Öncelikle katliam değildir.
Ayrıca Kanuni'nin oğlunu ve eniştesini katletmesinden çok daha normaldir.
Devletin bağımsızlığı için yapılmış bir şey bu. ( Hürrem aşkı için değil.)
Bir ortam düşünün, siz insanlara doğruyu anlatmaya çalışıyorsunuz ve o insanlar doğruyu dinlemeyip üzerine katliam yapmaya başlıyorlar. Şu an pkk nasıl davranıyor ise, 1935 yılında dersim' de o insanlar da öyle davranıyordu. Eğer sen pkk yı doğru bir hareket olarak kabul ediyorsan şu andan itibaren anlattıklarımı okumayabilirsin.
Bu ayaklanan insanlar kendi topraklarını istiyorlardı. Türkiye cumhuriyeti devletini tanımıyorlardı. Devlet, öncelikle bu dersim denilen memleketin giriş ve çıkış noktalarını kapadı. Aynı 2 sene önce şırnak ve hakkari ' de ki olan olaylar gibi. Tek farkı, hakkari ve şırnak' da ki pkk lı teröristler kendi halkından insanlara özgürlüğü dayatamamaları idi.
1935 yılında tunç - eli adlı operasyonla önce tüm vatanı bölmek isteyen kişileri yakalanıp idam edilmesi kararı alındı. 2 yıl süren operasyonlar sonucunda, 1937 yılında isyan bastırıldı. tabi ki bu isyan sırasında kan akıtıldı. Şimdi milliyetçi devletçi bir düşünce ile bakarsak bu isyanların götürüsü ne olursa olsun bastırılması gerekir. Yani bir kaç bin insan ölecek olsa bile devletin bekası önceliklidir. Hümanist bir yaklaşımla bakarsak, herhangi bir insanın yaşam hakkını elinden alamazsın. Devlete ayaklanacak olsa bile.
Bu durumda ben devlet adamı olsam, büyük ihtimalle " vur " emrini veremezdim. Bende o yürek yok çünkü. Devlet adamı olmak bazen istemesen bile kötü kararlar almak zorunda bırakır. Devletin bekası, devlet adamı için her şeyden önemlidir.
Bu yüzdendir ki , ben mustafa kemal atatürk gibi düşünemeyeceğim. Onun açısından hiç bir zaman bakamayacağım. Onun açısından bakabilmek için daha çok yolum olduğunu düşünüyorum. Unutma hümanistlik, insan çıkmaza girene kadardır. Bir noktadan sonra hümanistlik biter ve devletin bekasını düşünmek durumunda kalırsın. Burada Atatürk olmasa, ahmet olacaktı, mehmet olacaktı, biri olacaktı ve bu olay gine gerçekleşecekti.
O yüzden Atatürk katliam yaptı diye velveleye vermemek lazım. Olması gereken neyse yapıldı. Oldu bitti. Yaşadığın, üzerinde bulunduğun toprakların belirli bir kanunla yönetildiğini unutma. Kanunlara uymazsan, cezasının hümanist bir düşünce ile verilmeyeceği yerler olabilir. Ona göre davranmanı tavsiye ederim.
Gök Tengri'nin Türk'e sinirini azaltmış olan katliamlar katliamıdır. Tanrının hoşuna gittiğine eminim. Keza, teröriste taviz verilmemiş, başa çıkarılmamıştır. Yerin dibine gömülmüştür. Günümüzde ki sorunların olmasından kaçınılmıştır.
Onlarca insanı doğru düzgün bir neden yokken öldürmenin nesi haklılık nesi temizlik!!
Saçma sapan konuşup ölen insanların arkasından atıp tutmak hiç hoş değil.
Yapılan katliam çok yanlıştır ve o kadar cana boşu boşuna kıyılmıştır.
Çok yazık..
Tece'nin en büyük günahlarından birisidir, şu an ki mevcut cumhurbaşkanımız olan sn Erdoğan'da dersim katliamının yapılmış olduğunu ve devletin bu konudaki mahcubiyetinden zamanında söz etmişti, evet bir halkı top yekün yok etmeye çalışanların yatacak yeri yok.
Başkaldıranın başı ezilirmiş, Dağdaki koyun da mı başkaldırdı, 10 küsur bin insan da mı, beşikteki bebek de mi başkaldırdı diye sorulacak katliamdır. Ideolojileriniz gözünüzü kör etmesin.
"bizi bir kamyona doldurdular.
tüfekli iki erin nezaretinde.
sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular.
günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.
tarih öncesi köpekler havlıyordu.
aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk,
o havlamalar, polisler.
duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki.
annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü"
buna katliam diyenler; 'feto idam edilmeli, apo idam edilmeli, fetocular gebermeli' diyorlar
hadi onu geçtim.
buna katliam diyenler; madımak'ta suçsuz insanları yaktılar, daha sonra madımak'takileri öldürdüler, en sonunda da pişkinlik yaptılar.
madımak'ta ölenler mi daha masum ?
yoksa dersim'de ölenler mi ?
bir sorarım.
madımak'takilerin suçu yoktu. *
madımak'takilerin hiçbiri isyan çıkarmadı.
madımak'takilerin hiçbiri devlete başkaldırmadı.
bilmem anlatabildim mi ?
Teröristlerin, Kürtlerin, kürt sevicilerinin hümanistlerin bu gibi bilimum hastalığa yakalanmış, Türk'e küfretmeyi kendine görev edinmiş tipler artık şu yobazlığınızı cahilliğinizi bir kenara bırakın, kendini Atatürkçüyüm ben yiea diye tarif edip de bu vakaya katliam diyen, elim bir olay diyen yalaklar da lütfen ya Atatürkçü olmasın Araf değiştirsin ya da Atatürk'e laik vatanperver bir Türk evladı olsun.
Sene 1937… Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar’la birlikte Tunceli’ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucunda karakol vardı. Basıldı. 33 asker şehit edildi. Peşinden… Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
Film koptu.
Elebaşı Seyit Rıza’ydı…
Birisinin “hikâyesi yürek burkucudur” dediği Seyit Rıza.
Kukla’ydı…
Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, ingiltere Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı, Suriye’deki ingiliz Elçiliği’ne gönderdi.
Yalvaran mektubunda, Anadolu için “çorak toprak” derken, “Kürdistan bereketli toprak diyordu… “Sayın ekselansları” diye başlıyor, “Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim’e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı” diye vaziyeti anlatıyor, “sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum” diye bitiriyor, “Seyid Rıza” diye imzalıyordu.
Hal böyleyken… Seyit Rıza’yı “masum” göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor. Altında kabak gibi “Seyid Rıza” imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar. Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, “o mektup Fransa’ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri’nden doğrulamak mümkün” diyorlar.
Gel gör ki…
Londra’da The National Archives diye bi yer var. ingiltere devlet arşivi… Kayıt ofisine gidiyorsun, “FO 371/20864/E5529” numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar. 50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.