven, tarihinde her 50 yılda bir şampiyonluk yanılsaması sendromu yaşayan, avrupanın bütçe olarak sıralamada en büyük 20 bütçesine giren ama başarıda ilk 100'e dahi giremeyen başarı abidesi, resmi web sitesinde yazan birçok şeyin yalan olduğu halde halen orada durmasında bi sakınca görmeyen bir yönetime sahip olan enteresan bir oluşum.
2010-2011 sezonunda yüksek tazminatlar ödenerek gönderilmeyecek bir teknik direktör ile çalışacak takım. aykut kocaman bu, git desen gider, gel desen gelir..
aileden birini sever gibi sevdiğim takımım. bağlanmışım bir kere. o ne yaparsa yapsın onunla olmaya, onunla yaşamaya alışmışım. herşey bir adet 8 numaralı rıdvan dilmen formasıyla başladı aslında. aileden gelen fenerbahçelilik bende o forma ile başladı. sonra onu 11 numaralı aykut kocaman, 10 numaralı jay-jay okocha, 23 numaralı ariel ortega, 17 numaralı pierre van hooijdonk ve son olarak 20 numaralı alex de souza formaları izledi.
ailemin bana verdiği bu miras bana birşey öğretti. hayatında bundan sonra bir fenerbahçe olacak. onunla yatacaksın, onunla kalkacaksın. o kazandığında deliler gibi sevineceksin, kaybettiğinde üzüleceksin. ama ne olursa olsun bu sevdadan vazgeçmeyeceksin. bu yaşıma kadar asla vazgeçmedim takımımdan. 96'da aykut'un golü ile gelen şampiyonlukta nasıl sevindiysem, denizli'de kaçan şampiyonlukta bir o kadar üzüldüm. avrupa'da sevilla maçı sonrası nasıl sevindiysem, yine kaçan bir şampiyonlukla o kadar üzüldüm. ama dedim ya fenerbahçe bu. ya seni çok mutlu eder, ya da çok üzer...
biliyorum ki herkes takımına kendince bağlıdır. bütün herkese saygı duyarım. son yıllarda yaşanan biz en büyüğüz, siz küçüksünüz tarzı muhabbetlere hiç girmek istemem. çünkü bana fenerbahçe'yi sevdiren adamları örnek almışımdır. 96'daki trabzonspor maçı sonrası trabzonsporlular için üzülüyorum diyen aykut kocaman'ı örnek almışım mesela.
dedim ya bu sevdadan vazgeçilmiyor kolay kolay. 2006'daki denizli maçı sonrası kaçan şampiyonlukta çok üzülmüştüm. büyük bir yıkımdı bu. son haftaya kadar müthiş galibiyetler, ortaya konulan emek bir anda gitmişti. tıpkı 2010'da olduğu gibi. trabzonspor maçında direkten dönen, karşı karşıya kaçan her pozisyondan sonra sinirlendim. ama son düdük çaldığında sahada maçı kazanmak için her şeyini veren bir takım olduğu için mutlu oldum. hani derler ya topun canı var isteyince girmiyor diye. aynen öyle bir durum işte.
yinede kaçan şampiyonluklardan sonra orayı burayı yakan, yıkan bir taraftar olmadım. takımımla her zaman gurur duydum. son hafta şampiyonluk kaçıran tek takım olması bile tuttuğum takımın ne kadar şerefli bir takım olduğunu gösteriyor aslında. hiçbir zaman kupa paylaşmadı benim takımım. hiçbir zaman o şampiyon olsun demedi. ben şampiyon olmalıyım dedi. yıllardır sevabıyla günahıyla en zirvede yer aldı. bazen kazandı, bazen kaybetti. ama gönüllerimizdeki yeri hep sağlam kaldı.
rıdvan dilmen formasıyla takımına bağlanan ben 2010 yılında hala fenerbahçe'nin adını duyduğumda heyecanlanıyorum. onu sahada görünce içimi başka bir sevinç kaplıyor. antrenmanlarını bile takip etmeye çalışıyorum. futboldan, basketbola, voleyboldan, atletizme kadar göğsünde fenerbahçe amblemini taşıyan her takımını izlerken gurur duyuyorum, hepsinde ayrı ayrı heyecanlanıyorum. sanırım bu duygu yıllar geçsede değişmeyecek. her zaman, her yerde gururla söyleyeceğim fenerbahçeliyim diye. taraftarı müşteri zannedip, fenerbahçelilik duygusunu unutturmaya çalışanlara inat...
not: çok uzun olduğunun farkındayım. ne yapalım sustuklarımızı biriktirdik biraz. sabredip sonuna kadar okuyan herkese teşekkürler...
her sezon sonu tek teknik direktör sorunu yaşadığımız ve giden hocanın sülalesini besleyecek kadar para aldığı yöneticilerinin kendini katarda yaşadığını zannettiği kulüp .
aziz yıldırım af buyurun taraftarının ağzına etse yine de 'büyük başkan', 'yanındayız baskan..' diyebilecek taraftar kitlesine sahip olan kulüp. sıfır* (0) muhalefet. aynen böyle devam sevgili renktaşlar aynen böyle devam, bravo..
Transferde yine basiretsizliğini göstermşi olan kulüptür.
O kadar çok iş bitiren adamı kulüpten uzaklaştırdı ki artık yeni yöneticiler bırakın oyuncularla görüşmeyi menejerlerle bile görüşmemez hale gelmiştir.
basında çıkan ronaldinho, hazard ve henrry transferlerinin gerçekliliği vardı. Zaten henrrynin transeferi yattıktan sonra b planları olmadığı için saçma sapan isimlere gündeme geldi (bkz: gyan).
Ronalidnho'da elden kaçırıyor.
daha önceden anlaşamaya varılan sırf ronalidnho için askıya alınan hazarda yalan oldu *.
bu kadar beceriksiz bir takım bizimkisi. Allahtan basketbolda voleybolda yine gülcez gibi bu senede.
Teşekkürler Aziz Yıldıvım...