Çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin
Ön dişleriyle belli belirsiz
Bir martı kalıyor gibidir hiç olmayandan
Çünkü biz ikimiz de çirkin değiliz
Evet mi hayır mı pek anlamadan.
Ne biçim bir sestir şu bizim dalgınlığımız
Bir tayın dişinde ince taflan
Az yaşlı bir kadında göğüs uçlarının
Yanarak sımsıcak bir kedinin ağzından
Dönüp iç çekmesine gece kuşlarının.
Sonra biz dağ başlarında apansız kurşunlanan
Süresiz baş dönmesiyiz çok garip adamların.
...
der, insanın aklını allak bullak eder gider.
"çocuklar ekmek yiyorlar gibidir sesin" bu bir sevgiliye söylenebilecek en güzel sözdür belki de.
şöyle böyle bir günün kurcalanmasından
bir tırnak izidir nehir -yüzümde akan-
bulutlar bulutlar bulutlar -dudak izleri, beyaz-
ötede bir köprü üstünden geçeceğim birazdan
ocaktaki çaydanlıktan bakıyor bana
ekim ortalarında yağan karlardan
ben köprünün üstündeyim şimdi -iyi mi-
camların buğusundan yapılmış adam.
geri çeviriyor bakışlarını ansızın
ben köprüden geçtim gittim çoktan
peki
ne olup bittiydi var mı anlayan
her sevda bir başlangıçtır yenisine
öteki başkaldırır bitmeden biri
biz isteyelim istemeyelim sürüp gider böylece.
baksak ki unutmuşuz günün birinde herşeyi
ne o sevdalar, ne ölümsüz sözler kalmış
toplasak toplasak hepsini işte
onca sevda bir sevdayı yaratmış
döner durur başımızın üstünde
gözlerden ağızlardan saçlardan
ellerden omuzlardan yapılmış bir hale.
ve çınlar her biri bir silahın yankısı gibi
bir yaşam boyu biz tetiği çektikçe
Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
Giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık, yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine. Ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi, gücünüz yetse de azıcık bağırsanız. Bir yankı: durmadan yalnızsınız, durmadan yalnızsınız...
...Gitsem de her yerde biraz vardır
Hatırda zamansız bir plak
Bir otel kapısı, biraz istasyon
Vardır o seninle birlikte olmak
Buluşur çok uzaktan ellerimiz
Ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak...
'Sonrası Kalır II'deki şiirleri baştan sona, sondan başa, yavaş yavaş, anlayarak okunmalıdır ki hakkı verilebilsin bu şairin. eylülün sesiyle gibi bir şiiri yazmış adam, daha ne yapsın ki?
"...Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri
Dağılıp gitmişler herbiri bir yana
Kuşlar gibi, onlar da
Benimse ne gidecegim bir yer
Ne de özlediğim bir şey var
Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona
Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa
Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük
Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana. "
gözlerimi doldurmayı başaran tek şair. aşkla okunur şiirleri, aşktan öte bir duyguyla ve çıta öyle bir yükseltilir ki böylece, aşık olamazsınız. en sevdiğim bile diyemiyorum, şiirlerini ayıramıyorum. aşkla okuduğum şiirlerinden biri de şu:
o mavilik derdi
beni uykudan uyandırır uyandırmaz
dünyanın bütün huyları yüzünde
ben bunlardan birini seviyorum en çok
sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa
tutsam tanelerini
sevincin gözyaşları derdim buna.
bir süre bakışıyoruz karşılıklı
ben uykudan uyanır uyanmaz
benimle şiir gibidir bu
tam karşımda ama yazılmamış
durmadan bileniyor aklımda.
seni unutarak baktığımda bile
dünyanın her yerlerinden geçiyorsun
yayılıyorsun kalabalıklara
yalnız yayılmak mı
aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna.
özlenirsin, alabildiğine varsın da
daha da var oluyorsun gün günden
olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla
bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin
bir kuş olsa mavilik derdi buna.