halk arasında tasarruf yapılırsa ekonominin canlanacağına dair bir efsane vardır ki kendisi oldukça yanlış bir politikadır. abartıldığı takdirde tasarruf paradoksu denen cici bir terimi sokar literatüre.
nedir bu tasarruf paradoksu?
şimdi paralarımızı yastık altı yaptık, yaptık, yaptık, haliyle tüketim düşer, tüketim düşünce üreticinin başı belaya girer, elimde kalacak malı hiç üretmeyeyim daha iyi der. ee üretim de düşer. sonra efendim lanetler laneti kovalar ve üretemeyen sermaye sahipleri yatırımlarını azaltır. yatırım düşünce yeni üretim imkanları oluşmaz ve gelsin yerinde sayan hatta gerileyen ekonomi, gelsin işsizler, gelsin krizler.
sonuç olarak şuursuzca tasarruf yapmamak büyük veli nimet.
aşırı tüketim etkilerini ise anlatmama gerek yok sanıyorum ki malum ülkece lüks tüketimin bokunu çıkardık. hepimizde gelirimizin bir kaç katı telefonlar, hepimizde x marka ayakkabılar y marka kazaklar, en afillisinden otomobiller, kısaca ithal ürünlere sonsuz tapma durumu mevcut ki etkilerini hep birlikte de yaşıyoruz.
tasarruf - tüketim iç içe olması gereken iki konudur. layıkı ile denge kurulursa tadından yenmez. sevgili ekonomi mutlu mesut yaşar diyecektim ki dış etmenler aklıma geldi savaşlar, bombalar, çiçekler, böcekler...
bir ülkede küçük yatırımcı tarafından takip edildiğinde ciddi oranda kazançlar sağlayabilecek finanslar bütünü. güncel haberleri takip etmek için https://www.mokarimakka.net/ sitesini kullanıyorum. tavsiye ederim.
Türkiye ekonomisi, Erdoğan'ın başbakanlığında yıllık ortalama yüzde 5 büyüme gösterdi. Ekonomik krizin yaşandığı 2001 yılında yüzde 5,7 daralan Türkiye, Erdoğan'ın başbakanlık koltuğuna ilk oturduğu 2003'te yüzde 5,3, 2004'te yüzde 9,4, 2005'te yüzde 8,4, 2006'da yüzde 6,9, 2007'de yüzde 4,7 büyüdü.
Şimdi bunları muhalefete söylesek yine bir kulp-kılıf bulacak. Rakamlar ortada büyüme ortada...
şu anki türkiye'deki ekonomi tanımı: az sayıdaki gelir düzeyi en yüksek kesimlerin sınırsız ihtiyaçları nedeniyle kıt olan kaynakların yağmalanmasına izin verilerek, çok sayıdaki alt gelir grubuna sınırlı ihtiyaçları için bu yağmadan arta kalan kısmının paylaştırılmasırıdır. (not:hırsızların gelir düzeyi en yüksek gelir düzeyi olan kesimlerin içinde büyük yer tuttuğunu söylememe gerek yok)
dünya üzerindeki kıt kaynakları en verimli şekilde kullanma yollarıdır, iktisat. farklı yöntemler vardır, örneğin; serbest piyasanın yararını savunmak liberalizm, devlet denetimindeki bir piyasayı savunmak sosyalizmdir. yani bu yöntemler üretim araçlarına kimin sahip olacağı ve artık değerin nasıl paylaşılacağına karar vermek üzerine kuruludur. açıklayayım:
diyelim ki bir işçi günde 4 saat çalışma ile ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir. eğer işçiler sahip oldukları fabrikalarda sadece 4 saat çalışıyorlarsa komünizmi seçmişlerdir. fakat patronun fabrikasında 8 saat çalışıp +4 saatte ürettiğini yine patrona veriyorlarsa kapitalizmi seçmişlerdir.