Dostu affetmek düşmanı affetmekten daha zordur. Ve ihanet en güvendiğiniz insan tarafından edilmişse canınız daha çok yanar. Bundan korunmanın yolu güveneceğiniz insanları doğru seçmek ve mümkün kadar az insana güvenmektir.
mesela yolda yürürken , uyuz bir itin size saldırması , sizi ısırması , sizi yaralaması beklenmedik bir olay değildir. ama 10 yıldır evinde beslediğin , oynadığın , konuştuğun köpek tarafından ısırılmak beklenmedik bir olaydır. bunun gibi bir şeydir en yakın dosttan kazık yemek. ama acısı , bir köpeğin ısırığından kat kat fazladır..
insanın göğsünde, sol tarafında ince bir sızı bırakan acıdır. içten içe kanar orası ve ömrü boyunca bu acıyı çeker insan. çoğunlukla başka kimseye güvenemez, başka kimseyi sevemez. herkes aynı şekilde yaralayacakmış gibi gelir. iyi bilirim o acıyı.
benim çok başıma gelmiş olaydır. nerede arıza adam varsa bulurum çünkü. yakında bir kitap bastırmayı bile düşündüm açıkçası.
bir adet dost sandığım insan vardı, arama özürlüydü arkadaş. aynı semtin adamı olmamıza karşın yaz geçse öldü mü kaldı mı diye arayıp sormaz. hoş asosyalin tekiydi zaten. yahu arkadaşın da yok ne diye aramazsın. misal ben onu aradığımda da ağız burun eğirir, çağırdığımda gelmezdi. ulan ne anlıyorsun bütün gün evde oturmaktan? tek avantajı keyfi yerinde ise komik biri haline dönüşebilmesi idi. bu durum ergenlik çağı boyunca sürdü. ünv çağında ise isminin üzerine koca bir çizik attım.
bir başkası da laf sokma meraklısıydı. ulan tipimden tut da hayatıma dair laf sokup dalga geçmediği konu kalmamıştı bu vatandaşın. tabii bunu azar azar yapardı kendileri. sürekli bir kendini beğenme. çizik atsam mı acaba diyorum, şu sıralar.
açık olun, dürüst olun ve mütevazi olun canımı yiyin. ya yeter be illa yalnız mı takılalım.
(bkz: isyanım var ulan)
edit:kazık yediğim ayrı bir tez konusu. hiç girmeyelim.
--spoiler--
Değer verdiğin insanların verdiğin değere layık olmadıklarını anlarsan,
sen üzülme bırak layık olamadıkları için onlar UTANSIN.
--spoiler-- *
üzülmeyin, alım gücünüz gün geçtikçe artıyo, bırakın kazığı tomruk yeseniz banamısın denmez. ilk başlarda ufak yırtıklar, kanamalar, sancılar olsa da; sonralardan nasırlaşıyo insan.
bu durumun oluşmasında ki genel sebep insanın herkesi kendisi gibi bilmesidir. siz onu köpek gibi seversiniz o sizi belediye gibi zehirler.* işin kötü yanı bu zehirin acısı kolay kolay çıkmaz. hatta her aklınıza geldiğinde midenizin üstüne bi bizon oturur.
evet evet doğru okudun hayat bunu "gerektirir". insan ne kadar yalnız bir canlı olsa da reddedemeyeceği bir sosyal kimliği vardır. bu sosyal kimliğin ona yüklediği rolü oynarken de birilerine ihtiyaç duyar; aile bireyleri, arkadaş, sevgili vs.
farklı biyolojik yapılara, geçmişlere, sosyal çevrelere, duygudurumlarına, değerlere, karakterlere sahip iki insanın uyuşamaması ve ne yazık ki insanın hamurunda olan boşvermişliğin birleşmesiyle taraflardan biri, diğerini ıssız bir yolun ortasında bırakıverir.
üstelik yolun ıssızlığından haberi bile yoktur; çünkü o, aynı yolda insanların arasında eller cepte ıslık çalarak keyifli bir yürüyüşe başlamıştır.
zamanla anlaşılacak bir olaydır. beklersiniz ve ulaştığınız sonuçlara göre kazık yiyip yemediğinize karar verirsiniz. gönül hayal kırıklığı yaşamamaktan yanadır; ve sabır en yakın ama acı çektiren dostunuzdur böyle zamanlarda...