aşk adlı kitabının pembe kaplı, pembe ayraçlı görünümsel çekiciliği yanı sıra, sevgilinin ilk sayfasına kendi duygularını döktüğü kelimelerle size kitabı hediye ettiğinde; artık o pembe kaplı kitabın sizde oluşturduğu anlam ifade edilemez güzelliktedir.
- aşk adlı kitap mı dediniz...?
* ha evet.. ilk sayfası mükemmel! **
hemen her romanında illa ki cin lerden bahseden, eyup can la evli, yuz ifadesi ile insanları biraz korkutan, iki çocuk annesi hemen hemen her kitabını okuduğum, zaman gazetesin de yazıları çıkan bir entellektüeldir.
yazarların kitaplarına konu ettiği karakterde kendilerini anlatıgını düşünulen yazarlar arasında olduğunu gördümüz yazar.
doğru mudur? bana göre hayır.
elıf safak'ın baba ve pıc (bkz: the bastard of istanbul) romanında ele aldıgı karakter armanus ermenı bır kızdır ve onun gozunden olaylara bakıs acısı verılmıstır ha bir de asya vardır o da olaylara daha farklı bakmaktadı. bir de okuyan sen varsındır daha da baska bakarsın. cunku herkes aynı olaya farklı yerden bakar. elif kendisi ermenilere katliyam yapıldı demez armanuş der.
donelim baska bir romanı (bkz: pinhan)'a. bu romanındaysa bir dervişin hikayesini anlatır. yukardaki önermeye göre evet dogrudur denmesı gerekır. lakın işin içinde din vardır ve yazdığı bir romandan ötürü vatan haini ilan edilen kadına sufi demeyi bir yerleri yemez.
neden yemez peki; eger bunu kabul ederlerse kendi kaleleri yakılır. cünkü onlar milli duyguları, dini, sığınak gibi yanlarına alıp insanları umarsızca eleştirme hakkını kendilerinde görürler. aynı önermelerini pinhan'a uygulasalar bu kadına da kendi kalelerini verecekler.
şimdi sevgili kardeş al o eften puften her şeye indirgeme yapan sehbanın üstündeki o beynini basına koy da irdele. hadi kolay gelsin...
abd'de bulunmuş ve orada ermenilerle yaşamış biri olarak ermenilerin acısını dile getirmiş olan, hocalı katliamını ve diğer katliamları/soykırımları/savaşları anlatma gibi bir görevi ve zorunluluğu olmayan, duyduğu şeyler hakkında yazan yazar.
ermeni diasporasının acısını bir kitabında* konu aldığı için ermeni olarak aşağılanan(?) yazar. inanın veya inanmayın, o insanlar kalplerinde büyük bir acı taşıyor. elif şafak da olayın buradan görünmeyen tarafını anlatmıştır.
--spoiler--
bir taş nehre düşmeye görsün, pek anlaşılmaz etkisi. hafiften aralanır, dalgalanır suyun yüzeyi; çıkardığı tıp sesi akıntının ortaında kaybolur. ama bir de göle düşsün o taş. o taş var ya o taş, durgun suları savurur. taşın suya değdiği yerde bir halka peydah olur, halka tomurcuklanır; tomurcuk şekillenir, açar da açar; tomurcuk katmerlenir. nehir alışıktır karmaşaya, deli dolu akışa. atılan taşı içine alır, benimser, sindirir ve sonra da unutur kolaylıkla. gel gelelim göl hazır değildir böyle dalgalanmaya. tek bir taş bile yeter onu altüst etmeye, taa dibinden sarsmaya. göl, taşla buluştuktan sonra, bir daha ekisi gibi olmaz, olamaz.
--spoiler--
aşk isimli romanının tanıtımı için katıldığı atv ana haber'de kitabı önce ingilizce yazdığını sonra ünlü bir çevirmenin türkçeye çevirdiğini ve bu çeviriyi de oturup tekrar yazdığını söyleyen yazar. hayır neden bu kadar zahmet direk türçe yazsan olmuyor mu yani niye kastın ki nedir bunun alamet-i farikası. ** .
okuduğum bir kitabıyla kendisine karşı ciddi bir antipati hissettiğim yazan kişidir. Orhan Pamuk'tan sonra nobel alacağını hissettiğim kişidir nedense!
bu kadın hakikaten esaslı kadın. bayılıyorum yazdığı her şeye ama;
araf'ta o kadar bahsettiği türkçe karakter azizliğine kendini neden uğratıyor kasten anlamıyorum!
soyadını amerikada "shafak" şeklinde yazıyormuş , da "fak" kısmına da karşılık koymaz mı elin art niyetlisi.
ben de mi art niyetliyim? hayır!
resmen kendisi yol yapıyor böyle yazarak!
zaman gazetesi yazarı olmasına ragmen insanları ideolojik olarak yargılamamaya başladıgımdan beri kazandıgım en dogru düzgün yazarlardan biridir.
büyük bir iştahla bir solukta okudugum baba ve piç , şehrin aynaları ve mahrem'in sahibi.
romanlarında içerik bazında uyguladığı zamansal sapmalarla harika bir dil yakalaması okuyucularının zevk almasını sağlamaktadır.
osmanlıca kelimeleri kullanması eskiyi reddetmediği ve sahip çıktığı anlamına gelmektedir.
hatta kendi ağzından da bunu duymak olasıdır.
teomana şarkı sözü yazan romancı, köşe yazarı, iki çocuk annesi kadın. teomanla ismini aynı cümlede görmenin ve kullanmanın hüzün verdiği kişi aynı zamandazaman gazetesinde*.
(bkz: uçurtmalar)
politik olarak yıpratılmasa idi şimdi çok daha iyi yerlerde olabilirdi. ama elbette bunu sadece politik olarak yıpranmaya bağlamamak lazım. kendisinin amerikada bulunduğu süre zarfında şekillendirdiği romanı araf okur tarafından baştacı edilmiş elif şafak figürünü tartışmaya, tartışılmaya açık hale getirdi. bu roman elif şafak için bir fiyaskodur. fiyasko olmasının en önemli sebeplerinden birisi bundan önceki romanı bit palas'ın elif şafak'ın ününü pekiştirecek derecede etkileyici olmasıdır.
sonradan gelen romanı baba ve piç'in ilk baskısı başka bir dilde ve hassas konulara dokunur nitelikte olunca zaten tartışılmaya başlanan elif şafak'ın yazarlık kariyeri bir de politik malzeme konusu oldu. halbuki elif şafak'ın kaybettiği ivmeyi yakalayacağını düşünüyorduk ama baba ve piç tasvirleriyle güzel olsa da dokunduğu hassas konunun hakkını verememesi ve olay örgüsü ile başarsız bir roman mertebesine erişti.
sonradan gelen evlilik ve anne olma süreci kendisine gayet subjektif bir kitap olan siyah süt'ü yazdırdı. aslında annelik dürtüsünü ve hamilelik sırasındaki ruh halini iyi betimleyeceğini düşünenen sadık okur yine yanıldı. çünkü karşımızda gerçekten fena halde berbat bir kitap vardı. belki bize bunu düşündüren şey cinsi latif olmamamız. fakat kadın okurun feedbackine bakınca de beklenen yankıyı yapmadığını göremek mümkündür. kitap çok sattı belki. ama buna sebep önceden doğan kitap tarafından başlanan reklam çalışmasının etkili olması sayılabilir. kitap hala çıkmamışken siyah süt ayraçları dağıttı doğan kitap. reklam hedefine ulaştı. zaten sabık bir okuyucu kitlesi olan elif şafak reklam ile bu perspektifi genişletti ve daha fazla okura ulaştı.
ama tüm bunlar elif şafak'ın geriye giden yazarlık kariyerini kurtaracak gibi görünmüyor. gönül ister ki elif şafak şahane bir romanla dönsün ve hepimizin yargılarını boşa çıkarsın. zaten türkiye'de yazarlık yetenekleri ile insanı etkileyen yazar sayısı bir elin parmkalarını geçmiyor. hal böyle olunca okur olarak elif şafak'ın durumuna üzülmemek elde değil.
bütün yazdıklarını okumadım ama eğer onun yerinde olsaydım, yani ilk gençlik yıllarım ispanya'da geçseydi, odtü'de okusaydım, babam diplomat olsaydı, gittiği yerlere gidebilseydim filan daha güzel yazabileceğimi düşünüyorum. hayır, kıskançlıktan değil. çok ciddi. türkçe'yi çok iyi kullandığını, ayrıntıları görebildiğini kabul ediyorum, hayal gücü de fena sayılmaz. türklerin doğu-batı arasında kalmışlığını işlemesi de bir artı. kendisini güzel de buluyorum. ama pek sevmiyorum nedense...
Kitaplarında kullandığı eşsiz betimlemeleriyle gönüllere taht kurmuş kadın yazar. baba ve piç kitabıyla uzun süre gereksiz tartışmalara neden olmuş konuşulması gereken daha önemli özellikleri arka plana atılmıştır.