varlığı olan 'şey'ler üzerinde konuşabiliriz, mesela armut. kimse çıkıpta ben armutun varlığına,
ya da yokluğuna inanıyorum diyemez.
aşk yoktur, soyut bir kavramdır.
dişperisi yoktur, soyut bir kavramdır.
tanrı/yaratıcı yoktur, soyut bir kavramdır.
armut vardır.
zaten var olmayan birşeye çıkıpta "ben inanmıyorum" demek oldukça saçma bir ifadedir. dinsizlere de "inanmayanlar" ismini takmak bu düzlemde o kadar saçmadır. ve bu karmaşa içersinde, ateistlerin gerçeği, teistlerin gerçeğine karşı bir hakaret gibi görünmekte, en azından öyle algılanmaktadır.
bu şekilde algılayan dindar insanlar, ateistlerin üzerinde ancak hakaret yoluyla ya da suskunlukla gelebilmektedir.
(bkz: dini sadece kutsal kitaplarla destekleyebilmek)
çünkü, tanrıtanımazların en büyük kaynakları olan bilimin ışığı, dinlarların gözlerini almaktadır. ve bilindiği gibi çok fazla ışık bazen görmeyi engelleyebilir.
dindarlar kendileri yarattıkları bu loş ortamda yaşamlarını devam ettirirken, gerçekliğin verdiği huzurda sarhoş olmayan, olmaması gereken atesitler yaşamalarında devam eder.
7 yaşıdaki çocuk allah korkusundan terbiyeli davranmaz. bu aile terbiyesiyle alakalı bir durumdur ve dinsiz bir baba demek kitaplarda yazılan şeylerin tam tersini yaptırtan baba demek değildir. yani otobüste yaşlı bir insana yer vermek dinli veya dinsiz işi şeklinde katogorize edilemez.
iki tarafın da birbirine "istenilen ölçüde" saygılı olması imkansızdır.
ateist ya da deist olmuş olan adam zaten hz.muhammed'e inanmıyordur, doğal olarak da onun bir yalancı(!) olduğunu düşünür. bir konu açıldığında da elbette ki kendisini dinden soğutan sureleri ve hadisleri sıralayacaktır. islam'daki kadınlara olan eşitsizlikten, miras tutarsızlığından, hz. muhammed'in evliliklerinden v.s. dem vuracaktır. müslüman doğal olarak bunu saygısızlık olarak görür. zira karşısındaki belki de en kıymetlisini yalancılıkla suçlarken bir yandan da ahlaksızlıkla itham ediyordur. ateist/deist tarafından da bakılırsa, sonuçta bu bir tartışma ortamıdır ve niçin inanmadığını söylemesi kadar doğal bir şey yoktur. hatta eğer müslüman kişi tebliğ adı altında fikirlerini yaymaya hayatını vakfedebiliyorsa, pekala deist/ateist'in de bunu yapmaya bir o kadar hakkı vardır. bunun yolu da müslümanların "neden inandıklarını" anlatmaya çalışmaları gibi onların da "neden inanmadığını" anlatmaktan geçer.
sonuç olarak aslında iki tarafın da davranışında anormal bir şey yoktur. ikisinin de yaşayışı ve düşünceleri birbirlerine saygısız(!) olmayı getirir. önemli olan bu mecburi saygısızlık olgusunun minimal sınırları aşmamasıdır. yani ateist/deist çıkıp "örümcek kafalılar 21.yy'da yaşıyorsunuz hala dine inanıyorsunuz" dememelidir ya da bir müslüman çıkıp "seni bilmem ama benim atalarımda maymun yok" dememelidir. işte asıl saygı olgusu burada başlamaktadır kanaatimce.