--spoiler--
Diyarbekir'in dar
küçelerine dökülen acılarımdan
harfler toplardım sana şiirler yazmak için.
ismini her heceleyişimde;
Fiskayadan havalanan güvercinler gelip aşka dururdu Ben û Sen'de.
En çok senin saçlarına yakışırdı
Kırklardağında açan bahar çiçekleri.
Karacadağ'dan esen yeller
kaybolurdu çoban kavallarının nağmelerinde.
Koca bi kent sen olurdun.Mezopotamya Sen kokardın.
Dicle, Fırat'ına kavuşur..Aşk'ül-Arap olurdu..
Ben seni seyre dalardım..
--spoiler--
diyarbakır her ne kadar karpuzuyla ün salmış ve tanınmışsa da bir diyarbakırlı için her santimetre karesi kalbine işlenmiş sevda gibidir.
tanım: çok güzel bir şehirdir. gezilip görülmesi şiddetle tavsiye olunur.
batı illerinin % 90 nını cebinden çıkartabilecek güzide şehir.
her açıdan imkanları gelişmiş bir şehirdir. dışarıdan at gözlüğü ile bakıp yorum yapanları ben bu güzel şehre davet ediyorum.. 2 milyon civarında nüfusa sahiptir. insanı candandır. batı illerinde hakim olan asık surat, buranın insanında asla yoktur..
her türlü engellemelere, zorbalıklara rağmen özüne kültürüne sahip çıkabilmiş ender şehirlerdendir..
edit: daha çok şey yazabilirim ama başka sefere kalsın..
Güneydoğu genel itibarıyla en azından aileden gelen dini hassasiyetleri güçlü olan yani dindar insanların yaşadığı bir bölge. Fakat tarihsel arka planındaki birikimler çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmış bir coğrafya olmasından belki de bu dini hassasiyetleri dışlayıcı bir biçimde kullanmıyor. Ramazan ayında dışarda su içenlere ya da bi köşede oturmuş dondurma yiyen insanlara kimse tuhaf bakmıyor. Hala buralara gel ekten korkan sözde aydın düşünceli insanlara şaşırmak gerek. Burada insanlar dindar sünni alevi ayrımı görmeden yaşıyor. kendinizi sorgulayın. Barız ayrımcılık yapan tiplerden daha tehlikeli sizin bu durumumuz. Daha cahilce.
Merhum Ziya GÖKALP'in mahpusta eşi Vecihe Hanıma özlemle hasretle anlattığı Uzun Hasan'ın Türkmen şehri.
"Sevgili Zevce'm ben burada kendimi Diyarbakırda sanıyorum
Fis kayası gibi yüksek mevkideyiz
Karşımizda deniz karanın içine girmiş bir Irmak kadar ince
Diyarbakır'daki çayı andırıyor
Irmağın ötesinde bir köy var ki Kitirbil'a benzer.
Sabah aksam köylülerle hayvan sürüleri bu denizi ayaklarıyla geçerler.
Diyarbakır'dan kitirbil'a nasıl geçilirse bu taraftan da karşı yakaya öyle geçilir.
Yalnız burada kelek yok.
Karşı yakanın sağ tarafında bir köy var ki Diyarbekir'in sati köyüne benzer sol taraftaki köy de Sümbüllü'yü andırır. Bazı da karşımda Dicle'yi, bostanları, kitirbil'in arkasındaki yamaçları görüyorum.
Sanki fis kayasının üstündeyim.
Etrafıma baktıkça Diyarbekir'i, oradaki evimizi, evimizdeki bahtiyarlığımızıhatırlıyorum. "