şöyle ki şansal büyükanın söylediği üzre takımda hocasına tavır alan oyuncu var falan filan.yani bu kısımda sıkıntı var bi kere.
ikincisi arda oynadığı ülkede zaten zor günler yaşıyor bide siz onların önünde o adam aşağılarsanız yuh size.adamlar bizim evladımızı bizden savundu maçta.
üçüncüsü takımın pres denen şeyden haberi yok sadece yer dolduruyor ispanyadan yediğimiz 3. golde ispanya 24 pas yaptı ve top 1 dk onlarda kaldı biride doğru düzgün topa koşmadı.
dördüncüsü bu adam bence de gereğinden fazla kazanıyor ama kazanınca imparator kaybedince im"para"tor ilan ediliyor.böylede dönek bir toplum yapılanması var.
beşincisi adamın damadı ve kızları locadan maç seyrederken laf atılmasına yorum bile yok zaten.
altıncısı şimdi böyle laf ettiğiniz bırak dediğiniz adam 2008 de çeyrek final oynarken.bu sene takımı ipten alarak turnuvaya katılırken baş tacı ediliyordu 2 maç kaybedince ona ve takıma küfürler diziliveriyor.böylede yavşak bir toplum yapılanması var.
son olarak bize nihat gibi semih gibi tuncay şanlı gibi ruhlu adamlar lazım tuncayın koşup hakeme bayrak yetiştirmesini son dakikalarda kaleye geçip allahım yardım et deyişini unutamam.
eğer adam gibi oynasaydı bu kadro kimse toz kondurmazdı ama koşmayıp adam izlerseniz olmaz işte o iş öyle.
--spoiler--
berlusconi ve ancelotti arasında karşılıklı sevgiye dayanan, oldukça sağlam bir ilişki vardı. fakat bunun milan'ı çalıştıran herkes için geçerli olduğunu söyleyemem, örneğin fatih terim...
fatih oldukça dikkat çekici ve kurallara alerjisi varmış gibi gözüken garip bir insandı. daha en başında milan'da uzun süre görev yapamayacağı oldukça belliydi ve kısa bir süre sonra da kovuldu.
terim milan'dan önce, canının istediği her şeyi yapabildiği daha düşük profilli takımlarda görev almıştı, ama burası milan'dı. burada bazı hareketlerin tolere edilmeyeceğini herkes bilirdi...
mesela; öğle yemeğine canı isteyince geç katılıyordu. ac milan'ı temsil etmesi gereken resmi aktivitelere kravat takmadan gelebiliyor; sonra bu aktivitelerden, evinde "biri bizi gözetliyor" seyretmek için kimseye haber vermeden erkenden ayrılıp, galliani'yi masasında tek başına bırakıyordu. kendisini tesislerde john travolta gibi garip, cafcaflı ve renkli kıyafetler giyerken görüyorduk.
görevi boyunca kendisinin adeta gölgesi gibi olan deli bir tercümanı vardı. terim'in 5 dakikalık ateşli konuşmalarını, duygusuz şekilde 5 saniyede tercüme eden bir adam... tercümanı bir ara terim'e medya ile tüm ilişkileri süresiz kesmesini tavsiye etti... medya ile ilişkileri kesmek... süresiz... ac milan'da... iletişimin her şeyden önemli olduğu ve mükemmel yönetildiği bir kulüpte...
özellikle göreve başladığı ilk günlerde yaptığı takım toplantıları ise unutulmazdı. terim eline bir tebeşir alıp taktik tahtasına 11 daire çizerdi. tahtadaki her daire sahaya çıkacak bir oyuncuyu temsil ederdi. ancak konuşmanın ortasında taktik tahtası çizdiği oklardan ve karalamalardan öyle bir hale gelirdi ki; hangi dairenin kimi işaret ettiğini anlamak imkansızlaşırdı. taktik tahtası, oyuncuları ve mevkileri birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı karmakarşılık bir hal alırdı. kısacası tam bir kaos... sadece kalecinin kendi pozisyonundan emin olabildiği bir kaos...
toplantı sırasında bir daireyi işaret edip, "costacurta, tam burada olman gerekiyor" diye konuşmaya başlardı. bir gün dayanamayıp, "ama patron, o gösterdiğin dairenin biraz önce benim olduğunu söyledin, costacurta değil ki" demek zorunda hissettim.
işin daha da kötüsü konuşma ilerledikçe defans bölgesindeki dairelerle, forvettekileri karıştırmaya başlardı. artık öyle bir hal almıştı ki, kendi aramızda acaba bunu berlusconi'nin gizli rüyası olan 2-4-4 taktiğini gerçekleştirmek için bilerek mi yapıyor diye şakalaşmaya başlamıştık.
ancak şaka bir yana, terim'in taktik bilgisinin yetersizliğini ve tüm oyun planının takımı bağıra çağıra motive ederek, sahada iyi bir sonuç almamızı ümit etmek olduğunu anlamamız çok uzun bir süre almadı... belki böyle bir plan başka yerlerde geçerli olabilirdi, ancak milan'da işlemezdi. işlemedi de, milan'da uzun süreli görev alabilmek için bundan çok daha fazlasına ihtiyaç vardı.
--spoiler--
kabul edilmesi gereken ve yıllardır bu özelliği değişmemiş bir gerçek: bu adamın teknik ve taktik bilgisi ve iş disiplini zayıf. yani büyük takım menajeri olamaz. olamıyor da! namı var ya işte... pirlo'nun yazısını okudum ve hiç şaşırmadım:
Milanda başkanla ters düştü, fiorentinada aynı şekilde. Faruk surenle papaz oldu. 2.döneminde gene olaylar olaylar. Ünal aysalada kendini kovdurdu. Bu adam sorunlu arkadaş.
pamuk-fasulye deneyine benzer şekilde bir tomar paraya milli takım eşofmanı sarılıp düzenli sulandığında iki haftada içinden fatih terim çıkmaktadır. siz de kendi fatih terim'inizi çok kolay yapabilirsiniz.
300 bin avro düzenli maaş alıp elemelerdeki izlanda maçını son saniyelerde kazanınca "şehitlere armağan ediyorum" demiş adam. oldu amına koyim öbür tarafta da süper lig heyecanı, euro 2016 aynen devam di mi gördün, anlatıyorsun. hokkalı bir küfür paragrafıyla kendisine olan nefretim bir kat daha arttı. bu herif yandaş oldu olalı bir sik üretememiştir.
öğretmenleriniz size bişey öğretirken "yaparsın sen, integral de neymiş alasını alırsın onun sen,cosinus seni görünce saygıdan önünü ilikler !!"
diye öğretseydi siz " dalga mı geçiyo lan bu adam bizimle ?" demez miydiniz?
siz Türk kanallarından seyrediyosunuz, ben alman fransız kanallarından seyrettim turnuvayı.
almanya'dan seyredenler görmüşlerdir ki maçların devamlı yorumcusu büyük kaleci Olivier Kahn...onunla sohbet eden de oliver Welke... Bunlar aptal adamlar diiller...
kaç kere "Türkiye'nin hangi taktiği takip ettiğini anlamak kolay değil" dediler.
taktik bilgisi olmadan olmuyo bu iş hocam. bize de okullarda yaparsın edersin, demediler, ne öğretilmesi gerekiyorsa onu öğrettiler.
bir fenerbahçeli olarak ben galatasaray'ın başarısını kesinlikle kadroya bağlıyorum. hagi ve taffarel gibi dünya çapında isimlerle, dünya üçüncüsü yapacak kadroyu oluşturan türk oyuncularla kazandı galatasaray. terim sadece moral veren bir isimdi.
milan'da ne kadar başarısız olduğu andrea pirlo'nun kitabında saklı. yemek sonrası bbg izlemeye gittiği, garip bir tercümana sahip olduğu, taktik tahtasının karışıklık ve değişikliklerle dolduğu yazıyor.
sadece motivasyon verip taktik bilgisi olmayan bir adam ancak türkiye'de iş yapar, terim'i başarılı yapan da bu.
haybeye bok atılan teknik direktördür. aziz yıldırım gibi şikeden hüküm giymiş bi adamın onca rezalete rağmen başkanlığa devam ettiği rezil türk futbolunda, kendisinden sihirbazlık yapması bekleniyor.
tamam fatih terim çok iyi bir hoca değil. ama bu milli takımdan da dünyanın en iyi hocası bile bir halt çıkaramaz. yahu ölmüş türk futbolu. kulüp futbolu bitmiş. ne bekliyosunuz aga siz ? dünya üçüncüsü olduğumuzda galatasaray uefa'yı kaldırmış, şampiyonlar liginde yarı final kapısından şans eseri dönmüştü.
nerede şimdi o zamanki kulüp futbolu kalitesi ve dünya çapında oyuncular?? adamın üzerine fazla gidiyosunuz.
(bkz: omporotor)
Milli takımın madara olma nedeni.
Hakkını vermek lazım ama, aşırı megaloman olmanın yanında manipülasyon uzmanı, gerek cimbom, gerekse milli takım için vazgeçilmez olduğuna inandırıyor senelerdir, adam ağzını bir açıyor, ne anlattığını anlayan da yok ama bi şekilde etkisi altına alıyor insanı, esrarengiz bir şey, seri de konuşmuyor ki konuşurken vakit geçsin, biraz önce söylediği unutulsun, o konuda soru sorulmasın,
Akıllı adam, bide şu milli takımı oynatabilse.
Misket değil ama, futbol.
kendisi euro 2016'da görev yapan teknik direktörler arasında en fazla parayı kazanan 3'üncü teknik direktördür, ki bu paraya reklam ve sponsorluklardan aldığı ücretler dahil değil.
diğer taraftan 1 dünya kupası ve 1 avrupa şampiyonası kazanmış vicente del bosque ve joachim löw bu sıralamada fatih terim'den sonra yer almaktadırlar.