belli bir coğrafi bölgede bir arada yaşayan ve köken, tarih, kültür bağlarıyla ortak yaşama iradesi gösteren insanların bizzat kendileri veya seçtikleri vekilleri tarafından aktedilen sözleşme ile ortaya çıkardığı egemen güçtür. buna mukabil, kuruluş amacına uygun olarak kamunun yani varlığına neden olanların hizmetinde olması beklenir.
- lakin,
devletin yürütme organı olan siyasi iktidarın gözü, çoğu kez sahip olduğu güç ile döner, yöneticileri kibre kapılır. bu kez devlet, kamunun efendisiymiş gibi davranmaya, insanların özgürlüklerini kısıtlamaya, kendileri ile farklı siyasi görüş ve düşüncedekileri ezmeye, zulmetmeye başlar.
- kamu homurdanmaya başlar,
"aga! biz seni niye kurduk, bu sözleşmeye neden imza attık, neden tek egemen güç kıldık? dişimizden tırnağımızdan artırıp niye vergi ödedik? bize elektrik, su, yol, köprü, okul yap, hizmetler getir diye, öyle değil mi? peki sen ne yaptın? toplaşma, konuşma, karışma, yürüşme dedin! toplaşanı gazladın, konuşanı copladın, karışanı dipçikledin, yürüşeni suladın.
- devlet baskıyı daha da artırır,
kitle iletişim organlarına sansür uygulanmaya başlanır, en basit eylemler dahi örgütlü suç kapsamında ağır bir biçimde cezalandırılmaya başlanır, yüksek mahkeme kararları sorgulanmaya ve uygulanmamaya başlar, kişi hak ve özgürlüklerini ciddi anlamda kısıtlayan uygulamalar başlar. adli sistem keyfi olarak işletilmeye başlanır.
- bu kez kamu alır sazı eline,
yüzbinlerce kişinin katıldığı kitlesel gösteriler ve eylemler başlar. devletin kolluk kuvvetleri eylemleri bastırmakta zafiyet yaşamaya başlar. bankalar, mağazalar, alışveriş merkezleri, kamuya ait tesisler yakılır, yıkılır, yağmalanır. meydanlarda darağaçları kurulur. devletin yürütme organının üyeleri, yani asıl müsebbipler, yürüteceklerini yürütmüş ve koşar adım kaçmışlardır ülkeden de 'ıdılarının dıdıları' darağaçlarında sallandırılarak halkın önü alınmaz öfkesi dindirilmeye çalışılır.
- neticede,
devleti kuran halktır yani kamudur ve daima kontrol edilmesi gereken bir güce sahiptir. bu kontrol, demokratik ülkelerde yasama ve yargı ile sağlanır. yasama ve yargıya yürütmenin müdahalesinin olduğu her durumda yukarıda uzun-uzadıya özetlenen senaryonun sahnelenmesini beklemek gerekir.
türkiye gibi az gelişmiş 3. sınıf ülkelerde, bundan bu kadar korkmamızın bir sebebi var. 40 yaşındaki tertemiz bir kadına, ya da pırıl pırıl bir gence telefon açalım. emniyetten arıyoruz diyelim. temiz insan, böyle bir ülkede, devletten daha çok korkar. çünkü sınırları yok. korkulan şey kötü muamele değil, bu adamlar size iftira atabilir. cebinize yarım kilo esrar koyup içeri atabilir.
devlet biz var oldugumuz icin varolmasina ragmen o var diye biz varmisiz gibi davranan, halkin isteklerini gozardi eden yoneticilerin hiyerarsik duzenle yapilanmasi sonucu ortaya cikan guctur. bu benim türkiye devleti tanimimdir.
devlet garibanın, yoksulun yanındadır. devlet her fırsatta kendisine karşı gelenlere haddini verendir. devlet sandıktan çıkanları desteklemeyenleri asla affetmeyendir.
devlet birey ya da toplum mudur? devleti, yüzde 95'i müslüman olanın devleti müslümandır. diye tanımlayanlar devletten ne anlıyor? anlama sorunu var. devleti dindar müslümanlar zanneden insanlar şeriat istiyor ve şeriat kısmen türkiye'de uygulanıyor da. arabistan'daki gibi en radikal şekliyle uygulanmasa da. peki bu ülke nasıl laik kalabilir bu durum karşısında? işte tüm mesele bu...
doğa durumunu düzenleme adına kurulması gereken yönetimsel yapıdır. hobbes aslında doğru bir tespitte bulunmuş doğa durumunu öne sürerek. insan her zaman savaş halinde olmaya meyillidir. bunu gücünün temsilini bir kişiye devrederek düzenli hale sokması gerekir. tıpkı trafik gibi düşünelim. trafikte yayalar da karşıya geçmek isteyecek, arabalar da hareket etmek isteyecek.ama her iki grup da hareket ederse kaotik bir ortam olacaktır. trafik ışıkları ve trafik polisi bu karışıklığın en az düzeye inmesi için senin bazı haklarından feragat etmeni bekleyerek,trafiğin akmasını saklayacaktır. sen arabanda bir iki dakika yayaya yanan yeşil ışıkta bekleyerek bu düzenin parçası olursun. ama trafiğin pürüzlü ve kaotik oluşunu,devlette de görürsün.
borcu olan vatandaşına hiç ses etmeyip/haber vermeyip, borcun faizini işletmeyi çok iyi bilen yapıdır. özellikle hiç akla dahi gelmeyecek yerden çıkan faizli borcun tadına doyamaz.
devlet, sınır.. üzerinde sadece ortalama 60 yıl yaşadığınız topraklar, hiç bir zaman sahip olunamayacak, alıp cebinize koyamayacağınız adına amerika, fransa cart curt denilen toprak kıta kara parçalarına ne kadar da çok değer veriliyor.. yaşayanları küçültüp, hayali sınırları ve sembolleri bu kadar kutsallaştırmak, insan hayatının üzerinde tutmak bence saçma..
hiç bir şey insan hayatından daha önemli değildir..
benim tahminime göre uzak gelecekte ne sınır ne devlet ne de ülkeler kalacak.. insan oğlu o kadar çaresiz ve yalnız bir şeymiş ki, demek ki... sırf çeşit ve farklılık olsun diye kendi ırkını kendine yabancılaştırıp hayali sınırlar, sembolik bayraklar falan oluşturmuş.. sanki türkiye'den kore'ye gidince gezegenler arası yolculuk yapıyorsun.. ehehe
en kaba tabir ile kısaca özetlemek gerekirse;
devlet olgusu tamamen akıl çerçevesinde var olur, oysa insan akıl çerçevesinde olduğu kadar, akıl dışı bir varlıktır. 'devlet' olgusunun yıkılabilmesi için ilk önce 'insan' yanılsamasının yıkılması gerekmektedir.
insan yanılsamasının yıkılması için ise;
artık geri dönüş mümkün değil maalesef...
platon'un başyapıtıdır.
demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir.
halk övülmeyi sever, onun için güzel sözlü demagoglar, kötü de olsa, başa geçebilirler. oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği sanılır.
demokrasi, bir eğitim işidir. eğitimsiz kişiler ile demokrasiye geçilirse oligarşi olur, devam ederse demagoglar türer.
demagoglardan da diktatörler ortaya çıkar.
paragrafıyla günümüzü aydınlatmaktadır.
devlet, sınıf ilişkilerinin yansıdığı, "ideoloji" ile perdelenen, toplumların istisnasız en "örgütlü" teşkilatıdır.
"derin" diye anılan devlet, devletin ideolojik perdede gizlenmiş ana yapısıdır.
"şeffaf" devlet, devletin ışık alan yüzüdür. maliyesidir, askerlik şubesidir, tapu kadastrosudur, mahkemesidir, hapishanesidir, sokakta rastladığımız her tür organizasyonudur.
"paralel" devlet, devlet cihazının içinde her zaman var olan, farklı egemen-egemenleşen sınıfların rekabet odaklarıdır. bir nevi cuntalardır.
devlet gücü, demokratik ve baskıcı karakterin sarkacıdır. egemen sınıfın iç-dış koşullarda şekillenen sevk karakteridir. sevk ve idare, devlete egemen sınıf ve diğer rekabet odaklarının uyumu kadar, devlet dışı sınıf ve sair muhalif güçlerin durumuyla yakından ilgilidir. dış koşullar, zaman zaman sevk ve idarenin gidişatında başat olabilir.
olması gereken:
genel güvenlik ve ortak kamusal alanların( sağlık , eğitim ,temizlik vs) örgütlenmesi ve belirli bi düzen içinde devamlılığın sağlanması adına belirli kişiler ve zümrelerden bağımsız kamu örgütlenmesi.
günümüzde ise , devlet hayatın her alanına girmiş,
yatak odalarımıza kadar girip, kaç çocuk yapacağımıza bile karar vermekte olan..
kendinden olmayana yaşam hakkı tanımayan
ağır vergilerle herkesi kendine borçlu kılan,
belirli grupların elinde ,sömürü ,zorbalık aracına dönüşmüş kamu örgütlenmesi.