seneler, seneler evveldi;
bir deniz ülkesinde
yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
ismi annabel lee;
hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
sevmekten başka beni.
o çocuk ben çocuk, memleketimiz
o deniz ülkesiydi,
sevdalı değil karasevdalıydık
ben ve annabel lee;
göklerde uçan melekler bile
kıskanırdı bizi.
bir gün işte bu yüzden göze geldi,
o deniz ülkesinde,
üşüdü rüzgarından bir bulutun
güzelim annabel lee;
götürdüler el üstünde
koyup gittiler beni,
mezarı ordadır şimdi,
o deniz ülkesinde.
biz daha bahtiyardık meleklerden
onlar kıskandı bizi,
evet! bu yüzden (şahidimdir herkes
ve o deniz ülkesi)
bir gece bulutun rüzgarından
üşüdü gitti annabel lee.
sevdadan yana, kim olursa olsun,
yaşça başca ileri
geçemezlerdi bizi;
ne yedi kat gökdeki melekler,
ne deniz dibi cinleri,
hiçbiri ayıramaz beni senden
güzelim annabel lee.
ay gelip ışır hayalin eşirir
güzelim annabel lee;
bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
güzelim annabel lee;
orda gecelerim, uzanır beklerim
sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim
o azgın sahildeki,
yattığın yerde seni .
"senelerce senelerce evvel, bir deniz ülkesinde..." diye başlayan, anabel lee isimli aşk şiirinin yazarı. kendisi 80'li yıllardaki ortaokul hatıra defterlerindeki popülaritesinin farkında bile değildir.
hakkında çekilecek The Raven filmini (edgar poe = john cusack) sabırsızlıkla beklediğim, her ne kadar gotik edebiyatçısı denilse de bunu kabul etmeyip polisiye-gerilim edebiyatının üstadı tanımını makul gördüğüm, günümüz edebiyatında hala canlılığını koruyan, yaşadıkları ve yaşantısıyla manevi babam olarak da gördüğüm kişiliktir.
sen benim için her şeydin, aşkım,
ruhum yanardı özleminle-
sen denizde yeşil bir adaydın,aşkım,
bir mabet ve bir çeşme,
peri meyveleri ve çiçeklerle bezeli;
ve tüm çiçekler benimdi.
ah, uzun sürmeyecek kadar güzel rüya;
ah yıldızlı umut
kararmak için doğmuşsa!
gelecekten bir ses haykırsa da
''ileri'' diye- geçmişin ( o loş, derin kanyonun!) üstünde
ruhum tereddütle uzanıyor,
dilsiz, hareketsiz, donakalmış halde!
çünkü heyhat! heyhat! tükendi.
benim için yaşamın ışığı.
''bitti - bitti - bitti,''
(böyle diyor yaslı denizin sesi
kıyıdaki kumlara,)
yıldırımı yiyen ağaç gonca vermez bir daha,
vurulan kartal süzülmez gökyüzünde asla!
şimdi bütün saatlerim translarla geçiyor;
bütün gece düşlerimde
kara gözlerin bakıyor,
ve adımların parlıyor,
semavi danslarla,
italyan deresinin yanında.
yazıklar olsun! o lanetli zamana
seni büyük dalganın üstüne koydukları,
aşktan çekip aldıkları ünvanlı yaşa ve suça,
ve uğursuz bir yastığa-
benden aldılar seni, benden ve sisli diyarımızdan,
gümüşi söğüt ağlıyor orada!
the cask of amantillado isimli kısa hikayesiyle intikamı bütün soğukluğuyla resmeden, annabel lee adlı şiiriyle aşkı denizlerde dillendiren bir yazar. Kullandığı ingilizce ağır olduğundan hikayelerinin iyi bir şekilde anlaşılması için iki defa okunması tavsiye edilir.
Beyninde yaşadığı akut tıkanıklık yüzünden öldü. Ölümünden birkaç gün sonra Baltimore sokağında bir başkasının ayakkabılarını giymiş ve baygın bir şekilde yatarken bulundu. çok gizemli bir adammış.
annabel lee şiiri ile tanıştığım ardından okuduğum kısa hikayeleri ile muazzam bilgi birikimine sahip olduğunun farkına vardığım amerikan edebiyatı'nın en iyi yazarlarından. derin bilgi birikiminden örnek vermeden olmaz mesela:
başlangıçta mısırlılar yerli tanrılara taparlardı: busiris'te osiris, emphis'Te ptab, teb'te amon-re(veya ra) ve on'da atum-re(veya ra). atum-re bir güneş tanrısıydı ve orta krallık'ın başlangıcında(i.ö. 2445) birçok yerel tanrıyla özdeşleşti. böylece ülke tektanrıcı bir sisteme doğru gitti. bununla birlikte tek tanrıya tapınmanın devlet dini olarak kabulü, ancak amenophis iv'ün i.ö. 1375'te tahta çıkmasıyla oldu: bu tanrı, güneş kursu re-herakthe idi. amenophis iv'ün iktidarının beşinci yılında tanrının adı akheııtaeıı(''güneş kursuna yararlı'') olarak değiştirildi ve karnak'taki amon-ra tapınağının kapatılarak bu tanrının adının ortadan kaldırılması emredildi. mısır'ın tektanrıcı dönemi sadece otuz yıl kadar sürdü. tutanka-mon'un(''amon'un yaşayan imgesi'', i.ö. 1357-1347) ölümünden sonra, horebheb'ın (i.ö. 1344-1315) iktidarı sırasında ülke yeniden amon-ra'ya ve onun yerel benzerlerine tapınmaya geri döndüç akhenaten'in güneş tanrısı tapınakları sistemli bir şekilde bir kenara itilerek yeryüzünden silindi.
Edgar allan poe'nun döneminde bu bilgilerin çoğu bilinmiyordu. bu bilgilerin büyük bir bölümü ancak 1970'lerde öğrenildi poe'nun ölümünden yaklaşık 120 yıl sonra.
daima hikayelerinde ki karakterlerin dişleri saçları yada yüzlerinin herhangi bir yerindeki ufak bir buruşukluğun üzerine bir kaç satırda bir gider de gider.
gerçek şudur ki edgar'ın yaşamı ve aile hayatını incelediğimizde kendisinin son derece takıntılı biri olduğunu görüyoruz.
yarattığı bir çok hikayedeki kahramanlarda edgar'dan bir iz bulabiliriz bu karakterlerin hepsi intihar etmeye ve öldürmeye meyilli kara kedilere düşman,aynanın karşısındaki görüntüyü irdeleyen ve bundan pek de bir hoşnut olmayan negatif tiplerdir.
en büyük korkusunun uykusundan uyanıp gözlerini açtığında şeytani bir surat tarafından izlenilmekte olduğunu farketmek olduğu söylenen dahi. bu korku bir süre yorganı başına çekmeden uyuyamamasına sebep olmuş.
Doğaüstü, korkutucu öğeler içeren öyküler yazmış; yanı sıra edebiyat eleştirileri ve şiirler kaleme almıştır. Şiirleriyle Fransız sembolist şairleri tarafından öncü kabul edilmiştir. "Anabel Lee" adlı şiiri sanatçıyla adeta özdeşleşmiştir. "Morg Sokağı Cinayeti" adlı yapıtı ise öykü türündedir.
dünya edebiyatının en içten yazarlarından birisidir bana göre. keskin zekanın kavranışı ile insanı en çok etkileyen olaylar üzerinde durmuştur. bunlardan birincisi ölüm, ikincisi aşk. zekanın işleyiş yöntemini yazılarıyla sergilemek istemiş. dünyada en fazla saygı duyduğum yazar olmuştur. tanışmak, konuşmak isterdim.
Önceleri başarısız fanzin denemeleriyle başladığı edebiyat yaşamı,uzun bir süre karısının başarıları ardında gölgelendi.1832'de Saturday Courrier'da basılan beş öyküyle ve 1833'te Baltimore Saturday Visiter tarafından düzenlenen yarışmada "MS. Found in a Bottle" (Şişede Bulunan Elyazması) adlı öyküsüyle birinciliği kazanmasıyla devam etti.(Uçan Hollandalı olarak bilinen efsane gemiye göndermelerle dolu bir hikayedir.) 1843'te, Godey's Lady's Book'ta yayımlanan "The Visionary" adlı öyküsüyle adı ülke genelinde duyulmaya başlandı.
paul valéry, şöyle diyor edgar allan poe için: "poe, yeni şiirin zamanın gidişine uyması gerektiğini anlıyordu. insan gücünün belirli yollara ayrılmasını isteyen bir devirde şiir artık kendi öz konusunu bulabilecek, ortaya saf haliyle çıkabilecekti. şiir hazzının şartlarını aramakla, şiirin ne olmadığını göstermekle poe, yeni bir çığır açıyor, bir nevi matematikle bir nevi mistjği birleştiren parlak ve kesin bir doktrin atıyordu ortaya".