hala "eski" sifatini yakistiramiyorsaniz ve genellikle bu sözcük öbegine ait sadece "sevgili" kismini kullaniyorsaniz vardir bir bokluk. önce bunu kabullenmek gerek. sonra "eski" kisminindan ne kadar kacsaniz da ayrilmaz bir parcasi oldugunu da kabullenin. sonra siktirin gidin adamin asabini bozmayin. eskiyse vardir sebebi, eski diyemiyorsaniz vardir daha büyük bir sebebi. olmasi gereken buysa yoktur caresi. (kafiye bile yaptim amk)
nette zaman geçirirken yeni bir resmine gözünüz takılır. gurur duyarsınız. okulda görev yaparkenki halini görürsünüz, sevinmekle hüzünlenmek arasında gidip gelen bir ruh hali içinde bulursunuz kendinizi. onu hep konuşulan hayal edilen yerde görmek onulandırır. onca zaman sonra hayatının yolunda gittiğini görmek mutluluk verir.
5 dakika öncesine kadar konuştuğum kişilik. seversin, uzun süre bir ilişkin olur ve gelecek planlarını kurarsın.. anlaşamayıp ayrılırsın.. ve bir aramada karşına çıkar.. karşında ağlayan bir ses; seni özledim.. bağımlılık yaptığı için karşısındakini sevdiğini zannedip ağladığını 1 sene sonra anlayacaktır.. seven kişi saçma sebeplerden ayrılmaz.. geri dönmeler o kocaman boşluğu dolduramadığındandır.. zaman dolduracaktır o zamanı.. eskide kal sevgili..
'tam olarak yaşama sevinci denemese de, adam eski canlılığından bir parçaya kavuşmuştu o kız sayesinde. ama bir gün sevişirlerken adamın penisi kızın ağzında kaldı. kız, bunu ilk başta anlayamadı. o dehşetle bağırana kadar adam da anlayamadı. adamın penisini bir buz kovasına koyup hastaneye gittiler. doktorlar penisi yerine diktiler ama bir hafta sonra kendiliğinden düştü. tekrar diktiler tekrar düştü. iki ameliyat arasında kaptığı enfeksiyon nedeniyle adamın diğer bacağını da kesmek zorunda kaldılar bu arada. böylece adam sadece baş ve gövde olarak kaldı.
ikizi olsa bu kadar benzer dediğim birini gördüm bugün dolmuşta, çenesindeki gamze bile oradaydı.aynısı işte hık demiş burnundan düşmüş.sonra dedim hakikaten çift yaratılıyormuş insanlar, ama dedim bu şerefsizden seri üretime geçmene gerek yoktu be rabbim.o derece benziyordu işte sözlük.
"senle mutluyum ama yerine oturmayan bir şeyler var. sana hala çok değer veriyorum ama yürümüyor işte. bitsin istiyorum!" sözcükler duduklarından dökülürken gözlerinden akan yaşlar kalbimde kanayan yaranın yanında bir hiç kalırdı."beni seviyorumusun?" dedim. öylece baktı. "bilmiyorum" dedi usulca başını öne eğerek. gözyaşları lacivert çoraplarını ıslatıyordu, bense sadece bakakaldım öyle. "peki mutlu olucakmısın?" dedim. "hayır" dedi "bu kapıdan çıktığım anda seni özlemeye başlıycam ama kararsızlığımla seni daha fazla yıpratmak istemiyorum. bu sefer pişman olsam da geri gelmeyeceğim" dedi. usulca yerinden kalktı. montunu giydi. ağlayarak dış kapıya gitti.hoşçakal derken daha da fazla akıyordu gözyaşları. merdivenlerden aşşağı yavaşça indi, ardından açılan apartman kapısı sesi duyuldu. daha sonra yapabildiğim tek şey sokaktan köşeyi dönene kadar onu balkondan izlemek oldu. köşeyi döndü...gözden kayboldu...