haluk bilginerin ve vahide gördümün oynadığı pek güzel oyundur. ama malesef gidilip izlenememiştir. acaba oynuyorlar mı hala? diye bir umut vardır. ukte olarak kalmıştır.
evlilik, insanın en güzel yaşlarını (25-50) sarsıntılarla, hayatta kalma mücadelesiyle geçirdiği bir kaostur aslında.
çelişen yanıysa her insanda var olması gereken duyguları ortaya çıkaran, kişiye kazandıran bir okula benzemesidir. insanı olgunlaştırır, merhamet ve sorumluluk duygularını en üst düzeye ulaştırır, çileyle yoğurur ve nihayetinde büyük acılara bile göğüs gerebilen, her türlü dertle başa çıkabilen bir savaşçı çıkarır ortaya.
evlenmenin mutluluk getirdiğini -filmler hariç- çevremde asla görmemişimdir, aksine var olanı da alır götürür. fakat hala biraz saf bir sırıtışla ''belki de mutlu olurum, neden olmasın?'' diyerek düşünüyor buluyorum bazen kendimi.
olamaz mı, olabilir.
bir seneyi devirdiğim için hakkında iki kelam edebileceğimi düşündüğüm kurumdur.
lunapark gibi birşeydir evlilik. hem eğlenceli, hem tehlikeli olabilecek hem de sakin oyuncaklara binmek gibidir. ama en çok da çarpışan otolara benzer. kontrolsüzce sağa sola çarpılır.
mesela bizim evde bir koca var. annesinin evindeki düzeni neyse onun devam etmesini isteyen bir koca. yani her gün evde yemek pişecek, donlarına kadar kıyafetleri ütülenecek, evde toz uçmayacak. bir de kadın var evde. ütü hariç bunların hiçbirini yapmayan, yemek konusundaki beceriksizliği dillere destan olan, temizlik işini başkasına yaptıran. çifteki uyuma bak hele * ama dedim ya çarpışan otoda gibiyiz. sürekli birbirimize çarpıyoruz, küçücük alanda sürekli birbirmizi kovalıyoruz, yakaladıkça bam güm tosluyoruz birbirimize ve kahkahalar atıyoruz.
manzarası bile lunapark olan lunaparka benzeyen bir ev ve içinde en sevdiğim.
-onu bilmiyorum henüz. o kadar da önemli değil zaten kim olduğu. evlilikte önemli olan tek şey; evlenmektir. zamanla sen biraz onlaşırsın, o biraz senleşir. artık iyice aynılaşıp da sıkılmaya başladığınızda biri daha gelir aranıza. onu da kendinize benzetirsiniz. büyüdükçe sizin gibi olur ve yeteri kadar büyüdüğü zaman o da bir başkasıyla aynılaşmaya başlar. aynılık bulaşıcıdır. aynı zamanda tehlikelidir de. çünkü farklı olanı dışlamaya başlarsın. ondan korkarsın. korktuğun için itelersin, ötelersin, dışarıda bırakırsın. kurmuş olduğun düzeni bozacağını düşünürsün. o farklı olan da bir an evvel aynılaşmalı ve duvarlarında dışarıda dolaşmak tehlikeli ve yasaktır yazılarının asılı olduğu toplum denilen oyun bahçesine girmelidir. bu nedenle evlilikteki asıl mesele; doğru kişi değil, doğru zamandır. anlatamayabildim mi?
-valla ben o düğüne gelip çeyreğimi takar, oturur efendi gibi limonatamı içer giderim hacı. şeyi tam anlamadım, bahçede mi yapacağınız yani düğünü?
--spoiler-- *
Sevgilinizin siz hastalandığınızda yanı başınızdan ayrılmaması, size çorba pişirmesi, elleriyle yedirmesi. En mutsuz hatta kavga halinde olduğunuz anları bile onsuzluğa on bin kere tercih edecek olmak.