felsefe bir hobi degildir ama akademik bir disiplin de gerektirmez.
felsefe dusunce uretmektir herseyden once.felsefenin ana konusu-kaidesi
gercektir.felsefe gerceklikle ilgilenir.felsefeyi hobi olarak goren zihniyet
ancak felsefe tarihi ile ilgilenir.tarih boyunca kayda deger oldugu dusunulen
butun filozofların,felsefe akımlarının cetelesini tutar.onları anlamaya calısır.
sanat tarihi okursan-tahsil edersen sanat tarihcisi olursun,sanatcı olmazsın.
yaratıcı dusunceye-duyguya sahip olup, bir eser ortaya koyup "sanatcı"
sıfatını kazanan-hakeden insanlar da sanat tarihiyle cok icli-dıslı olmayabilirler ki
aslında olmamaları da gerekir,cunku yaratıcılıga engel olabilir.
ortaya koydugun eser taklitten ote gecmeyebilir.
sosyal bilimlerin bircogu akademik bir egitim gerektirmez.tıp veya muhendislik
vb.gibi degildir.ilgili konularda yazılmıs kaynakları okuyarak,o konuda uzman
kabul edilen insanların eserlerini takip ederek herhangi bir sosyal bilim
alanında uzmanlasılabilir.buna baglı olarak yeni dusunceler,savlar uretilebilir.
sosyal bilimlerde uzmanlasmak biraz da kendi kendine lisan ogrenmeye benzer.
onu gereksizlik olarak gorenlerin, hayatlarindaki eksikligi hicbir zaman farkedemeyecekleri bilim dalidir.sanilanin aksine ezberle alakasi yoktur.o bir kavrayistir.degiskenlik gosterir.sinir koymaz.sinirlari onu okuyanlar cizer.ayrica vizyon sahibi yapar.bir hocamiz felsefeyi isteyerek okuyan bir insani cikolata dukkaninda kilitli kalmis cocuga benzeterek beni kendisine hayran birakmisti.
Sofinin dünyası ile başlanabilecek (bkz: sofies verden) engin bir yolculuktur; fazlası zararlı olabilir. Bazen "Baklava tatlıdır, gerçekler acıdır; o zaman baklava gerçek değildir" gibi saçmalıklara da değinebilmesi muhtemel olan bilim dalıdır.
felsefe platon'a göre "doğruyu bulma yolunda düşünsel bir çalışma"dır. felsefenin temelinde soru sorma ve merak etme yatsa da bunlar yeterli değildir. sorulan sorulara anlamlı cevaplar da verilebilmelidir. bugünkü anlamıyla felsefenin yaratıcısı eski yunanlılardır. bilgi felsefesi, siyaset felsefesi, etik, estetik ve metafizik gibi pek çok dala ayrılır.
varolmak bakımından varlığın araştırılmasıdır. kavram üretmektir.
ama kendisine hep bir önyargıyla bakıldığı için lisedeki felsefe hocasını sevenin sevdiği, hocasına kıl olanın da karalamaktan atıp tutmaktan başka birşey yapmadığıdır.
öz itibariyle ufku genişletmesi yetmiyormuş gibi yarım bilen adamlıktan çıkarken, tam bilen adamlığıyla övünmeyi hak eder.
olayları yorumlarken neden sorusunu yönelterek yorumlamak işin felsefesine inmektir. felsefe insanın bakış açısını şekillendirir, düşünme yeteneğini arttırır, zihnin bulanıklaşmasını önler.
Lisede çoğu öğrencinin önemsemediği, diğer derslerde olduğu gibi dersi ders olarak gördükleri için çalışmadıkları, fakat felsefeyi ders olarak görmeyip bir bilim olarak görüp öğrenilmesi gereken bilimdir. insanların düşünme yapısını, nasıl düşündüğünü, bilginin türlerini bilmek insanın hoşuna gidiyor. bu ancak liseden mezun olduktan sonra, eski kitaplarını kurcalayıp biraz okuduktan sonra aklına geliyor. Bu düşünceleri zamanında düşünseydik karneyede zayıf getirmezdik diyebiliyoruz ancak.
felsefe dediğimde ilk aklıma gelen şey sorgulamak. çok derin düşünmek, düşünebileceğimizin en uç noktasına kadar ve buna göre sebepleriyle-sonuçları bağdaştırabilmek. çıkan sonuçlardan başka sebepler aramak ve çözmeye çalışmak... ve yine mantığın, düşünebilmenin en iyi arkadaşı...
Terimsel bilgilerin bu dalla içli dışlı olunması sonucu bize getirdiği kalıcı izli değişiklikler, terimsellikten yaşama doğru geçişte mantıksal, sezgisel, vb derin düşüncelerin doğal ortama aktarılması.
felsefenin özünü kavradığımızda, sonrasında kendi felsefemizi yaratabilmemiz ve mantığın, düşüncelerin sürekli sorgulama hali, halihazırda pratik-aktif bir beyin..
"işleyen demir pas tutmaz" atasözünü felsefeye yakıştırırım hep. Hep bu anlattıklarım yüzünden : )
'ne onla, ne de onsuz' denilecek hede, höde,şey... her ne zıkkımsa işte.
hayatın adanabileceği ama verilemeyeceği şeydir aynı zamanda. insan onu sevmeli, bilmeli, anlamalı, yaşamalı ama yaşamı o olarak da görmemeli. yani bütünün vazgeçilmez yarısı ama yarısından da zerrece değildir fazlası. *