bana şiiri sevdiren koca şair. daha iyisi yok bende, daha özeli yok.
edip cansever'in ismi her geçtiğinde, ahmet hamdi tanpınar'la olan anısı dolanır zihnimde.
edip cansever'in 17 yaşında yazdığı şiirlerini okuyan ahmet hamdi'nin "bunlar çok güzeller ama şiir değiller" demesi ve cansever'in hissettiği o burukluk.. sonrasında birlikte baktıkları resimler, bahsettikleri müzikler.
çok özel bir şair edip cansever.
her sabah takım elbisesini giyip tıraşını olmadan, çalışma masasına oturmazmış şiire duyduğu saygıdan.
ben bugün ilk kez sesini duydum edip cansever'in. bu kadar yıl nasıl dinlemedim ben seni?
titrek ve heyecanlı nefesini, huzur dolu sesini nasıl hiç duymadım?
bugün çok mutluyum bu sesi duyduğum için.
kabıma sığamıyorum.
"sen buzul mavi, sen kaç yılın aynalı dolapları
kırılan bardakları elbiselerin ve çocukları
lekesiz gözleriyle ne kadar maviyse o kadar hiç konuşmadıkları
sen buzul, sen devamlı, sen..."
Kentli insanın yazgısını anlatan en güzel şair. Sevdiğim şairler içinde yeri en özel olanı. Kurduğu oteller kentinde yerimi ayırttım bekliyorum. Selam olsun dizelere.
Her şey o kadar dokunaklı ki!
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen,
Dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem,
Üstelik yalnızsam, bir de -telefonda kuş sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı,
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar.
"unutulmuş gibiyim ben
Ve insan bir bakıma unutulmuş gibidir.
Bilmem ki nasıl anlatmalı
Yalnız bile değilim..."
her yerde karşımıza çıkan kişidir aslında sevince güzel sevmişler işte daha ne olsun.
Bahçeme gelip bahçemi büyütüyor
Uzanıyor gölgesine ağaçlarımın
Görüyorum onu geceyle gündüzün ötesinde
Kuşkum yok Pan değil bu.
Bateri çalıyor havuzun dibindeki kadın
Belirsiz bir güne yaslanmış
Mağaralarından geçiyor balık sürüleri
Yetmiyor mu ki
Düşlerine ödünç veriyor kendini üstelik.
Bir tabak buzlu çileği şiire yerleştiriyorum bense
Gizli kalmasın diye belirsizlik.
Hafızasızlaşmanın, belleksizleşmenin çağında belleğin direncini sergileyen şair. Edip cansever şiirlerinde geçmiş bir yazım biçimi olan tragedyayı kullanmıştır. Bu tavrı ile unutmaya, geçmişe dair tavrını da sergiler. Çünkü Edip Cansever'e göre - elbette bana göre- neyi yaşadığın değil ona yaklaşım biçimin belirleyicidir.