96 flashbacklerinde ömer, cengiz ve ali'nin giydiği brezilya formasında 5 yıldız var. oysa o yılda brezilyanın 4 dünya şampiyonluğu vardı. mantık hataları yapsalarda seviyorum ulan bu diziyi!!!
geçen bölüme göre biraz hız kesmiştir bu hafta...
kenan imirzalıoğlu'nun bölüm sonundaki sahnede sergilediği oyunculuk ise yine kendisinden beklenen kalitede olmuştur.
ramiz dayı'nın teknede mert'le konuşurkenki sesi acayip çatallıydı, o her zaman alıştığımız babacan, dervişane, filozofça şair sesinden pek eser yoktu, niye acep?
diziyi bu sezon bitirmemek için verilen çaba yüzünden heba olacak olan dizi. biz ne güzel izliyorduk. bu dizinin zaten konusu kısıtlı bunları yan roller ile süsleyip oyunu tekrar geri sarıp seyirciye yutturmak saygısızlıktır. her bölümde ''bak bu seferde böyle şaşırttık'' şekline dönüşmesi saçma bir hal aldı. senaristler bile içlerinden ''ulen galiba çok boka sardık ama olsun millet izliyor'' şekline dönmesi fena bir hal aldı. yarım saat konuşmalar, zaman geçirmeye yönelik hareketler, sessiz sahneleri müzik ile geçiştirmelere anlam veremiyorum. yakında bir soundtrack i çıkarsa o zaman yandık.
bir ezel hayranı olan ceyhun yılmaz'ın kendi radyo proğramında verdiği bilgiye göre. senaristinin rahatsızlanması sonucu ezel en az iki hafta ekrana gelemeyecekmiş.
son bölümde 96 yılını gösterirken eren'in oynadığı top nike'ın 2002-2003 yılında çıkardığı toptu. ayrıca topun üzerinde barcelona ambleminin bulunması da ayrı bir yanlıştı.
bahar'la ali arasındaki konuşma sahnesi unutulmazdı dün akşamki bölümde. tabi bu sahneyi bu kadar güzel yapan elbette barış falay'ın mükemmel oyunculuğu.
o nasıl aşkın doruklarında bakışlar öyle kerpeten ali, o nasıl sevdiğinin yanında mutluluktan coşmaktır!
ah be barış falay, senin rol olarak yaptığın şeyi, yani o çocuksu saflıkla örülü aşkı yaşamamış sayısız insan dolanıyor ortalıkta be!
bu bilgi doğruysa eğer, bir kez daha sıçmış dizidir. bu nasıl iş arkadaş? senarist rahatsızlandı, diziye ara. yönetmenin işi çıktı, diziye ara. bu ne lan!! benim (daha doğrusu herkesin) bildiğim, senaryo denen şey en başta yazılır ve yayınlanacak bölüm sayısına göre parçalanır. sonra da oturulur paşa paşa çekilir. o hafta yayınlanacak olan bölümü, bir önceki bölüm hakkında medyada dalgalanan olaylara göre belirlersen evet sıçarsın işte böyle. olmaz demiştik ama sanırım bu ezel de kısa bir süre sonra kurtlar vadisi sendromuna yakalanacak.
Türk dizi tarihinin en iyilerinden.dizi standartları o kadar yükseltmiş ki en iyi bölümlerinden bitanesi bile insanlara bayık gelebiliyor.
genel olarak baktığında kurgusu öyle sağlam ki her hafta ayrı bir karakter üzerinden ezelin geçirdiği evrimi izletiyor yüzünün değil ruhunun geçirdiği evrimi,
saf,masum ömer'in nasıl neleri feda ederek ezel olduğunu gösteriyor aynı zamanda karakterlerin neden iyi, nasıl kötü olduğunu gösteriyor,muhteşem.
dünkü bölüme gelirsek,
--spoiler--
cengiz, cengiz, merrtt....
--spoiler--
takılı kaldım.o nasıl bir cengiz demeydi ya o nasıl bir bakıştı arkadaş çok pisti çokkk...
dün geceki bölümü, ab gurubu izleyicide %30'a, tüm izleyici gurubunda ise %26'ya kadar düşerek bir "kan kaybının" habercisi olmuştur.
dizinin yayınlanmaya başladığı tarihten itibaren (28 Eylül 2009) ilk bölümü saymazsak en düşük izleyici oranına sahip bölüm olmuştur ne yazık ki.
ab gurubunda %42'yi, tüm izleyici gurubunda ise %35'i görmüş ezel için tehlike çanları çalmakta biraz.
"kalitesiyle" çıtayı hep biraz daha yükselterek izleyicisini her hafta daha da doyumsuz hale getiren bu güzel dizi, türlü sebeplerle azar azar da olsa izleyicisini kaybetmeye başlamış gözükmektedir, aman deyim!...
artık gerçekten sıkmış olan dizi.ne tutulursa üstüne çullanalım fikrinden vazgeçmeli artık senarist ve yönetmenler. dizinin başındaki hikayeye bak bide şimdiye bak.ezel değil de ramiz'in intikamı veya ramiz'in oyunları olsaymış keşke dizinin ismi de.
herkesin sinema eleştirmeni olduğu bir memlekette aşk-ı memnu, yaprak dökümü, kurtlar vadisi, asmalı konak, ağam kim paşam kim tarzı diziler tavan yapabiliyorsa, "ezel" gibi beyin jimnastiği yaptıran, değer yargılarını sorgulayan, motorlaşmış dizi kurgusunun dışına çıkan bir yapımın bu kadar eleştirilmesi de kaçınılmaz olur elbette.
elin adamı çektiği diziyle tıp diploması aldıracakken nerdeyse bize, biz nihayet Karamurat'ın bitmeyen okları ve trambolin bacaklarından, Polat' ın biyonik vücuduna ve yere doğru sıkılsa dahi düşmanın alnından vuran güdümlü 9 mm'lik kurşunlarına geçtik, buna da şükür...
Bu nedenle sanırım, ezel fazla karmaşık geliyor topluma. Ama aynı toplum, Behlül' ün hareket eden her kadına çakışını, Bihter' in iki senedir Adnan' ı boynuzlamasını, Necla' nın Leyla'nın kocasına verişini, Polat' ın ölümsüz olduğu halde vurulduğunda ne olacağını merakla ve sabırla izleyebiliyor,ilginç...
Senaristlerin yapımcılarla anlaşmazlığı nedeniyle ters düştükleri için koca sezon yayınlanamayan Lost'u göklere çıkaran zihniyet de, ezel' in senaristi hasta diye diziye ara verilirse konuşur tabi, Polat'ı örnek alan bir nesil ne de olsa.
Türkiye üstüne oyun oynayanların sözde yolunu kesen Polat, kaç tane adam vurdu dizi başladığı günden bu yana, sayabilen babayiğit var mı? Ölenlerin kaçı yabancı? Bir elin beş parmağını belki geçer belki geçmez doğru mu? Yahu bütün hainler türk, çeteler türk, satılmışlar türk ise bu dizi yunanistan' da mı çekiliyor diye sorası geliyor insanın. Bir de her bölüm yeni bişey öğrendiklerini sanıyorlar izleyenler, oysa ta ilk okulda öğrendik biz Çinlilerin Türkleri içten parçaladığını. işte konu tam da burda Ramiz Dayı' nın söylediği meseleye dayanıyor, neymiş mesele kardeş?
Mesele neymiş biliyor musun?
Mesele en mutlu olduğun o gün, en güzel hayaller kurduğun o gün ölmekmiş mesele
Neymiş mesele?..
Mesele ölmek değil; mesele dost bildiğin, en güvendiğin adamın eliyle ölmekmiş mesele
işte öyle dedi o çocuk bana;
Şimdi anladın mı kimmiş o avludaki çocuk?