o paket halinde olanından beş paket yesem doyamayacağım, lezzetini, sempatikliğini kelimelerle anlatamaycağım en tatlı cin.* burdan fabrikalarına sesleniyorum lütfen çileklisini de yapın bunun.
çok sevimsiz hatta ürkütücü reklam kahramanı, ses tonu, şakaları... sanki salak değil de salağa yatıyor, ölesiye korkuyorum eti cinden ısıramıyorum. çaki vardı bir ara lahana bebekti hani korku filmi vardı, onun gibi işte ona bakarken hissetklerimi hisssediyorum.
cin haliyle beni benden almışken kekinin reklemıyla daha da tuhaflaşmamı sağlamış müthiş buluş. "cin kek cin kek cin kek..." şleklindeki repliğiyle her seferinde tebessüm uyandıran sevimli yaratıklar... ne tatlı şeyler onlar öyle...
öncelikle üzerindeki minik şeker parçacıklarını zar zor kemirerek bitirdiğim, sonra yapış yapış olmuş ağzımla o güzelim jölesini sıyırmaya çalıştığım, bunun ne kadar saçma olduğunu bildiğim halde yaptığım güzel yiyecek. o paketin üzerindeki gülen suratı bisküvinin üzerinde sanıyordum. artık küçültülmüş halde bisküvi şeklinde satılmakta.
türkiye'de onsuz bir çocukluk geçiren pek az insan vardır. yoksullarla zenginlerin aynı klasmanda yer aldığı bir platformdur eti cin. damaklara, boyundan beklenmeyecek bir lezzet bırakan çıkıntısız hitit güneşi şeklindeki enfes bisküvi. diğer bisküvilere kendilerini "işe yaramaz" gibi hissettiren, üzerindeki kaşarlanmış portakal reçeliyle insana reçeli yeniden sevdiren, soylu ve iyi huylu bir kurabiye. tek sorunu, soyağacı çıkarıldığında bir sülalesinin olmayışıdır. bir cinlik olduğunu oradan da seziyorsunuz zaten. adına eti cin denmesinin de zannımca bir tek sebebi var. bir kez yemişseniz size musallat olur; sonra mezara kadar onu yanınızda istersiniz.