etki tepki denen fizik kuralı olduğu sürece yalan olacak teoridir. bir klişe olacak ama bu klişeye hala evrimcilerin sağlıklı bir cevabı yoktur.
efendim sadece dünyaya baktığımızda 7 kıta, denizler, bitkiler vb doğada gördüğünüz her şey, ekseri bir düzensizlik yok, insan vücuduna bakıyorsun bir düzensizlik yok. bir yığın tuğlayı evin önüne rastgele yığdığınızda o tuğlaların kendi kendine bir gün ev olma ihtimali var mı evrimciler bi zahmet yanıtlasın.
hadi diyelim ki mucize oldu, dünya kendi kendine kuruldu, insan kendi kendine böyle yaratıldı, her şey böyle başı boş ise dünya nasıl hala aynı düzende duruyor, kendi kendine her şeyin sürekli değişmesi lazım, mesela dünya ara sıra dönmeyi durmalı, bazen yaz mevsimleri sıcak olmamalı, sanki bir güç bir kural koymuş ve o kurallar hiç değişmiyor, eğer bir yaratıcı yoksa neden her an saçma sapan şeyler olmuyor doğada, bu doğa var oldu ve birden kayıp mı oldu, ne akıllı şeymiş bu doğa, o doğa da her neyse artık.
kendini evirerek kendini ispat etmeye çalışan teoridir.
satanizm veya animizmden farksızdır zira inançtır. ilk başlarda sadece maddenin olduğunu iddia ediyorken, bugün herşeyin bir patlamadan meydana geldiğini kabul eder.
etrafa baktığınızda gözlemleyemezsiniz; çünkü iddia ettiği ara formlar ortada yok. o ara tiplerin fosilleride yok.
salt benzerlikler üzerinden hareket eder.
ona bakacak olursak, her ama herşey atomdur.
ilk canlı varlığın oluşumunu anlatırken, akıllara zarardır:
"bir masa üzerinde arabayı oluşturan tüm parçalar mevcut (piston, şanzıman, tekerlek, ...); milyonlarca yıl fırtına olur, rüzgar olur ve bu parçalar bir arabaya dönüşür ve oraba çalışmaya başlar".
"insan gözü, 40 kadar küçük dokunun uyum içinde çalışması sayesinde işlev yapar. Gözü dış etkilerden koruyan göz kapakları, gözü nemlendiren ve yağlayan özel salgı bezleri, ışığın kırılarak içeri alınmasını sağlayan mercek, bu merceği odaklayan küçük kaslar, göze girecek ışık miktarını ayarlayan iris, antibakteriyal göz sıvısı ya da ışığı "yorumlayan" retina tabakası, bu 40 ayrı parçanın bazılarıdır."
Kulak:
Mekanik ses uyarılarını elektrik impulslarına dönüştüren reseptörlere işitme veya corti organı denir. Bu reseptörler zar cochlea'nın (ductus cochlearis) içinde yerleşmiş olarak işitme siniri (n. cochlearis) ile irtibat halindedirler. Dış kulak yolu içinde ilerleyen ses dalgaları, kulak zarını titreştirerek buraya temas eden kulak kemikçiklerini harekete geçirir.
Burada amplitüdü yükselen ses dalgaları, kemik labirent içindeki perilenfa'ya taşınır. Buradan da endolenfa membranına ulaşırlar. Endolenfa'da ki dalgalanma ince saç kılı şeklindeki reseptörleri (corti organı) uyarır. Bu işlem, sinir impulslarının başlamasını ve işitme siniri ile beyne taşınmasını sağlar.
sadece iki örnek. evrim teorisi bunların kendiliğinden oluştuğu fikrine dayanmaktadır.
çok basit bir mantıkla bunların kendiliğinden olamayacağı çok açık bir şekilde ispat edilebilir. bir tane toplu iğne için gereken malzemeleri bir masanın üstüne koysanız * rüzgar, yağmur gibi doğal olaylarla ortaya bir toplu iğne çıkmaz. bilinçli ve sistemli bir güç gerekir. toplu iğne bile kendiliğinden olmazken, nasıl olur da yukarıdaki mucizeler kendiliğinden olabilir?
bilim yer çekimi kanununu da kuantum fiziğindeki yeni buluşlar nedeniyle yer çekimi teorisine çevirdi... buna ne diyeceksiniz? yer çekimi çürütüldü mü? hayır. genel görelilik teorisi kanun oldu mu? hayır. ama ikisi de (şu an için) yalanlanamaz bilimsel bir gerçek.
ben yine bilimsellikten sapmamak ve big bang, materyalizm, ateizm, neo-darwinizim gibi aptalca bağlantılar ile inanç olduğu hakkında sidik yarışına girmemek için sizden bilimsel bir makaleden, bilimsel bir yayından veya dergiden kaynak istiyorum.
bana evrim teorisinin çürütüldüğünü gösteren saygın bilimsel bir kaynak sunun...
yoksa kuruntularınızı da alıp siktirin gidin bi zahmet.
inançtır.
mendel'in genetik teorileri kanunlaşınca, evrim teorisi evrilmiştir genetikle karşı karşıya gelmemek için (neo-darwinizm'e geçiş).
ilk başta insan maymundan gelir denilirdi; sonra ortak ata dendi.
big bang teoriydi, oda kanunlaştı.
evrimcilere göre neymiş ? big bang karşı değilmiş evrime. hoppala. oysa ki marx, troçki gibi materyalist düşünürler için madde ezeli ve ebedi idi.
yani olay şu.
bilim ne zaman yeni bir şey ortaya çıkarsa, bazı arkadaşlar bu teoriyi zorla ona uydurmaya çalışırlar.
o zaman bunun adını koyalım.
bu bir inançtır, adamlar 2 el 2 ayak sarılıyorlar buna.
bu bir dindir (ateizm).
türkiye ile abd evrim teorisini benimseme oranları incelendiğinde dünyadaki son 2 ülkedir. ikisi de evrim teorisi hakkında yobaz ve katı düşüncelerini hala korumaktadır.
Yaradılışçılar fosil kayıtlarını pek severler, çünkü birbirlerine sürekli "fosil kayıtlarında bir sürü 'boşluk' var" mantrasını tekrar tekrar söylemeleri (yine diğer yaradılışçılar tarafından) öğütlenmiştir: "Bana 'ara formları' göster!" Bu "boşlukların" evrimciler için bir utanç kaynağı olduğunu çok (ama çok) büyük bir keyifle hayal ederler. Bırakın elimizde hâlihazırda inanılmaz sayıda bulunan ve evrimsel tarihi belgeleyen (üstelik de aralarında harikulade "ara formların" da bulunduğu) fosilleri, aslına bakılırsa, herhangi bir fosili bulabildiğimiz için bile çok şanslıyız. Eğer tek bir vücut bile fosilleşmemiş olsaydı, evrimin kanıtları tamamen sağlam olurdu. Kazabileceğimiz zengin fosil madenlerine sahip olmamız tam anlamıyla bir "ikramiye" ve her geçen gün daha çok fosil keşfediliyor. Pek çok hayvan grubuna ilişkin fosil kanıtları muazzam bir güce sahip. Fakat elbette her şeye rağmen boşluklar var ve yaradılışçılar o boşluklara hastalıklı bir sevgi duyuyor.
Gelin, dedektifin hiçbir görgü tanığının bulunmadığı suç mahalline geldiği benzeşimimize geri dönelim. Baronet vurulmuştur. Tabanca üzerindeki ter izinden elde edilen DNA, parmak izleri, ayak izleri ve güçlü bir motivasyon, suçlunun uşak olduğuna işaret ediyor. Bu hemen çözülebilecek bir vaka gibi görünüyor, nitekim hem jüri hem de mahkemedeki diğer insanlar cinayeti uşağın işlediğine ikna olmuş görünüyorlar. Fakat uşağın suçlu olduğu kararına varacağı her halinden belli olan jüri karar almak için mahkeme salonundan çıkmadan hemen önce yeni bir kanıt ortaya çıkıyor: birisi baronetin eve hırsızlara karşı gizli kameralar koydurduğunu hatırlıyor. Herkes nefesini tutmuş bir şekilde kamera kayıtlarını izliyor. Kayıtlardan biri uşağın çekmeceyi açtığını, içinden tabancayı çıkarıp doldurduğunu ve yüzünde habis bir ifadeyle sinsice odadan çıktığını gösteriyor. Bu kaydın davayı iyice uşağın aleyhine çevirdiğini düşünebilirsiniz. Ama acele etmeyin. Uşağın savunma avukatı kurnazlıkla, cinayetin işlendiği kütüphanede ve uşağın odasına giden koridorda hiçbir gizli kamera olmadığına dikkat çekiyor. işaret parmağını o avukatlara özgü ikna edici havayla sallıyor. "Kamera kayıtlarında bir boşluk var! Uşak odasından çıktıktan sonra neler olduğunu bilmiyoruz. Müvekkilimin mahkûm edilmesi için yeterli kanıt olmadığı çok açık."
Savcı, beyhude bir çabayla, bilardo odasında ikinci bir kamera olduğuna ve bu kameranın açık kapıdan koridoru da çeken kayıtlarının elinde hazır silahı ile parmak ucunda koridor boyunca kütüphaneye doğru ilerleyen uşağı gösterdiğine dikkat çekiyor. Bu görüntülerin kamera kaydındaki boşluğu doldurduğu aşikâr değil mi? Uşağın suçlu olduğunun kanıtları şüphe götürmez değil mi? Ama hayır. Savunma avukatı, muzafferane, son kozunu oynuyor. "Ama uşak bilardo odasının açık kapısının önünden geçtikten sonra ne olduğunu bilmiyoruz ki. Bu durumda artık kamera kayıtlarında iki boşluk var. Jürideki sayın baylar ve bayanlar, başka sözüm yok. Son bilgiler ışığında müvekkilime karşı öncekinden de az kanıt bulunmaktadır."
Fosil kayıtları bu cinayet öyküsündeki gizli kameralar gibidir, yani aslında sahip olmayı beklemeye bile hakkımızın olmadığı bir "ikramiyedir." Zira hâlihazırda zaten uşağın suçlu bulunması için fazla fazla kanıt bulunmaktadır ve zaten jüri gizli kamera kayıtları ortaya çıkmadan hemen önce uşağın suçlu olduğuna karar vermek üzeredir. Benzer şekilde, evrimin gerçek olduğuna dair, günümüzde yaşayan türlerin karşılaştırılma çalışmalarından ve coğrafî dağılımlarından elde edilen fazla fazla kanıt bulunmaktadır. Fosillere ihtiyacımız bile yok; evrimin gerçekliği onlarsız bile su götürmez; bu durumda fosil kayıtlarındaki boşlukları sanki evrime karşı kanıtlarmış gibi kullanmak tam bir çelişki. Dediğim gibi, fosillere sahip olduğumuz için bile şanslıyız.
bilim adamlarının yıllarca yaptıkları deneyler testler araştırmalar sonucu oluşturdukları bilimsel makaleleri bir çırpırda oturduğu yerden yok sayacak kadar körelmiş beyinler için :
gerçek bir kanıt getirmeden sadece bir tahminden öte gitmeyen hipotezleri bilimsel ispat diye yutturmaya kalkanlara cevap verilmiştir. hipotez ile kanıt arasındaki farkı bilmeyip hipotezi gerçek kabul eden cahiller müstesna.
bu konuda onlarca mesajım var. henüz cevap alınamamış soruylar içeriyor. evrimi ispatlayın denildiğinde ama yaradılış hede hödö yapanların amacı zaten başka. siz önce evrim teorinize yönelik sorulmuş sorulara bilimsel kanıt gösterin, konuyu saptırmayın. bilimsel kanıtın özelliği tekrar test edildiğinde aynı sonuçları verebilmesidir birilerinin iddaa tahmini gibi ürettiği hipotezler değil.
masal anlatmayı bıraktığınızda evrim ile ilgili tüm başlıklarda sormuş olduğum sorulara karşı bilimsel kanıtlarınızı ortaya koyun, özelden mesaj atın gerçekten bilimsel bir tartışma yapalım. yoksa epistemolojik kuramlardan bile habersiz papağanlara ayıracak vaktim yok benim.
savunanlara hayvan dendiğinde hakaret diye algılayanların teorisi. milyon kere aksi ispat edilmiştir ama bilimsel görüneceğim diye hala debeleniyorlar.tanıdığım bir kızcağız vardı' tutturmuşlar bir maymun diye halbuki evrim teorisi tek hücreli ve sürüngenden gelir cahiller' diye debelenmişti. sürüngen dense daha çok hoşuna gidecek zağar?????
basit bir soru lan, harbi diyorum bak karşı olan herkes düşünsün. * triyasik dönemi falan vardı bir aralar. sonrasında dinazorlar ortaya çıktı. 160 milyon yıl hüküm sürdü vs...
şimdi sizin deyiminize göre türler değişmez, ezelden beridir aynı genetik dizilimle ve aynı fenotiple bugüne geldik. şimdi benim iki sorum var;
birincisi; ben diyorum ki, dinazorlar zaman içinde evrimleşerek çok güçlü silahlar ve adaptasyonlar kazandı, besin zincirinin en üstüne yerleşti ve ortalığı sikip attı. eğer sizin yöntemle gidersek, neden dinazorlar 300 milyon yıl önce dünyanın amına koydu da, daha önce koymadı? madem türler değişmeden günümüze kadar geliyor, bu silahlara dünyanın başından beri sahip olan dinazorların milyarlarca yıl boyunca dünyayı sikip atması gerekmez miydi?
hadi birinci soruya sikik de olsa bir cevap verdiniz diyelim; insan ne zaman yaratıldı? siz "tanrı hayvanları insanlara hizmet için göndermiştir, insan doğanın en üstündeki varlıktır" vs diyorsunuz ya, 300 milyon yıl önce nerede lan bu insanlar? mesela dinazorlar varken biz nerdeydik? tanrı milyar yıllık canlılık tarihini yaşatmış ve 6-7 milyon yıl önce mi insanı yaratmış? (6-7 milyon yıl diyorum çünkü daha önce insana ait fosil yok!)
evrimi maymundan gelme sanan cahil takımı olarak hiçbirine cevap veremeyeceğinizi biliyorum, fakat ola ki verdiniz, eliniz değmişken şunlara da verin; (#11797996)
ha bir de aklıma geldi! atrofi beyinli koyun şakirtler, kitlesel yok oluşlarla türlerin %80-90'ının yok olduğunu bilmezler. dünya tarihinde bu kitlesel yok oluşların 4 kere meydana geldiğini biliyorum *. birisinde de dinazorlar yok olmuştu. dünyadaki tüm türlerin %90'ı yok olmuşken yeni yeni türler nasıl meydana geldi bu konuda da bilgi açlığımı giderirseniz minnettar olurum.
insanların üzerinde türlü muhabbetler ettiği ve laf lafı açar sözünü kabullenerek 3 büyüklere kadar giden muhabbetin temel girişi.Eminim hiçkimsenin bilgi sahibi olmadığı teori.