Eğitim sistemi tarafından çok çok yanlış anlasılmıs bir şeydir.
Ben descartes veya herhangi bir filozof bir şeyi yazdı diye onunla aynı fikirde olmak zorunda değilim. Dolayısıyla da yazılı bir sınavda onların fikirlerini değil de kendi fikirlerimi savunmam gerekir.
Copy/past yapmak yerine Kendim düşünmem gerekir.
Yoksa bu felsefe olmaktan çıkar, edebiyata gireriz.
Felsefede bari yapmayın bunu, robot mu yetiştiriyorsunuz...
çok acayip adamlar var. mesela sokrates, platon (eflatun) gibi adamlar, insanın her şeyi doğuştan bildiğini savunur ve yaşarken de bu bildiklerini hatırlandığını savunur. yani öğretmen öğretici değil bir nevi 'hatırlatıcı' hatta sokrates bu görüşü savunmak için geometriden hiç mi hiç haberi olmayan bir köleye geometri sorusu çözdürür, bunu sorarak yapar, yani sora sora adamda ki bilgiyi bir nevi açığa çıkarır. ve insanlara felsefe dersi vermez, insanlara sorular sorarak onları köşeye sıkıştırır ve insanların bildiklerini açığa çıkarır. bu konuda şöyle demiştir; bir ebe nasıl çocuğu çekip çıkarıyorsa ben de insanlarda ki bilgiyi öyle çekip çıkarıyorum. bu konuda sokrates'e katılmam çünkü bir insanın her zanaati bilerek doğması imkansızdır ve aslında çok yanıltıcı bir şey yapıyor. öğrenme dediğimiz olaya zaten vardı o bilgiyi hatırladı diyor. nasıl ki bir güle hangi ismi verirsek verelim aynı kokuyor ise bu olayda öyledir asılda ki olay değişmez ama farklı bir isim verir. ve insanlara soru sormakla bir şeyler öğretiriz, ve bir şey öğretince de kalkıp zaten biliyordu diyemeyiz çünkü soru sorarak açığa çıkarmadık sadece soru sorarak bir şeyler öğrettik. bir diğer garip adamsa bir put kırıcı! tarihin en büyük depremi! Nietzsche! alman nihilist filozof. başlı başına bir başkaldırıcı, bir tanrı tanımaz. kendisi tanrıtanımaz evet ama 'aforizmalar' adlı eserinde endülüsde ki haçlı askerlerinin aslında islamın önünde diz çökmesi gerektiğini söylemiştir. küçükken çok iyi bir papaz oğluydu; öyle bir incil okurdu ki her pazar yüzlerce insan ağlıyarak dinlerdi. sözümü üstadın bir nüktesi ile bitirmek istiyorum; bu dahil bütün genellemeler yanlıştır.
Birbirinden bazı rakamsal yakıştırmalarla ayrılan bölümlere,dönemlere sahip disiplin alanlarından biri. genel pencereyi incelediğimizde, dönemlerin birbirinden tamamen bağımsız ve farklı olduğunu söyleyemediğimiz gibi, aynı olduklarını da söyleyemeyiz. bir dönemdeki filozofun felsefesini,o dönemki anlayışı ve felsefi çabayı anlayabilmek için geriye,en yakın döneme ve hatta sokrates öncesi döneme bile bakmak gerekebilir. bu felsefe geleneğinin devam edip etmeyen noktalarının yansımalarını görmek açısından önemlidir. 18 yy. felsefesine baktığımızda, mesela, hatırı sayılır 17 yy. malzemesinin etkisini görürüz. ama aynı zamanda bir önceki dönemdeki değişen varlık ve bilgi anlayışının da kendisini hissettirdiğini gözden kaçırmamak gerekir.
sokrates önceki felsefeye baktığımızda iki temel sorun görüyoruz; bunlardan birincisi,var olanın kendisinden doğduğu ve kendine döndüğü ana madde nedir sorusuna getirilmeye çalışan cevabın ne olabileceğidir. bununla ilgili birçok görüş vardı, kimi filozof ateş,kimi filozof su,hava olduğunu iddia etmişti. kimisi bir tane arkhe var derken,kimisi sonsuz sayıda var diyordu. en sonunda bütün mantıksal ihtimaller tükenmiş ve bu sorun kendisini bir diğer temel soruna bırakmıştır: varlık var mıdır yok mudur? bu soruna başvurmak için, o ilk aşamadan,ilk süreçten geçmek gerekiyordu. ama sorun ne olursa olsun,pre-sokratik felsefe için gözden kaçmayacak olan ortak nokta, felsefenin çocuk saflığında yapıldığı gerçeğidir.yani filozof evrendeki yerini,konumunu tespit etmeye çalışıyordu;tek derdi, varlığı çözmekti, kendini evrende konumlandırmaktı. kavga değildi,dayatmak değildi. pre-sokratik felsefeye felsefenin \"çocukluk çağı\" diyebiliriz adeta.
Sonra ne oldu peki? Sokratesle gelen şey neydi? Hatta öyle ki, Nietzsche\yi sokrates\i şarlatan olmakla suçlamasına sebep olan şey?Sebebi, Sokrates ile artık felsefenin amacı,konumu ve anlamı değişmişti.artık o saf,felsefenin bizatihi-kendisi-için-olma-durumu ortadan kalkmıştı. işte bu yüzden sokrates sonrası felsefe,felsefe değildi belki de. sokrates ile, insanların en çok ulaşmaya çalıştığı,mutluluk,erdem ve iyiliğe ulaşma aracı olarak çıkar karşımıza felsefe. işte buydu Nietzsche\yi sinirlendiren,kızdıran. adete felsefenin bilimsel zemini oluşturduğuna şahit olmaya başlamışızdır,sokratesten sonra.
felsefede dönem dönem birçok dönüşler gerçekleşmiştir aynı zamanda. sokrates ve platon\daki dualite vardı ya hani, tümellerin nerede olduğu anlayışındaki ikilik. aristoteles ile platon farklı bir görüş sunuyordu bu konuda. işte bu ikilik orta çağ\'da da kendini göstermiştir.kimisi platoncu olmuştur,kimisi aristotelesçi. tümeller sorunu ta ki, tümellerin aslında anlamsız ve sesten başka bir şey olmadığını söyleyen görüşe kadar çözülememiştir. buradan sonra artık gözler tikellere dikilir ve artık mesele görünenlerin bilgisini elde etmektir.görünenlerin bilgisini deney ve gözlemle elde eden insan,astronomi ve fizikte ileri gelişmeler kaydetmiştir. fakat bu dualite,ikilik kendini ruh-beden dualizmi olarak kendini göstermiştir. fakat buradaki ikiliğin altında yatan felsefi zemin artık epistemolojiktir. 17 yy\da ontolojik zemin üzerinde ele alınan ikilik artık epistemolojik bir bağlamda açıklanmaya çalışılır hale gelmiştir.
genel itibariyle felsefe taşıdığı anlam ve fonksiyonu farklı ele alındıkça değişik yollara girmiş ve kırılma noktaları yaşanmıştır. en büyük kırılma noktası şüphesiz felsefenin dinin tahakkümünden kurtulduğu dönemin başlangıcı sayılabilecek descartes döneminde yaşanmıştır ve bilimin direkt uygulandığı felsefe sonraki dönemlerde sorunlu aşamalara girecektir.
fani duyguların güdümünde kalmadan yapılması gerekiyor. lisede okutulması çok saçma, ortaöğretimde yapılan felsefe eğitimi yalnızca gereksiz bilgi olarak kalıyor kafada veya kalmıyor bile.
Iphone nedir, diye sorsam birçok farklı cevap alırım. işlevi belli insan üretimi belli bir şeyi anlamlandırırken farklı cevaplar veriyorsak insan ruhunu kavramak için çok daha fazla farklılıklara düşüyoruz.
Iyilik nedir?
Kötülüğün kaynağı nedir?
Doğru nedir?
Güzel nedir?
Ahlak nedir?
...
Felsefe veya düşünbilim, sözcük köken olarak Yunanca φιλοσοφία seviyorum, peşinden koşuyorum, arıyorum anlamına gelen "phileo" ve bilgi, bilgelik anlamına gelen "sophia" sözcüklerinden türeyen terimin işaret ettiği entelektüel faaliyet ve disiplin. "phileo"=sevgi "sophia"=bilgi veya bilmek kelimelerinden türemiştir. Philosophia=bilgelik arayışı, bilgiyi sevmek, bilgi severlik, araştırmak ve peşinde koşmak anlamlarına gelmektedir. Filozof da bilgeliğe ulaşmaya çalışan kişidir.
kültür seviyemizin kalkan bir sik boyutunda olduğu mükemmel ülkemizde;
"yapma" olarak bilinen bir şey.
şey dedik diye tatava yapmayın. aç felsefe oku amk, şey neymiş şeyedersin.
vasıfsız insanların sırf entel görünmek için uğraştıkları vasat şey. felsefeyle uğraşan insanların yarısına yakınının çocukluğunda bir travma geçirdiği iddia edilmektedir.
düşünmeyi sevmeyen koyun toplumumuzun dersine bile girmekten kaçındığı sanatsaldır. tabi hak vermek lazım efendim kim sınavını olduğu birşeyle bilerek ilgilenmek isterki.