"ve düşün sevgilim
mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün
ne kadar acı bunlar
kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar
güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak
bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iş"
Soruyordun
ilkyaz işte
Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz
Tenhalık böyle
Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
Beklesem hemen gelecek olduğun
Tam öyle olduğun
Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
Kırıp dökük de olsa yanımda
Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda
O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan
Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.
Yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
ikimizdik, iki kişi değildik
Bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
Birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
Yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
Sanki bir bakıma ayrılık böyle.
Karşılıklı otursak da ne zaman
Masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi
Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye
Ayak bileklerimizden gerisin geriye
Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma
Gereksiz ama yalnızlık böyle.
*insanı gerçekkten hayrete düşüren adam '' erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun'' nasıl yaralayıcı bir benzetmedir idrak eden beri gelsin...
içinden doğru sevdim seni
Bakışlarından doğru sevdim de
Ağzındaki ıslaklığın buğusundan
Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de
Beni sevdiğin gibi sevdim seni
Kar bırakılmış karanlığından.
Yerleştir bu sevdayı her yerine
Yüzünde ter olan su damlacıklarının
Kaynağına yerleştir
Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına
Gül taşıyan çocuğuna yerleştir
Ve omuzlarına daracık omuzlarına
Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın
Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten
Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir
Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde
Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe
Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran
Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne
Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun
Kar taneleri gibi uçuşan
Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine
Yerleştir bu sevdayı her yerine.
Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere
Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden
Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen
Sevdayı
Ve köpüklendir
Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın
Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten
Öğrenmez ama öğretir mutluluğu
Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi
Biraz da herkes içindir.
Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli
Var eden kendini birincisinden
Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.
Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen
Tanımadığın bir ülke gibi
içinde yaşamadığın bir zaman gibi
Tam kendisi gibi mutluluğun
Beni bekliyorsun
Ve onu bekliyorsun beni beklerken.
"bir göz atıyorum denize
çın çın ötüyor balıklar
bu bir giyilmiş ayakkabıdır diyorum
bu bir sulanmış peynirdir diyorum
bu bir haşlanmış patates elinizdeki
bu insandaki ezgi
bu insandaki akıl
bu kanundur kanun
çileğin çilek oluşu gibi"
yazmanın, üretmenin, düşlemenin ve düşünmenin derin şairi ama insan... Edip Cansever'in dizelerinde hep şiirden ötesi var; hikâyeler var, düşler, aşklar, hüsranlar var, en önemlisi de insan var. Kelimesi "insan" olan şiirler yazmak ne zordur! Yoksa kim şu dizeleri kaleme alabilir;
intihar cinayet ikilemini şiirleştiren şair ama insan...
Bu turunç likörü, bu bardak, bu da Mis sokağında
Bu sahiden başı dönmüş bir adam
Dünyadan mı dediniz, bir şey mi unuttunuz
Kadınsı bir omuzla asıldığı meydanda
Yakından konuşuyor, ölümü bilmiyorsunuz.
Girseniz gözlerinden Nervali bulursunuz
Bir de var kendisidir omuzları dışında
Pek yakından içiyor ölümüyle kusursuz
isterik bir çakıyla sevilmeye doyuyor
Çünkü hep başkasıdır onunla olduğumuz,
intihar mı dediniz, sakın cinayet olmasın
Bu tükenmiş kavgası, bu acı, bu nasıl bulduğumuz
Bir ucu Avrupada, bir ucu ortaçağda
Ki barış adına yetişir korkunçluğumuz
Kaldı ki söylüyoruz bak: indirin silâhları
Yani korkudan değil sizleri görmüyoruz.
susarak tanımlanan şair... Denizi ve martıyı ardından maviyi; hatta sıralamayı siz belirleyin; hemen aklınıza gelmesi icap eden şair. Cemal'in iç Konuşmaları II'de şöyle bir bölüm vardır.
...Geçen yaz denize girdiğim günler...
Anımsıyorum
Ne vardı ortalıkta maviden başka
Sadece bir martı -o da maviyle beslenen-
Gördün mü demiştim kendi kendime
Mavilik de çocukluk gibi
Unutulmayacak hiç.
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
boynu bükük duruyorsam eğer
içimden öyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
konyanın beyaz
antebin kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denize benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım-satımına belki)
ve bir gün birinin adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı işsizliktir
acısı bilincidir
bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
"her sevda başlangıçtır bir yenisine
öyledir, her yoğun günün sonu
ezip geçer yalnızlığın burukluğunu
sen ki kendinden uzak binlerce tepedesin
bir kentin alınışını seyreden, onurlu
eski bir askerle içiçesin"
"sana her zaman söylüyorum senin yüzünde gülmek var
bakınca bir yaşama ordusu çıkıyor aydınlığa
bir çiçek geliyorsun yer altı çevresinden
bir kartal gidiyorsun çıplağın ayaklarla
şimdi bir pembeyi kovuşturuyor
omzundan yukarıya üç polis
deli ediyor onları saçlarında
bir karanfil çok
bir karanfil azala azala"
"siz yok mu, sizin her yeriniz şaşırıp kalmaya istekli
bir bakın, uyanıp kalkınca çocuk olmalarım var benim
şu da var, bir sokak en açılmış pencereler dalıyor
dalıyor da söz mü, yatağa uzatıyor otomobillerini
aşk duyan bir kadını
onun kişiliği olan memelerini
gözlerim
hey sokak
geri getiriyor gözlerimi
kimi zaman da bir cam kırılıyor şangur şungur
diyorum böylesi gürültüler şiir için gerekli
öyle mi değil mi"
"akşam, soyulmuş gün ışıkları
bölüşülmüş insan yüzü gar
sayısız beni toplar bakışlarım
dört güneşten biri o
kendimi tarif edemem
güneşler ıslak, soluğum kalın"