ilk aşamada ne kadar güzel görünse de; sonuç olarak berbat birşeydir. ilk başta görürsünüz mutlu olursunuz "acaba o da beni düşünüyor mu ?" diye düşünürsünüz. fakat o uyku sersemliği saatler ilereledikçe yerini mantığa bırakır. ve mantık der ki ; "seni düşündüğünü sanıyorsan bi ara bakayım seni düşünüyor mu ? ben baştan söyleyeyim tersleneceksin boşuna deneme." der ve sizde dünyanın belkide en boktan ruh halinde eve geri döner yatğınıza yatar yeni bir rüyaya dalarsınız. yine O'nu görürseniz en baştan aynı olaylar olur bu üst üste gelirse psikolojiniz mahvolur, bitersiniz, hayatı sadece maddiyat için yaşıyormuş gibi hissedersiniz.
eski sevgiliyi aramak için bir bahane olarak bilinir. lakin öyle bir rüya görülür ki kan ter içinde uyanılır. eski sevgilinin hayatini bi nebze de olsa bilirsin. onun yasadiklariyla baglantili bir ruya olunca sasirisin once bi guzel. hiç aklıma da gelmemişti, düşünmemiştim bile.. zart diye nerden çıktı dersin. gidip su içersin, bi sigara yakarsin neyin nesi şimdi bu diye düşünürsün her nefeste. merak o biçim. araştırırsın gecenin bi vakti internette. yorumları okudukça ohh-aa diye seslenirsin içine. yasadiklarinizi, paylastiklarinizi dusunup mesaj atarsin. * sonuna da dikkat et kendine dersin.
ya da charlize theron ile yatak odasında başbaşa bi hayal kurup uykuya devam edersin.
gün içinde rüyanın etkisinden kurtulamadığınız bir gerçektir. hele ki yüzünü çok yakından gördüyseniz.. bazen mutlu uyanırsınız, bazen hüzünlü.ama yine de rüyada da olsa onu gördünüz ya onunla yetinmeye çalışırsınız. içiniz tuhaf olur onun da bunu bilmesini istersiniz eliniz telefona gider ama son anda vazgecersiniz. yine içinizde patlar her şey. *
eğer hala sevilense, hala özlenense titreyerek uyanma sebebidir. yanınızdayken bile bakmaya kıyamadığınız, öperken içinizin titrediği, size göre en güzel canlı; rüyada bile olsa karşınızdadır. bir sızı girer yüreğinize apansız, sonsuz bir heyecan kaplar tüm bedeninizi, sımsıkı tutmak gelir içinizden ellerini ama rüyadasınızdır, kontrol edemezsiniz davranışlarınızı. seyretmekle yetinirsiniz sadece, bir zamanlar giderken arkasından sadece bakakaldığınız, onun attığı her adımda kendinizden uzaklaştığınız sevgiliyi seyretmek mecburiyetindesinizdir. canınızdan can alan o gözleri ile sizi süzerken;
"gitme diyemedim meleğim, içime akıttım gözyaşlarımı, zor zaptettim kendimi ardınsıra koşmamak için ama dur diyemedim sana" diye haykırmak geçer yüreğinizden ve beyninizden ama yoktur bir oluru, rüyadasınızdır.
ve biter o rüya, her güzel şey gibi erkenden. gerçeklik tüm soğukluğu ile kucaklarken sizi o bakışlar gelir gözünüzün önüne yine ama çaresizlik tam da böyle bir şeydir işte. kıyamadığına, kokusunu özlediğine sadece uzaktan bakabilmektir, eller ve ayaklar prangalara vurulmuş gibi.
berbat bir sabaha uyanmak, berbat bir gün geçirmektir. hayatta en çok istediğiniz anlar, bir uyanışla son bulur. hiç olmamıştır ve asla da olmayacaktır. payınıza düşen tek şey , ölene dek hasrettir.
komiktir, kötüdür ama rüyanızda hangi eski sevgilinizi gördüğünüze göre değişir. hala aşık olduğunuz adam çat diye abuk bir pozisyonda rüyanıza girdiyse kendinizi çok kötü, hatta pek çok kötü hissedebilirsiniz. çok özlersiniz, pek çok özlersiniz ama yapacak bir şey yoktur. bir de bir şey hissetmediğiniz eski sevgiliniz rüyanıza giriverir, o da ısrarla çok abuk bir şekilde girmiştir. sabah uyandığınızda 'ne alaka be?' olursunuz, sonra da aynı gün içinde olay patlar. komiktir, komiktir.. beynin insana oyunudur bir de altıncı histir, başka da bir şey değildir.