ergenekon

entry369 galeri9
    240.
  1. sürüyü bir arada tutmak için gerekli uydurma kurt.

    (bkz: cemaatten ayrılanı ergenekon yer)
    0 ...
  2. 241.
  3. yazmayayım yazmayayım dedim ama, olmuyor-olmadı...
    70 küsur milyonuz, hadi bunun yarısını at, hadi bunun yarısının da yarısını at. 15 milyon insan hadi bunun da yarısını at. 7-8 milyonuz, hiç mi ses çıkaramıyoruz bu devlet-hükümet terörüne. bu bir terör, bu bir özgürlük kısıtlaması, bu bir faşistlik gösterisi. artık bunun ne olduğu o kadar bariz ki, bu bir öc dosyası.
    gözleri açmak gerek, gerçeği görmeliyiz ama aslen, gördüğümüz gerçek için savaşmalıyız. bi şey yapmalı. özgürlük gibisi yoktur çünkü.
    2 ...
  4. 242.
  5. bu hamur artık daha fazla suyu kaldıramıyor. hamur vıcık vıcık oldu. yakında sadece su kalacak.
    2 ...
  6. 243.
  7. ergenekon "iddia" örgütü.

    3 yıldır yapılanması ortaya çıkarılamamış, somut kanıtları olmayan eylemlerle suçlanan örgüt. sadece yöneticileri olan, maşası, tetikçisi, eylemcisi olmayan örgüt. 1 tane bile itiraf edeni olmayan örgüt.

    korku imparatorluğunun kalelerinden biri, düşecektir elbet.
    2 ...
  8. 244.
  9. osmanlının son zamanlarında yapılanmaya başladığı tahmin edilen ve atatürk zamanında gizlenmeyi başarmış, günümüze kadar gelen ve gelirken adeta bir vampir gibi ülkenin kanını emen, çözülmeye başlamış fakat sonuna kadar gidilmesse tekrar yapılanamya hazır, devlet içinde teşkilanlanmış bir örgüt.ordunun içine yoğun nüfuz etmesi can sıkıcı.
    1 ...
  10. 245.
  11. yobazların yeni imalat çamuru . muhalefet edenin üzerine itina ile atılır .
    1 ...
  12. 246.
  13. Hükümete muhalif şahsiyetlerin içeri alınmasının yasalmış gibi görünmesini amaçlayan davanın halk arasındaki adı.
    (bkz: Ergene konma, Yobaza kon)
    1 ...
  14. 247.
  15. türklerin milli destanlarından biridir. 21 mart, ergenekon dan çıkış tarihidir.

    sözde adı "ergenekon" olan örgüte ise ilk gününden beri asla inanmadım. gün geçtikçe de inanmayanların sayısı artmaktadır. çünkü tarihte gizli olan bir örgüt yoktur. sadece eylemleri gizlidir. ayrıca lideri belli olmayan ve ismi nasıl ve niçin konulduğu belli olmayan bir örgüt de yoktur.

    sonuçta türk yurdunda türk varlığına/egemenliğine karşı yürütülen operasyonun kılıfıdır. amaç bugün libya ya yapılanı yarın türkiye ye uygulamak için ortam hazırlamaktır.
    0 ...
  16. 248.
  17. susurluk davasının önemli aktörlerinden eski özel harekatçı ayhan çarkın ın allah a inanır gibi inandığını deklere ettiği iddia edilen terör örgütü.
    0 ...
  18. 249.
  19. yok artıktır. bakınız:
    http://www.ntvmsnbc.com/id/25195967/

    ne yazdı bu adam bu kadar olay olacak acaba?
    0 ...
  20. 250.
  21. 251.
  22. yarın bir gün buradakiler çıkacak ve bu zulmün hesabını soracaktır.

    ilhan selçuk vefat etmeden demişti. bu tamamen tsk'yı hedef alan bir tertiptir diye... süreç döndü dolaştı kumandanlarımıza kadar geldi. bu devran böyle gitmez elbet. ileri demokrasiyi ağızlarına pelesenk edenler, daha söylenmemiş bir düşünceyi, basılmamış bir kitabı yargılamaktan çekinmiyorlar...

    ama bu pislikler deli gibi de korkuyorlar.
    0 ...
  23. 252.
  24. bütün üyeleri içeri alındığı halde bitmeyen (!) örgüt. fettoş'a ya da akokk'ya laf eden örgütün doğla üyesi oluveriyor bilmeden...

    (bkz: bambaşkaymışsınız)
    2 ...
  25. 253.
  26. 26/03/2011 itibarı ile basına yansıyan ergenekon yapılanmasının ilk temelleri.
    eski bir devlet görevlisi olan ayhan çarkın'ın itiraflarıdır.

    Dün gözaltına alınan Susurluk sanığı Ayhan Çarkın’dan sarsıcı bir iddia: ASALA dosyasını açın. Büyükelçilerimizi derin devlet öldürdü

    Ayhan Çarkın. Eski bir özel harekâtçı. Susurluk’ta bir mercedesin kamyona çarpmasıyla ilk kez adı duyuldu. Devlet adına cinayet işleyen derin devletin tetikçisi olarak yargılandı. Ceza alınca memurluktan atıldı. Cezaevinden çıktıktan sonra Kumkapı sahilde bir baraka içerisinde, sahilde yürüyüş yapanlara çay satarak geçimini sürdürmeye başladı. Newroz’a, ailesiyle birlikte katılması ve ardından çıktığı programlarda Susurluk dönemiyle ilgili çarpıcı açıklamalarla yeniden Türkiye’nin gündemine geldi. Dün istanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Organize Şubesi ekiplerince gözaltına alınan Ayhan Çarkın, son röportajını Taraf ’la yaptı. işte “kullanıldım” diyen Çarkın’ın açıklamaları...

    Önce Diyarbakır günlerinizden başlayalım. Orada ne zaman görev yaptınız?

    1986-1990 yıllarında. Özel harekâtın ilk giden grubuyduk. Sonra ikinci grup geldi. ibrahim Şahin’in grubu. Onlar özel harekâtı bozdular. Diyarbakır’da görev yaptığım dönemde, kamuflajla evime gidiyordum. Lojmanımız yoktu. Kirada oturuyorduk. Halkın içerisinde. Bize hiç tepki yoktu.

    Diyarbakır’da neler yaşandı da, devlete tepki duymayan halk, daha sonra devletten korkar oldu?

    Biz jandarmanın uygulamalarına o dönem karşı çıkıyorduk. Köylere giriyorlardı, infazlar. Özel harekâtçı olarak jandarmanın yaptığı uygulamaları yapmıyorduk. Halka çok işkence yapıldı. Diyarbakır Cezaevi’nde bok yedirdiler halka.

    Hepsini asker mi yaptı? Polis bu işlerin içerisinde yok muydu?

    Diyarbakır Cezaevi’nin hemen yanındaydı şubelerimiz. Cezaevi, yanında siyasi şube, istihbarat vardı. Hanefi Avcı istihbarattaydı. istihbarat dediğin işkence yapıyordu. Siyasi şubedeydi. Cezaevi duvarıyla yan yanaydı şubesi. Onun yanında da bizim şube vardı. Cezaevi koridorundan adamlar içeri alınıyor, işkence yapılıyordu. Necdet Menzir o dönem orada müdürdü. Cezaevinden gelen çığlıkları şimdi duyuyorum ben. Kahkaha atıyorlardı.

    itirafçı müessesi de Avcı’nın döneminde başladı sanırım...

    itirafçıları kullanan, onlara operasyon yaptıran da bunlar. Kendi işlerini temizlettiler itirafçılara... Hizbullah diyorlar. Ne Hizbullah’ı, hepsini bunlar yaptı. Dönemimizde Hizbullah falan yoktu. Ne olduysa 1990’dan sonra oldu. Ben de 1990’da istanbul’a geldim. Operasyon timindeydik. 13 kişiydik. Bütün örgütlerin operasyonuna biz giderdik. Bize adresleri gösteriyorlardı. Operasyon yapıyorduk.

    ilk yaptığınız operasyonu hatırlıyor musunuz?

    Unutmadım ki. ilk olay TiKKO operasyonuydu. Kemal Yazar. Yaralı ele geçirdik. Ben vurdum. Dursun Karataş Cezaevi’nden firar ettirildi, ondan sonra başladı her şey.

    Bahçelievler çatışmasında da siz vardınız sanırım...

    Evet. O çatışma 3,5 saat sürdü. Hatta iki tane kadın vardı. Onları aldık. Ben orada üç tane de polis vurdum. Çünkü orada iki çocuk vardı. içerdekilerle konuştuk. Bir şey yapmayacağız çocuğu ve kadını bırakın diye. Bana inandılar. Çocukları bıraktılar. O arada bizimkiler ateş etmeye kalktılar. Kollarından vurdum.

    Dev-Sol’un başına geçeceği söylenen Sinan Kukul ve Sabahat Karataş’ın infazı da derin devletin örgüte yön verme operasyonu muydu?

    Sinan Kukul başına geçecekti, ondan öldürüldü. Bunu kime soracaklar. Fikret Işıkkaralar. Bu işleri en iyi bilen o. Dev-Sol masasının başındaydı.

    Peki Bedri Yağan operasyonu. Çatışma demişlerdi ama ‘Mösyö’ kitabımda adli tıp raporlarını yayımladım. Kafalarına sıkılarak öldürüldükleri ortaya çıktı.

    Bedri Yağan operasyonunda ben başka yerdeydim. Olay yerine gittiğimde bitmişti herşey. Hatta iki tane çocuk vardı. Sağ kurtulmuşlardı çatışmadan. içeri dahi girmedim. iki çocuğu dışarıda alan kişi benim. O olay infazdı.

    Dursun Karataş nasıl kurtuldu?

    Karataş o operasyonlardan anlaşarak kurtuldu. Sonra ona polisleri taratma işlerini yaptırdılar. O dönemin bütün polis istihbarat ve MiT yetkililerinin alınması sorgulanması lazım.

    Devlet mi polisleri tarattı?

    Kağıthane’de beş polis öldürüldü. Çırpıcı deresinde, Şehremini’de, her yerde polis öldürüldü. Polislerin ölümünden sonra bize operasyon yaptırdılar. Dursun Karataş cezaevinden firar ettirildikten sonra her şey başladı. Böyle vatan sevgisi olmaz olsun. Terörü de kendi üretiyor, kahramanını da. Kaç tane polis öldü. Şimdi bunların hepsi ortaya çıkmalı. Ekip otolarını tarattırdılar. Hepsini bunlar yaptı.

    Siz olayların neresindeydiniz?

    Bizim katıldığımız operasyonlar ortada. Vurduklarımızı söylüyoruz. Hanefi Avcı sinyal kaydırma yapıyordu. Sinyal kaydırma dediğin nedir biliyor musun? Biz şimdi ikimiz burada bir ağaç keseceğiz. Ağaç kesmeye gidiyoruz. Ama oraya gittiğinde bir bakıyorsun ağaç kesilmiş. Sen artık ortasındasın. Bu Topal (Ömür Lütfi Topal) meselesinde falan biliyorsunuz. Bütün telefon dökümleri önümüze geldi. Orası bizim çalıştığımız alandı. Abdullah Çatlı’nın arkadaşı olduğum için bizi de kattılar.

    Olayların bazıları sizin üzerinize bilerek mi yıkıldı yani?

    Bir tane olay olsa kendimizi savunuruz. Bir operasyona gidiyorsun. Silahlı çatışma çıkmış. Belki üç kişi çatışmış. Ama işi bitiriyorsun, bir bakıyorsun kağıt imzalatılıyor. On bir kişinin ismi yazılmış. imzanı atıyorsun. Sonra diyorlar “aferin oğlum devam et” sonra bir bakıyorsun birinden 10, birinden 20, derken 80 mermi çıkmış. Sonra gel Ayhan Çarkın ifadeye.

    Müdürler imzalamıyorlar mıydı, olay tutanak raporlarını?

    Bizim müdürlerden imzalayan da var imzalamayan da. Kim hesap verecek? ibrahim Şahin mi verecek? Adamda bilmem ne hastalığı çıkmış yırtmaya çalışıyor. Mehmet Ağar’ı, Hanefi Avcı’yı dışarıda bırakan devlet, devlet değildir. Tetiği kim düşürdü, kim çekti? Ayhan Çarkın. Suçlu o. Emir verenler nerede? Mehmet Ağar, Susurluk döneminde beni ve Oğuz Yorulmaz’ı Ankara’ya çağırdı. “Aman dikkatli olun” falan. Ben, Oğuz’a “Ne diyor bu” dedim. “Aman paralar ile ev almayın. Paranızı dikkatli harcayın.” O ara Oğuz ile göz göze geldim. “Paraları yurt dışına transfer edin” falan. Kullanıldığımızı o gün anladım. Paramız yoktu çünkü. Bak bu siyasi şubede patlayan bomba vardı. Ben oradan kurtuldum. Tüp şeklinde bomba vardı.

    17 Mart 1992 tarihinde siyasi şubede patlayan tüp olayını kastediyorsunuz anladığım kadarıyla. 3 kişi ölmüş, 19 kişi yaralanmıştı.

    Beş kişi öldü. Bunlar yerleştirdi. Ben eve doğru çıktım. Çocuğumla ilgili bir sorun vardı. Sonra bomba patladı. Televizyonda alt yazı geçiyor. Ayhan Çarkın öldü diye. Kriminal laboratuarında bugün bu olay sorgulansa iş ortaya çıkar. Diyorlar ki bu bombayı itinalı şekilde içi su dolu tanka koyup imha edin. Ama nedense biri oraya bırakıyor. Şimdi altına bomba koyan zihniyetle nasıl hesaplaşacaksın.

    Sizi birileri yok etmek mi istedi...

    O tüp gaz meselesinde bizi yok etmek istediler. Muhsin Bozok, Ankara Siyasi Şube’de. Onun alınması lazım. Fikret Işıkkaralar, Şakir diye bir Başkomiser vardı. Bunların alınması lazım. Ercüment Yılmaz bu olaylara en çok karşı çıkan kişiydi. Ona komünist dediler.

    Perpa çatışmasında neler oldu?

    Perpa’da o kızı vuran Ayhan Özkan’dı. Ona kızı ben verdim. Buna dikkat et başına bir şey gelmesin diye. Kız orada çalışan biriydi. Hatta orada ölenlerden bir çocuk daha vardı. O da suçsuz olabilir. Kızın cenazesini memleketine göndertmemişlerdi.

    Ömer Lütfi Topal cinayeti de sizin üzerinize yıkılan bir cinayet miydi?

    Topal olayında bir tane Başkomiser tozlu raflara girmiş de Abdullah Çatlı’nın orta parmağının orta bilmem neyinde bulmuş da. Bütün dünyada parmak izi var bu adamın. interpol tarafından aranıyor. Montaj. Biri o parmak izini monte etti. Sonra hep birlikte bizi aldılar. Topal olayında kimse gelmesin üstüme, özel mahkeme kurulsun Topal meselesi için. Topal olayını size söylemem. Adalet varsa konuşuruz. O dönem niye konuşmadın diyorlar. Niye konuşayım?

    Neden konuşmaya karar verdiniz?

    Balyoz Davası’nda 161 subay tutuklandı. ‘Hah adalet böyle olur’ dedim. O gün kapının kapandığına yeni kapının açıldığına karar verdim. “Savcılar olayları çözecekler” dedim. Bir de istanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin görevinden alındı. ‘Tamamdır’ dedim. Artık konuşabilirim. Susurluk’u kimler kapattı? Susurluk soruşturmasını yürüten Aykut Cengiz Engin’di. Şimdi karşı karşıya gelelim. O kapattı. Sedat Karagül vardı hâkim. Metin Çetinbaş vardı. Bunlar kapattı. Yargıtay Başkanı Sabih Kanadoğlu’na söyledim. Böyle yargılama mı olur?

    Gazi olayında da isminiz geçti, sonra yalan olduğu ortaya çıktı?

    Gazi olaylarını Erzincan’dan çıkartırsınız. ilhan Cihaner dosyasına bakın. Aynı orası gibi. Orada Başbağlar’ı da görürsünüz. Gazi’de beni yüz defa teşhise götürdüler. Ben yapanları biliyorum. Bizim bildiğimiz, Hüseyin Kocadağ olayları durdurdu. Oradaki kanı engelledi. Bu işlerden hesap soracağı zaman götürüldü. Gazi olaylarının iç yüzünü biliyordu. Necdet Menzir’le ters düştü. Kavga etti. Asala dosyasını niye açmıyorsunuz. Arşivlere girsenize. Büyük elçilerimizi kim öldürdü?

    Kim öldürdü?

    Çatlı bu Ermeni meselesinde kullanıldığını anladı. Bizim büyükelçilerimizi öldürenler yine bunlardır. Bu Dağlık Karabağ’a kadar uzanıyor. Orada da bir Ergenekon var. Ermenilere saldırıyoruz değil mi? Bir katliam yapıp fotoğraflarını çektin mi iş Ermeniye kalır. Çiller döneminde bu adama her türlü yetki verildi. Her türlü pasaport verildi. Bu arşivlerde var. Mesut Yılmaz diyor ki “12 Martta ne oldu açıklayamam, devlet sırrı.” Ne devlet sırrı. Siyasilerin de içinde olduğu bir şebeke bunlar. Ben Mehmet Ağar’la adalet huzurunda yüz yüze konuşmak istiyorum. Herkes gelecek oraya.. Burada ben haklıyım demiyorum. Katil mi istiyorsun? Burada, ben katilim. Ama bir sürü namussuzun dosyasını yanıma koymuşlar. Adam burada (istanbul) katliam yapıyor. Sahte belgeyle, kadrosu Diyarbakır’da.

    Kim bu kişi, hangi katliam?

    Ayhan Akça. Hangi olay olduğunu mahkemede söylerim. Onu orada söylerim. Bu olay ortaya çıkar. Sonra Hizbullah operasyonu oldu istanbul’da. Allah korudu, ben orada yoktum. Velioğlu’nun ölü ele geçirildiğin söylenen operasyon. Ona çatışma mı diyorsun. Ne çatışması. Git bilirkişilere nerede çatışma olmuş, nerede infaz olmuş ortaya çıkar. Çatışma falan olmadı orada. Yedi günde Susurluk’u, derin devleti, infazları anlatıp bitireceğim. Aylarca konuşmayacağım. Neyi yaşadıysam kimlerle yaşadıysam anlatacağım savcılara.

    Susurluk olayına gelecek olursak, kazayı nasıl öğrendiniz?

    Çatlı’nın öldüğünü telefon ile öğrendim. Sedat Bucak’ın hanımının korumasıydım. istanbul’a geliyordum. Galiba Yaşar Okuyan haber vermiş. Çatlı, Okuyan ile konuşurdu. Ama onun için hiç iyi şeyler düşünmezdi. Ankara Balgat’ta onunla görüşürdü. Ankara’dan istanbul’a yola çıktım. Telefon gelince Susurluk’a gittim. Morgda Çatlı’yı gördüm. Sonra arabaya baktım, ona baktım. Dedim bu işte ihanet var. Mahkemeye çağıracaklar beni. Kimsenin bilmediği kimsenin tahmin etmediği bir şey çıkacak.

    Ne çıkacak?

    Herkes o kazanın nasıl olduğunu görecek. Kaydı var. Arena programında bir foto çıkmıştı. Geri çektiler o fotoyu. O fotoyu kim çektiyse cinayeti o işledi. Abdullah Çatlı devletle anlaşma yaptı. Haluk Kırcı’nın idamını engelledi. Mesut Yılmaz’la anlaşma yaptı. Mesut Yılmaz tarafından da çok ciddi ihanete uğramıştır Abdullah Çatlı. Ben bu konuları mahkeme aşamasında anlatacağım. Çatlı istihbaratta kullanıldığını anladı. Bunların yüzünü gördü. Özellikle Mehmet Eymür’ün yüzünü gördü.

    Susurluk’ta kaybolan meşhur bir çanta hikâyesi var. Ne vardı o çantada?

    O çantanın özelliği yok. Herkes bir şey almış. Kimi defter, kimi çanta almış. Ama bende olan hiç kimsede yok. Yakında göreceksiniz. Adalete anlatacağım. Beni çağıracaklar, “Susurluk’u anlatın” diyecekler. “Buyurun beyefendi” diyeceğim, Susurluk. Buyurun seyredin. Adalet huzurunda anlatacağım. Oradaki resmi görürsen herşeyi anlarsın.
    0 ...
  27. 254.
  28. Dün gözaltına alınan Susurluk sanığı Ayhan Çarkından sarsıcı bir iddia: ASALA dosyasını açın. Büyükelçilerimizi derin devlet öldürdü

    Ayhan Çarkın. Eski bir özel harekâtçı. Susurlukta bir mercedesin kamyona çarpmasıyla ilk kez adı duyuldu. Devlet adına cinayet işleyen derin devletin tetikçisi olarak yargılandı. Ceza alınca memurluktan atıldı. Cezaevinden çıktıktan sonra Kumkapı sahilde bir baraka içerisinde, sahilde yürüyüş yapanlara çay satarak geçimini sürdürmeye başladı. Newroza, ailesiyle birlikte katılması ve ardından çıktığı programlarda Susurluk dönemiyle ilgili çarpıcı açıklamalarla yeniden Türkiye’nin gündemine geldi. Dün istanbul Emniyet Müdürlüğü;ne bağlı Organize Şubesi ekiplerince gözaltına alınan Ayhan Çarkın, son röportajını Tarafla yaptı. iştekullanıldım diyen Çarkın’ın açıklamaları...

    Önce Diyarbakır günlerinizden başlayalım. Orada ne zaman görev yaptınız?

    1986-1990 yıllarında. Özel harekâtın ilk giden grubuyduk. Sonra ikinci grup geldi. ibrahim Şahin’in grubu. Onlar özel harekâtı bozdular. Diyarbakır’da görev yaptığım dönemde, kamuflajla evime gidiyordum. Lojmanımız yoktu. Kirada oturuyorduk. Halkın içerisinde. Bize hiç tepki yoktu.

    Diyarbakırda neler yaşandı da, devlete tepki duymayan halk, daha sonra devletten korkar oldu?

    Biz jandarmanın uygulamalarına o dönem karşı çıkıyorduk. Köylere giriyorlardı, infazlar. Özel harekâtçı olarak jandarmanın yaptığı uygulamaları yapmıyorduk. Halka çok işkence yapıldı. Diyarbakır Cezaevinde bok yedirdiler halka.

    Hepsini asker mi yaptı? Polis bu işlerin içerisinde yok muydu?

    Diyarbakır Cezaevinin hemen yanındaydı şubelerimiz. Cezaevi, yanında siyasi şube, istihbarat vardı. Hanefi Avcı istihbarattaydı. istihbarat dediğin işkence yapıyordu. Siyasi şubedeydi. Cezaevi duvarıyla yan yanaydı şubesi. Onun yanında da bizim şube vardı. Cezaevi koridorundan adamlar içeri alınıyor, işkence yapılıyordu. Necdet Menzir o dönem orada müdürdü. Cezaevinden gelen çığlıkları şimdi duyuyorum ben. Kahkaha atıyorlardı.

    itirafçı müessesi de Avcının döneminde başladı sanırım...

    itirafçıları kullanan, onlara operasyon yaptıran da bunlar. Kendi işlerini temizlettiler itirafçılara... Hizbullah diyorlar. Ne Hizbullah hepsini bunlar yaptı. Dönemimizde Hizbullah falan yoktu. Ne olduysa dan sonra oldu. Ben de da istanbul;a geldim. Operasyon timindeydik. 13 kişiydik. Bütün örgütlerin operasyonuna biz giderdik. Bize adresleri gösteriyorlardı. Operasyon yapıyorduk.

    ilk yaptığınız operasyonu hatırlıyor musunuz?

    Unutmadım ki. ilk olay TiKKO operasyonuydu. Kemal Yazar. Yaralı ele geçirdik. Ben vurdum. Dursun Karataş Cezaevi’nden firar ettirildi, ondan sonra başladı her şey.

    Bahçelievler çatışmasında da siz vardınız sanırım...

    Evet. O çatışma 3,5 saat sürdü. Hatta iki tane kadın vardı. Onları aldık. Ben orada üç tane de polis vurdum. Çünkü orada iki çocuk vardı. içerdekilerle konuştuk. Bir şey yapmayacağız çocuğu ve kadını bırakın diye. Bana inandılar. Çocukları bıraktılar. O arada bizimkiler ateş etmeye kalktılar. Kollarından vurdum.

    Dev-Solun başına geçeceği söylenen Sinan Kukul ve Sabahat Karataşın infazı da derin devletin örgüte yön verme operasyonu muydu?

    Sinan Kukul başına geçecekti, ondan öldürüldü. Bunu kime soracaklar. Fikret Işıkkaralar. Bu işleri en iyi bilen o. Dev-Sol masasının başındaydı.

    Peki Bedri Yağan operasyonu. Çatışma demişlerdi ama ;Mösyö; kitabımda adli tıp raporlarını yayımladım. Kafalarına sıkılarak öldürüldükleri ortaya çıktı.

    Bedri Yağan operasyonunda ben başka yerdeydim. Olay yerine gittiğimde bitmişti herşey. Hatta iki tane çocuk vardı. Sağ kurtulmuşlardı çatışmadan. içeri dahi girmedim. iki çocuğu dışarıda alan kişi benim. O olay infazdı.

    Dursun Karataş nasıl kurtuldu?

    Karataş o operasyonlardan anlaşarak kurtuldu. Sonra ona polisleri taratma işlerini yaptırdılar. O dönemin bütün polis istihbarat ve MiT yetkililerinin alınması sorgulanması lazım.

    Devlet mi polisleri tarattı?

    Kağıthanede beş polis öldürüldü. Çırpıcı deresinde, Şehreminide, her yerde polis öldürüldü. Polislerin ölümünden sonra bize operasyon yaptırdılar. Dursun Karataş cezaevinden firar ettirildikten sonra her şey başladı. Böyle vatan sevgisi olmaz olsun. Terörü de kendi üretiyor, kahramanını da. Kaç tane polis öldü. Şimdi bunların hepsi ortaya çıkmalı. Ekip otolarını tarattırdılar. Hepsini bunlar yaptı.

    Siz olayların neresindeydiniz?

    Bizim katıldığımız operasyonlar ortada. Vurduklarımızı söylüyoruz. Hanefi Avcı sinyal kaydırma yapıyordu. Sinyal kaydırma dediğin nedir biliyor musun? Biz şimdi ikimiz burada bir ağaç keseceğiz. Ağaç kesmeye gidiyoruz. Ama oraya gittiğinde bir bakıyorsun ağaç kesilmiş. Sen artık ortasındasın. Bu Topal (Ömür Lütfi Topal) meselesinde falan biliyorsunuz. Bütün telefon dökümleri önümüze geldi. Orası bizim çalıştığımız alandı. Abdullah Çatlı’nın arkadaşı olduğum için bizi de kattılar.

    Olayların bazıları sizin üzerinize bilerek mi yıkıldı yani?

    Bir tane olay olsa kendimizi savunuruz. Bir operasyona gidiyorsun. Silahlı çatışma çıkmış. Belki üç kişi çatışmış. Ama işi bitiriyorsun, bir bakıyorsun kağıt imzalatılıyor. On bir kişinin ismi yazılmış. imzanı atıyorsun. Sonra diyorlar “aferin oğlum devam et” sonra bir bakıyorsun birinden 10, birinden 20, derken 80 mermi çıkmış. Sonra gel Ayhan Çarkın ifadeye.

    Müdürler imzalamıyorlar mıydı, olay tutanak raporlarını?

    Bizim müdürlerden imzalayan da var imzalamayan da. Kim hesap verecek? ibrahim Şahin mi verecek? Adamda bilmem ne hastalığı çıkmış yırtmaya çalışıyor. Mehmet Ağar’ı, Hanefi Avcı’yı dışarıda bırakan devlet, devlet değildir. Tetiği kim düşürdü, kim çekti? Ayhan Çarkın. Suçlu o. Emir verenler nerede? Mehmet Ağar, Susurluk döneminde beni ve Oğuz Yorulmaz’ı Ankara’ya çağırdı. “Aman dikkatli olun” falan. Ben, Oğuz’a “Ne diyor bu” dedim. “Aman paralar ile ev almayın. Paranızı dikkatli harcayın.” O ara Oğuz ile göz göze geldim. “Paraları yurt dışına transfer edin” falan. Kullanıldığımızı o gün anladım. Paramız yoktu çünkü. Bak bu siyasi şubede patlayan bomba vardı. Ben oradan kurtuldum. Tüp şeklinde bomba vardı.

    17 Mart 1992 tarihinde siyasi şubede patlayan tüp olayını kastediyorsunuz anladığım kadarıyla. 3 kişi ölmüş, 19 kişi yaralanmıştı.

    Beş kişi öldü. Bunlar yerleştirdi. Ben eve doğru çıktım. Çocuğumla ilgili bir sorun vardı. Sonra bomba patladı. Televizyonda alt yazı geçiyor. Ayhan Çarkın öldü diye. Kriminal laboratuarında bugün bu olay sorgulansa iş ortaya çıkar. Diyorlar ki bu bombayı itinalı şekilde içi su dolu tanka koyup imha edin. Ama nedense biri oraya bırakıyor. Şimdi altına bomba koyan zihniyetle nasıl hesaplaşacaksın.

    Sizi birileri yok etmek mi istedi...

    O tüp gaz meselesinde bizi yok etmek istediler. Muhsin Bozok, Ankara Siyasi Şube’de. Onun alınması lazım. Fikret Işıkkaralar, Şakir diye bir Başkomiser vardı. Bunların alınması lazım. Ercüment Yılmaz bu olaylara en çok karşı çıkan kişiydi. Ona komünist dediler.

    Perpa çatışmasında neler oldu?

    Perpada o kızı vuran Ayhan Özkan dı. Ona kızı ben verdim. Buna dikkat et başına bir şey gelmesin diye. Kız orada çalışan biriydi. Hatta orada ölenlerden bir çocuk daha vardı. O da suçsuz olabilir. Kızın cenazesini memleketine göndertmemişlerdi.

    Ömer Lütfi Topal cinayeti de sizin üzerinize yıkılan bir cinayet miydi?

    Topal olayında bir tane Başkomiser tozlu raflara girmiş de Abdullah Çatlı’nın orta parmağının orta bilmem neyinde bulmuş da. Bütün dünyada parmak izi var bu adamın. interpol tarafından aranıyor. Montaj. Biri o parmak izini monte etti. Sonra hep birlikte bizi aldılar. Topal olayında kimse gelmesin üstüme, özel mahkeme kurulsun Topal meselesi için. Topal olayını size söylemem. Adalet varsa konuşuruz. O dönem niye konuşmadın diyorlar. Niye konuşayım?

    Neden konuşmaya karar verdiniz?

    Balyoz Davasında 161 subay tutuklandı.Hah adalet böyle olur dedim. O gün kapının kapandığına yeni kapının açıldığına karar verdim. “Savcılar olayları çözecekler” dedim. Bir de istanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin görevinden alındı. Tamamdır dedim. Artık konuşabilirim. Susurluku kimler kapattı? Susurluk soruşturmasını yürüten Aykut Cengiz Engin’di. Şimdi karşı karşıya gelelim. O kapattı. Sedat Karagül vardı hâkim. Metin Çetinbaş vardı. Bunlar kapattı. Yargıtay Başkanı Sabih Kanadoğlu’na söyledim. Böyle yargılama mı olur?

    Gazi olayında da isminiz geçti, sonra yalan olduğu ortaya çıktı?

    Gazi olaylarını Erzincan’dan çıkartırsınız. ilhan Cihaner dosyasına bakın. Aynı orası gibi. Orada Başbağları da görürsünüz. Gazi’de beni yüz defa teşhise götürdüler. Ben yapanları biliyorum. Bizim bildiğimiz, Hüseyin Kocadağ olayları durdurdu. Oradaki kanı engelledi. Bu işlerden hesap soracağı zaman götürüldü. Gazi olaylarının iç yüzünü biliyordu. Necdet Menzir’le ters düştü. Kavga etti. Asala dosyasını niye açmıyorsunuz. Arşivlere girsenize. Büyük elçilerimizi kim öldürdü?

    Kim öldürdü?

    Çatlı bu Ermeni meselesinde kullanıldığını anladı. Bizim büyükelçilerimizi öldürenler yine bunlardır. Bu Dağlık Karabağ’a kadar uzanıyor. Orada da bir Ergenekon var. Ermenilere saldırıyoruz değil mi? Bir katliam yapıp fotoğraflarını çektin mi iş Ermeniye kalır. Çiller döneminde bu adama her türlü yetki verildi. Her türlü pasaport verildi. Bu arşivlerde var. Mesut Yılmaz diyor ki “12 Martta ne oldu açıklayamam, devlet sırrı.” Ne devlet sırrı. Siyasilerin de içinde olduğu bir şebeke bunlar. Ben Mehmet Ağar’la adalet huzurunda yüz yüze konuşmak istiyorum. Herkes gelecek oraya.. Burada ben haklıyım demiyorum. Katil mi istiyorsun? Burada, ben katilim. Ama bir sürü namussuzun dosyasını yanıma koymuşlar. Adam burada (istanbul) katliam yapıyor. Sahte belgeyle, kadrosu Diyarbakırda.

    Kim bu kişi, hangi katliam?

    Ayhan Akça. Hangi olay olduğunu mahkemede söylerim. Onu orada söylerim. Bu olay ortaya çıkar. Sonra Hizbullah operasyonu oldu istanbul’da. Allah korudu, ben orada yoktum. Velioğlu’nun ölü ele geçirildiğin söylenen operasyon. Ona çatışma mı diyorsun. Ne çatışması. Git bilirkişilere nerede çatışma olmuş, nerede infaz olmuş ortaya çıkar. Çatışma falan olmadı orada. Yedi günde Susurluk’u, derin devleti, infazları anlatıp bitireceğim. Aylarca konuşmayacağım. Neyi yaşadıysam kimlerle yaşadıysam anlatacağım savcılara.

    Susurluk olayına gelecek olursak, kazayı nasıl öğrendiniz?

    Çatlı’nın öldüğünü telefon ile öğrendim. Sedat Bucakın hanımının korumasıydım. istanbula geliyordum. Galiba Yaşar Okuyan haber vermiş. Çatlı, Okuyan ile konuşurdu. Ama onun için hiç iyi şeyler düşünmezdi. Ankara Balgat’ta onunla görüşürdü. Ankara’dan istanbul’a yola çıktım. Telefon gelince Susurluka gittim. Morgda Çatlıyı gördüm. Sonra arabaya baktım, ona baktım. Dedim bu işte ihanet var. Mahkemeye çağıracaklar beni. Kimsenin bilmediği kimsenin tahmin etmediği bir şey çıkacak.

    Ne çıkacak?

    Herkes o kazanın nasıl olduğunu görecek. Kaydı var. Arena programında bir foto çıkmıştı. Geri çektiler o fotoyu. O fotoyu kim çektiyse cinayeti o işledi. Abdullah Çatlı devletle anlaşma yaptı. Haluk Kırcı’nın idamını engelledi. Mesut Yılmaz’la anlaşma yaptı. Mesut Yılmaz tarafından da çok ciddi ihanete uğramıştır Abdullah Çatlı. Ben bu konuları mahkeme aşamasında anlatacağım. Çatlı istihbaratta kullanıldığını anladı. Bunların yüzünü gördü. Özellikle Mehmet Eymür’ün yüzünü gördü.

    Susurluk’ta kaybolan meşhur bir çanta hikâyesi var. Ne vardı o çantada?

    O çantanın özelliği yok. Herkes bir şey almış. Kimi defter, kimi çanta almış. Ama bende olan hiç kimsede yok. Yakında göreceksiniz. Adalete anlatacağım. Beni çağıracaklar, “Susurluk’u anlatın” diyecekler. “Buyurun beyefendi” diyeceğim, Susurluk. Buyurun seyredin. Adalet huzurunda anlatacağım. Oradaki resmi görürsen herşeyi anlarsın.
    0 ...
  29. 255.
  30. bugün kitapların arasına kurusun diye koyduğum çiçeklerin hepsini çıkarttım.
    ergenekon kapsamında bir baskın falan yapılırsa rezil olmayalım durduk yerde elaleme.
    1 ...
  31. 256.
  32. 257.
  33. artık boku çıkmış olan hede.
    0 ...
  34. 258.
  35. sürekli sulandırılmaya çalışılan ülkemizin en büyük baş belası.
    0 ...
  36. 259.
  37. -* kendilerini; türkiye cumhuriyeti rejimini hem bedenen hem de beynen korumaya adamış insanlar-ın kurduğu -terör örgütü-(ymüş). bu nasıl bişey yahu. terör ne? örgüt ne? bu insanlar kim?
    1 ...
  38. 260.
  39. Aslı olarak Ergenekon Büyük Türk destanını parçasıdır.Esas olarak demirci dağda bir maden bulur ve Türkler bu madeni eriterek Bozkurt önderliğinde dağdan (Ergenekon Dağı)çıkarlar.
    Günümüzde ise;yazılmayan kitapları toplama,yapılmayan darbeleri bastırma,hiç düzenlenmemiş toplantıları faka bastıma,hükümete muhalif eden tüm yazar-çizer takımını henüz iddianameleri bile hazırlanmadan derdest edip Silivri'ye yollama,Akıl içine düşünce henüz düşmeden 'peki ya düşerse' diye kişioğlunu kelepçeleme,Emekli albay ve generalleri alaşağı edio orduyu rencide etme,mesleapolis tarafından genç bir subayın telefonuna 'bilgi yükleme',şimdilerde din başlığı altında halkı kandıranlara karşı ülkesini uyaran ilahiyatçıların evini arama,her gazetecinin,bilim adamının,sanatçının evinde olan/olması gereken bilgi/doküman ve belgeyi kameralar önünde artistik bir hareketle çuvallayıp araçlara yükleme ve en nihayetinde her muhalifi darbeci olarak niteleyip televzyonlarda 'demokrasi savaşçıcı' görünümü vermenin diğer adıdır.Unutulmuştur zamanında Fettullah Gülen örgütlenmeleri,üniversite hazırlık kursunun kapısından başı açık girip arka kapıdan türbanla çıkanlar,derslerde el altından cihad çağrısı yapan öğretmenler,televizyonlarda radyolarda açk açık 'isşami devlet 'söylemi yapan,halkı bu yönde ayaklandırmaya çalışan,belediye burslarını dağıtırlen 'baş örtülülüğe' özen gösteren,her platformda laik cumhuriyete karşı toplu hareket etmek gerektiğinş vurgulayanlar.O kadar unutulmuştur ki artık Afrika ülkelerinde Gülen cemaati okullarına katılımımızı Cumhurbaşkanlığı düzeyinde olmuştur.Cumhurbaşkanı eşinin bir zamanlar ülkesi ile mahkemelik olduğu,Başbakan'ın zamanında hacı hoca önünde bağdaş kurup oturduğu.
    Ancak bunlar demokrasi mücadelesidir.Kesinlikle bir devletin niteliğini,yönetim şeklini değiştirmeye yönelik planlı ve sistematik hareketler değildir.inceden yavaş yavaş yapılagelen 'çaktırmadan darbeler' değildir.Televizyonlarda 'bu ŞiMDiLiK mümkün değildir' şeklinde beyanat vererek ısrala ŞiMDiLiK in altını çizerken türbanın ilkokul seviysine kadar inmesi sadece insan haklarıdır.Cemaat okullarında müfredata aykırı öğretilerin yapılması farklılıktır hatta inceden müfredatın külliyen değişmesi ise 'gerekliliktir'..iETT'den başlayan yolculukla kademe kademe sisteme karşı etrafını ve halkı ayaklandırmak 'biliçlendirme'dir.Mustafa Balbay,Tuncay Özkan,Haberal,ilhan Selçuk,orduya hizmeti geçmiş tüm generller,genç subaylar..vs vatan haini,militarist ve devleti planlı yönde yıkmaya çalışan sefil darbecilerdir.Ancak Rasim Ozan Kütahyalı gibi 'apaydınlık' yazarlarımız bizim gözümüzü açan değerli vatanseverlerdir.Kahrolsunlardır Silivri de yatan cemaatçiler..Sinsi organizasyoncular.Tüm üniversite rektörleri,askerler..Yaşasınıdr inceden demokrasi ayarı veren canım ülkemin 'demokrasi savaşçıları'..
    1 ...
  40. 261.
  41. stv de dile getirilen yeni ismi (bkz: ergenekon silahlı terör örgütü)dür.

    ne de olsa yandaş medya. yakında (bkz: nükleer silahları da varmış) başlıklı haberler izlersek şaşırmam.
    1 ...
  42. 262.
  43. tamamen uydurma, gerçeklere dayanmayan, kişisel kavgaların devlet eliyle gerçekleştirildiği bir dava ismi. bu dava sayesinde gazetecileri bırakın, sıradan sokaktaki insan bile kendisine otosansür uygulamaya başlamıştır ki; işte ben böyle ileri demokrasinin ırzına geçeyim çok afedersiniz. hep diyoruz arkadaşlar akp= amerikanın kurduğu parti.
    3 ...
  44. 263.
  45. kimin ne suç işlediği belli olmayan örgüt.
    herkes içerde ama.
    çeksinler cezalarını pezevenkler!
    1 ...
  46. 264.
  47. doğu perinçek'in yaptığı müthiş savunmalarından bir tanesi aşağıdadır;

    Sayın Başkan, Sayın Yargıçlar, işçi Partisi Genel Başkanı ve yöneticileri hakkında karanlık kalan tek nokta bırakmayacağız. Suçlamalarla ilgili aydınlatılmayan, çürütülmeyen, eksik kalan, bulanık kalan tek bir nokta görürseniz, lütfen sorunuz. iddia kürsüsünde oturanlar da sorsunlar. Ceza Yargılaması Hukuku'na aykırı sorular da sorsunlar. Avukatlarıma rica ediyorum itiraz etmeyecekler. iddia sahipleri, yasadışı kanıtlarını da toplasın getirsinler. Gizli dinlemelerini, sinsi gözlemlerini, gelmiş geçmiş bütün raporlarını getirsinler. Hepsi, onların suçunu kanıtlayacaktır. Zaten tepeden tırnağa yasadışılığa ve suça batmış durumdalar. Halkın önünde her şeyi açıklamaya hazırız. Bu Ergenekon tertibini bütün boyutlarıyla, Türkiyemizi hedef alan bütün derinliğiyle kulağından tutup kamuoyunun önüne çıkaracağız. Tertibin suçlularını yargılayacağız burada! Sorgumun sonunda soruları bekliyorum. Sorun ve bu işi burada bitireceğiz! Ertelenmesi, Türkiye'ye karşı suç olur.

    TUNCAY GÜNEY YOKSA ÖRGÜT DE YOK

    Bu davanın iskeletini, omurgasını, çekirdeğini Tuncay Güney kurmuştur. Bu davaya ille bir isim takılacaksa, "Tuncay Güney Davası" demek yerinde olurdu.

    iddianamenin omurgasını, 1. Tuncay Güney ile 2001 yılında yapılan Mülakat, 2. Tuncay Güney'in Mülakatı'na dayanılarak yapılan şema, 3. Tuncay Güney'in polise verdiği belge çuvalı oluşturmaktadır.

    Çekin bu omurgayı, iddianame bir et yığını gibi yığılır kalır. Tuncay Güney'i çıkartınız bu dava dosyasından Örgüt kalmaz! Örgütü kuran, temeli atan, çekirdeğini tayin eden, yöneticilerini atayan, bağlantıları ören, olayları imal eden, özetle senaryoyu kurgulayan, televizyon ekranlarına baktığınız zaman, hep Tuncay Güney. Bu iddianame'de Tuncay Güney'in adı 487 kez geçiyor. Rakipsiz bir numara!

    Meczup yok! Oval ofis var! Tuncay Güney, görünüşte "Asrın Örgütü"nü kurmuş. Mülakatı'nı izleyen çok yüksek ve seçkin şahsiyetler, bu adam "meczup" diyor. Söyledikleri "deli saçması" , "kepazelik", "rezillik", "hokkabazlık" diye niteleniyor. işte en büyük yanılgı buradadır. Bir meczup, bir hokkabaz Türkiye'yi parmağında oynatabilir mi? Bir millet, deli saçmalarıyla makaraya sarılabilir mi? Savcılıklar, tutuklama makamları, bir meczubun esiri haline düşer mi? Bir meczubun şemasını MiT resmi belge haline getirip 2002 yılından itibaren devlet içindeki darbe ve tertiplerde kullanır mı?

    iddianame, Tuncay Güney'in eseri!

    Tutuklanmalar, Tuncay Güney'in talimatı!

    MiT şeması, Tuncay Güney'in kurgusu!

    Bu işler, bir meczubun işleri değil!

    Kasette izlenen "deli saçmaları"nı kim iddianame haline getirmiş? Savcı Zekeriya Öz ekibi! O zaman kasette izlediğiniz Tuncay Güney, Zekeriya Öz olmuş.

    Peki, 2006'da kim "Ulusalcı dalganın üzerine gidin" fetvasını vermiş?

    Fethullah Hoca!

    Bu durumda kasetteki Tuncay Güney, Fethullah Hoca'nın ta kendisi oluyor!

    Kim önüne konan Tuncay Güney Mülakatı'ndan üretilen görüntüleri izledikten sonra, delillendirin, savcıları bulun, onları tutuklayın talimatı vermiş?

    2006 yılı Mayıs ayında Tuncay Güney Abdullah Gül olarak sahneye çıkıyor! Bakınız Tuncay Güney, Abdullah Gül kimliğiyle karşımıza çıktı.

    Kim ben Ergenekon Davasının savcısıyım diye göğsünü gere gere son görevini açıklamış? BOP Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan.

    Meğerse BOP Eşbaşkanı, Tuncay Güney'den başkası değilmiş.

    Peki, kim BOP Eşbaşkanı'na bu onurlu görevi vermiş?

    ABD Başkanı Bush, 5 Kasım 2007 günü Beyaz Saray Oval Ofisi'nde.

    işte meczup dediğimiz, Tuncay Güney'in kökünü bulduk.

    Tuncay Güney, "Ulusa Sesleniş" konuşmasını aslında Oval Ofis'ten yapıyor.

    SAVCILARIN iTiBARLI, GÜVENiLiR, SAMiMi DAYANAĞI TUNCAY GÜNEY

    Kimileri Tuncay Güney'i abarttığımızı düşünebilir. Gerçeğe bakalım! Savcı Zekeriya Öz, Genelkurmay Başkanlığı'nın, Jandarma Genel Komutanlığı'nın yolladığı yazılara itibar etmiyor, onları samimi bulmuyor, hatta onları suçlu olarak görüyor. Ama Tuncay Güney'in her söylediğini başının üzerinde tutuyor. iddianame'nin en itibarlı, en güvenilir, en samimi şahsiyeti Tuncay Güney'dir. Tuncay Güney, Savcı Zekeriya Öz'ün itibar kaynağıdır ve itibar şampiyonudur. Yine Danıştay suikastını yapanlardan Osman Yıldırım'a da Savcı Zekeriya Öz sonuna kadar güvenmekte ve itibar etmektedir. Bu davanın savcıları ile Tuncay Güney, birbirlerine çok yakışıyorlar. Çünkü itibar, güven ve samimiyet ölçüleri aynıdır. Savcı Zekeriya Öz ile "Osmanım" diye aşırı muhabbet taşıdığı, Atatürk'e alçakça "ingiliz piçi" diyen Osman Yıldırım da birbirlerine çok yakışıyorlar.

    BÜYÜK SUÇLAR VE SUÇLULAR

    Demek ki Tuncay Güney meczup değilmiş. Tuncay Güney'in meczup olmadığını aslında ona meczup diyenler de en sonunda anladılar. Bir komutanımız hemen geçmişini gözden geçiriyor. 1995 Çelik Harekâtı'nı yapmış, Kardak Operasyonu'nun emrini vermiş. Büyük suç!

    Diğer komutanımız, ABD'nin Kuzey Irak seferine karşı dik duruşunu hatırlıyor. Büyük suç!

    Eski YÖK Başkanımız kendisini temize çıkarıyor! Ben sapına kadar Amerikancıyım diyor. O, gerçekten suçsuz! Çünkü suçluyu da suçsuzu da Amerika belirliyor; savcılar ve yargıçlar değil. Tuncay Güney, Eski YÖK Başkanı'nın bu beyanatını Oval Ofis'ten mutlaka izlemiştir. Madalyasını yakında yollayacaktır.

    işçi Partisi Genel Başkanı olarak, iddianame'de bana yöneltilen suçlara bakıyorum. Özeti: Kemalist Devrim'i tamamlama kararlılığı! ABD emperyalizmine ve Haçlı irticaya karşı vatanı savunmak, halkı savunmak!

    HEDEFTE TEMiZLER VAR KiRLiLER DEĞiL

    Kamuoyunda dolaştırılan en şaşkın söylenti, bu davada sap ile samanın birbirine karıştırıldığı, temiz insanların kirli insanlarla aynı sepete konduğudur. Temiz ne demek? Temiz olmak, - Çelik Harekâtı'nı yapmak, - Kardak Harekâtı'nı yapmak, - ABD'nin Irak'ı ve Türkiye'yi parçalamasına direnmek, - NATO'dan çıkmak, - Türkiye'nin bağımsız olarak Avrasya'aki yerini alması, - Atatürk Devrimi hedefine bağlanmak ise, bu dava, tam hedefine yönelmiştir. Oval Ofis'ten verilen talimat, doğru uygulanmaktadır. Herkes örgüt şemalarına iyi baksın! O şemalarda yöneticiler, Org. Kıvrıkoğlu, Org. Eşref Bitlis, ilhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek var! Bu davada hedef, Oval Ofis'te tanımlanmış bir suçları bulunmayan 20 yaşlarındaki Vatan Bölükbaş'lar değildir. Herkes uyanmalı ve büyük tertibi görmelidir. Hiç kimse bu davada olmayan bombalarla, uydurma krokilerle suçlanmıyor. Suç, Atatürk Devrimi'ni taammüden savunmak!

    NATO'DAN ÇIKALIM GLADYO'NUN KÖKÜ KAZINIR

    Tuncay Güney, Türkiye'nin patlayan çıbanıdır; Türkiye'nin irinidir. Türkiye, son 60 yılda Kemalist Devrimi yıka yıka kendi eliyle imal ettiği bu zavallı çocuklarının üstünde tepinerek bu karanlık tertipten kurtulamayacaktır. Artık herkes, Maşallah, Kontrgerilla düşmanı, Gladyo düşmanı, Susurluk düşmanı, çete düşmanı, mafya düşmanı oldu. Türkiye fırsat yakalamış, öyle diyorlar. Başımızda Obama, Fethullah Hoca, Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan elimizde F tipi polis kadroları, Gladyo'yu ve Susurluk'u temizliyoruz! Türkiye, neyin fırsatını yakalamış? Düşman, Kemalist Devrim'in son kalelerini de yıkacak! Ordu'nun direncini kıracak. işçi Partisi'ni etkisiz hale getirecek. Vatansever güçleri sindirip bir Mafya-Tarikat-Gladyo rejimini kurmanın eşiğine gelmiş, son hamlesini yapıyor. Şaşkınlarımız, saf yüreklilerimiz; ABD'nin Sözleşmeli personelinden Mafya-Tarikat güçlerinden, BOP Eşbaşkanlarından, Deniz Feneri soyguncularından, çocuklarına yüz metrelik gemicikler alıp, eşlerinin parmaklarına 40 milyarlık yüzük takanlardan, Dolmabahçe Sarayı'nın eşyalarına bile göz koyanlardan temiz toplum kurmalarını bekliyor. Gafillerin ve hainlerin tertiplerine, psikolojik savaş yalanlarına kanmak için ne kadar arzulu insanımız var! ikiyüzlülüğe izin veremeyiz! Susurluk'un, Gladyo'nun kökünü kazımak mı istiyoruz, yapılacak tek iş vardır: NATO'dan çıkmak!

    NATO'dan çıkalım, Uğur Mumcuları kimse vuramaz!

    NATO'dan çıkalım, Eşref Bitlis'in uçağını kimse düşüremez.

    NATO'dan çıkalım, 1 Mayıs katliamları son bulur.

    NATO'dan çıkalım, Kahramanmaraş'ta canlarımızı artık kimse baltalarla öldüremez!

    NATO'dan çıkalım, kimse Atatürk Kültür Merkezi'ni kundaklayamaz!

    NATO'dan çıkalım, kimse Madımak Oteli'ndeki o güzel aydınlarımızı cayır cayır yakamaz!

    NATO'dan çıkalım, benim canım yerdeşlerim Kemaliye Başbağlar köylülerini kimse kurşuna dizemez!

    NATO'dan çıkalım, Hırant Dink'i kimse öldüremez.

    NATO'dan çıkalım, PKK terörünü, Hizbullah maskeli terörü kimse besleyemez!

    NATO'dan çıkalım, Gazze halkına en büyük yardım budur!

    NATO'dan çıkalım, Irak halkına en candan selam budur.

    NATO'dan çıkalım!

    ikiyüzlülüğü bırakalım!

    NATO'DAN ÇıKMAK "YURTTA BARıŞ, CiHANDA BARıŞ"IN BUGünkü GÖREVidiR!

    Gladyo'yu temizlemek istiyor muyuz, tek çare vardır: Atatürk'ün demir süpürgesi! Atatürk'ün döneminde bu terör belası var mıydı? Hatta 1960'ları hatırlayınız, şu patlayan bombalar, havalara uçan kollar bacaklar var mıydı? Şu koruma ordularına bakınız, Türkiye Atatürk Devrimi dönemlerinde böyle miydi? Nerde o devrimin, o bağımsızlığın getirdiği barış ve huzur, o kardeşlik, o mahalle ilişkileri, o arkadaşlıklar ve sevdalar? Bu kan revanın ortasında, Türkiye'nin ilerlediğini, kalkındığını hangi mezhep söyleyebilir? Buradan işçi Partisi Genel Başkanı olarak bütün milletime sesleniyorum: NATO'dan çıkalım Gladyo'nun kökünü kazıyalım! Bütün partiler, örgütlere aynı çağrıyı yapıyorum: NATO'dan çıkalım Gladyo'nun kökünü kazıyalım!

    Kim Susurlukçu kim değil, mihenk taşı, bu çağrıya verilen cevaptadır. Kimse milleti aldatmasın! ikiyüzlüler meydana çıksın! Milletimiz kimseye aldanmasın!

    "BiR VARMIŞ BiR YOKMUŞ" DiYE iDDiANAME YAZILMAZ!

    Ceza yargılaması, fiillerle ilgilenir. Suç olduğu iddia edilen fiilleri tek tek ele alacağız. Fiiller, zamanla belirlenir. Bir iddianamenin hukuki değerinin birinci ölçütü, fiiller, insan somutluğudur; gerçekliğidir; zamanın içindeki yeridir. O nedenle hukukçu, hemen ilk sayfada yazılan "Suç Tarihi"ne bakar. Biz de bakıyoruz. Tarih: 12 Haziran 2007. Yani Ümraniye'de bulunduğu söylenen bombaların, yine bulunduğu rivayet edilen tarihi. Ancak iddianame'nin içini açıyoruz. Milattan önce binlerce yıl derinliğine kadar gidiyor. Suç olduğu iddia edilen somut fiiller bulunmadığı için, suç tarihi de saptanamıyor. "Bir varmış bir yokmuş, deve tellal iken, pire berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken" diye iddianame yazılmaz. Bu iddianame'de bizleri suçlayan bütün olaylar, "deve tellal iken" gerçekleşmiştir. iddianame'nin en büyük gerçeği budur. Şimdi tek tek ispatlayacağız. Tartışmasız olarak ispatlayacağız. Kesinleşmiş mahkeme karalarıyla ve tartışmasız resmi belgelerle ispatlayacağız!
    4 ...
© 2025 uludağ sözlük