benim bu güzel dünyamda bir çok çift aynı evi ve hayatı paylaşabilmek icin, sevişeblmek icin, arzuladığı kişinin sonsuza dek yanında olabilmek icin evleniyor. 2-3 sene sonra ne oluyor? o arzuladığın kişiden ayrılmak için mahkemelere! gidiyosun. bu aslında o kdar acıklı bir sosyolojik olay ki. dünyanın yarısı evlenip boşanıyormuş oysa!
sekiz yıldır ömrümü yiyen şey. yalanmış anlıyorsun sonunda. sen ne yaparsan yap karşındakine, karşındakinin anladığı kadarsın. iyi niyet yoksa evlilikte, hep bir taraftan bekleniyorsa fedakarlık aslında hep kaybedensin farkında olmadan.bunlar benim yaşadıklarım tabii. güzel evlilikler yok mu? elbette vardır. ama bana amorti bile vurmamış onu yeni anladım.
duymaktan artık gerçekten tiksindiğim, aile, arkadaş, eş,dost,manav, alakalı alakasız herkesin hakkında ahkam kestiği,diline doladığı, zerre kadar istemesemde birgün yapmak zorunda oldugum bi sistemde, dünyada yaşadığım için ayrıca nefret ettiğim kelime, kurum, kuruluş vs vs!
(bkz: evlenmıyorum ulan)!
evlenene kadar çok kolay ilk aylarında güzel giden sonraki aylarda sıradanlaşan bazen kaçıp gidilesi gelen baznede otur oturduğun yerde daha mutlu olabilirmisin diye kendi kendine telkin verdiğin bunalım durumudur.
dün akşamsütü telefon çaldı arayan o, gizli eşim. 'palamut alıyorum çok bişey yeme kızlarla' dedi 'rakı da alıyorum geç kalma sakın'. peki tatlım dedim sadece, kızlar arayan kim diye sormadılar bile onlar da biliyordu söylesem de şaşırmayacaklardı eminim. 1 saat sonra vedalaştım kızlarla eve yürümeye başladım o arada bir kez daha telefonlaştık.
-taze soğan al canım biraz domates de azalmış.
hayır o benim ev arkadaşım bile değildi, aslında tek başıma yaşıyordum ben ve bu evdeki adamla yazılı yada sözlü hiçbir anlaşma yoktu aramızda.
eve geldim salata yaptık beraber (her romantik filmedeki mutlu çift gibi), yemeğimizi yedik rakımızı içtik, televizyon izledik biraz, tavla attık ben yenildim sonra onun yorganıyla yastığını getirdim salona ve bende odama gidip yattım...
işte tam da o an farkettim biz ayrı yataklarda uyuyan evli bir çifttik. herşey bir bir gözümde canlanmaya başladı.
-kahvaltı yapmadan çıkılmaz arwen otur şu masaya
-senin dersin kaçta bugün beraber çıkalım yalnız gitme sen
-o çocuk kim ne dedi sana?
-akşama ne yemek var?
-bebek yaa gece makarnası yapalım mı?
-bak bu musluğu yine tam kapatamamışsın gelicek fatura görücez günümüzü
-ben ödedim aidatı vs vs.
uzun zamandır durup dururken telefonuma bakmadığımı farkettim sonra, ayrıca kendi telefonuma bu kadar ilgisizken onun msjlarını okuyodum, msn de ona birisi bişey yazınca cevap verme hakkı buluyodum kendimde. birisi arayınca benim halim hatrımdan sonra onu soruyodu evde yok dediğimde şaşıranlar bile vardı.
ikimizin de depresif olduğu bir dönemde normalden çok daha fazla görüşür olmuştuk, gelmeler gitmeler, kalmalara ve hiç gitmemelere dönüşmüştü ve biz bunu yadırgamamıştık. birbirimize iyi geliyorduk bu bir gerçekti ve şükürler olsun ki bunu sadece arkadaş olarak birbirimizi çok sevdiğimizden yapıyorduk.
bu sabah kahvaltıdan sonra boşandık. atlatacaktır eminim sadece alışması biraz zaman alacak hepsi bu * az önce farkettim bir t-shirtünü bende unutmuş versem mi yoksa bu kısa evliliğin anısına saklasam mı bilemiyorum. *
bana gelince ben ve ortaya saçılmış dergilerim-bakım ürünlerim ile yeniden yalnız olmaya hemen alıştık. *
Melih Cevdet'e sormuşlar "evlilik nedir" diye.
Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna "evlenmek" denirdi.
Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik "katlanmaktır" demiş.