sıcaklarla birlikte etkisini tamamen yitirmeyecekmiş gibi dursa da büyük oranda hayatta kalması zorlaşacak, bulaşıcılığı azalacak virüs diye tahmin ediliyor, umarım yanıltmaz.
Muhtemelen pek cok kisiyi enfekte edecek bir virustur. Bazilarimiz hafif, bazilarimiz agir atlatacak. Bazilarimiz da atlatamayacak.
Virusle ilgili yapilan en buyuk yanlis her aksam bikmadan televizyon karsisina cikip konusanlari izlemektir arkadaslar yapmayın. Dun aksam izledim mesela ben de ve icim urperdi. Doktorun bir tanesi 40 yasinin altinda normal bir birey ölsün meslegi birakacagim diye bagiriyordu. Insan hayati cidden boyle bir bahis malzemesi mi? Bunu her aksam izleyen insanin ulasacagi panik seviyesini tahmin edemiyorum.
Okuyun. Bilimsel makale okumaya alisin. Salgin ciktigindan beri sars cov2 ile ilgili 100e yakin belki daha fazla makale basildi.
Mesela ikinci en buyuk soru da efendim havada 9saat asili kaliyormus, plastikte birkac gun kaliyormus gibi utopik bilgiler. Bu calismanin makalesi de 20mart gunu yayinlandi. Onu okursaniz her seyin cok net anlatildigini gorebilirsiniz.
Ayrica bu bilgiyi halka ileten basin yayin organlarinin cidden isini yaparken konu icerigini bu kadar degistirmesini anlayamiyorum. Tipik manset atmayiverin su salgin zamani.
Neden boyle sinirlendigim konusunda hicbir fikrim yok. Makaleler hususunda yardimci olabilir.
Sevgiler.
Yeni tip koronavirüs salgını üzerinden tüm dünyada, kasıtlı olarak bir paranoya yaratılmış durumda. Yaratılan korku, virüsten çok daha hızlı yayılıyor. Türkiye’de Covid-19 hastalığının tespit edilmesinin ardından yürürlüğe sokulan sözde önlemler nedeniyle, insanlar toplumsal yaşama daha az katılırken, aynı zamanda gıda ve temizlik ürünleri stoklamaya başladı. Hemen herkes koronavirüs salgınını konuşur oldu. Korku tüneline itilen işçi ve emekçilerde muazzam bir panik havası yaratıldı.
Korku tüm canlılara has bir duygudur. Tehdit ve tehlikelere karşı canlının kendisini koruma gayretiyle verdiği bir tepkidir. Fakat korku, belirli bir eşiğin aşılmasıyla, uyarıcı bir tepki olmaktan çıkarak hastalığa dönüşür. Süreklileşen korku duygusu strese yol açar. Böylece insan doğru düşünememeye başlar ve paniğe sürüklenir. Bu korku sarmalı insanın düşünce bütünlüğünü bozar. Böylece insanlar olaylar karşısında doğru tepkiler veremez, şuursuzca davranmaya başlar. Adeta körleşir! işte bu sebeple korkutuluyoruz. Egemenler toplumu korkuyla hasta ediyorlar. Depremden kork, savaştan kork, koronavirüsten kork! Korkan ve sinikleşen bir toplum, egemenlerin esiri haline gelir.
Elbette virüs salgınını yok saymak, hafife almak doğru değildir. Gerekli hijyen kurallarına uymalı, işyerlerimizde işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması için mücadele etmeliyiz. Ama düşünüp sorgulamayı da elden bırakmayalım: Bir taraftan bize “iyi beslenin, bağışıklık sisteminizi güçlendirin, hijyene dikkat edin” diyorlar ama öte taraftan bizi sefalet ücretine mahkûm ediyorlar. Elimize geçen parayla nasıl olacak da sağlıklı bir yaşam süreceğiz? Korkup paniğe sürüklenmeden bu tür soruları sormamız lazım. içinden geçtiğimiz bu kaotik süreçte, egemenlerin sinsi oyunlarına karşı uyanık olmak hayati önemdedir.
Yeni salgın hastalıkların ortaya çıkmasını sağlayan kapitalist sömürü düzenidir. Her sene 11 milyon çocuk basit hastalıklardan ve açlıktan dolayı ölüyor. Sadece 2020’nin ilk iki ayında soğuk algınlığı gibi basit bir hastalıktan 70 bin, sıtmadan 140 bin insan ölmüştür. 240 bin insan AIDS kaynaklı, 1 milyon 200 bin insan ise kanser nedeniyle hayatını kaybetmiştir. iş cinayetleri, meslek hastalıkları ve savaş nedeniyle her sene milyonlarca insan hayatını kaybediyor. Tüm bunların sebebinin kapitalizm ve onun kâr odaklı doğası olduğunu kim reddedebilir? Öyleyse asıl tehlikeli olan kapitalizmdir ve ona karşı mücadele vermemiz gereklidir. Ama korkutulmuş ve zihni felçleştirilmiş bir kişi bunu düşünemez.
Bir nevi korku imparatorluğu kurmaya çalışan egemenler, emekçilerin bilincine birer “korku memuru” yerleştiriyorlar. insanlar kendilerini yalnız ve çaresiz hissettikleri için korkuyorlar. Korkutma karşısında örgütlü ve sınıf bilinçli olmayan işçiler, olup bitenin sağlıklı bir değerlendirmesini yapamıyor; gerçek ile yalanı, doğru ile yanlışı ayıramaz hale geliyor. Koronavirüs salgını gündeme gelinceye kadar, Şili’den Fransa’ya birçok ülkede işçi sınıfının sokakta olduğunu ve siyasi iktidarları sarsan eylemler gerçekleştirdiğini hatırlayalım. Bugün birçok ülkede olağanüstü hal ilan edildiğini, ordunun devreye girdiğini, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiğini görüyoruz. Dahası patronlar sınıfı esnek çalışmayı daha fazla yaygınlaştırmanın, işten atmaları meşrulaştırmanın bir bahanesi olarak koronavirüsü kullanıyor ve korkuyla körleştirdikleri emekçileri tepkisiz kılmak istiyorlar.
Korkuların aşılıp savaş ve sömürünün olmadığı bir dünyada yaşamak mümkünken, insanlık kapitalizmden dolayı her şeyden korkar, korkutulur hale geldi. Fakat unutmamak gerekiyor ki korku toplumlarında, korku iki yanlıdır. Egemenler, emekçilerin bilincine çeşitli biçimlerde korku virüsü enjekte ediyorlar ama kendileri de korkuyla tutuşup korkuyla yanıyorlar. Çünkü kapitalist sömürü düzeni dört bir yana zulüm, eşitsizlik ve hastalık saçıyor. Toplumun çoğunluğunu oluşturan emekçilerin öfkesi derinden derine birikiyor, birçok ülkede isyanlarla açığa çıkıyor. Korkuyorlar, korksunlar da! Biz de kendi korkumuzu bir tarafa bırakıp asıl onların bizden korktuğunu görelim. Çoğunluk biziz, haklı ve doğru olan biziz. Yeter ki bağışıklık sistemimizi güçlendirelim. Örgütlülük işçi sınıfının bağışıklık sistemidir. Birleşip örgütlendiğimizde korkularımızın üzerinden gelmesini de dünyayı yeryüzü cenneti haline getirmesini de biliriz!
abd ve avrupanin ulkelerinin %70-80 ini hasta edeceklerini dusundukleri virus, %20-30unda semptom gostermedigini dusundugumuzde herkesin kapacagini tahmin ediyolar demekki.
bir baska sacmalikta virusun asisinin yapildiginin ilan edilmesine ragmen piyasaya en asagi 8 ay sonra cikacak olmasi? mr trump bastiriyormus ama istenmiyen komplikasyonlar ilaclara guveni azaltir diye ilac firmasi ve saglik orgutu temsilcileri, zamaninda piyasaya cikmasi icin direniyolarmis! lan millet hayatini kaybediyor cigerleri geri dondurulemez zararlar aliyor, muthis zekalar komplikasyon falan hesaplarinda? yoksa yoksa yogun bakima dusen birinin ilac masraflari ilac firmalarinin agzini sulandirdigi icinmi hepsi?
Ote yandan cinde gunde 20ye kadar dusen vaka sayisi 70e ziplamis durumda herkes fena halde tirsiyor dunyanin her bolgesinde gitgide yayiliyor insanlar sokaga cikmaya korkuyor baslangicta %1 olan olum orani anlasilan %5 falan olucak, yarim milyon vakaya neredeyse soluksuz geldik onlemler vaka sayisinin artmasini sadece yavaslatiyor oyleki insanlar hastaneye bile gitmeye korkuyor virus kapacam diye... sokaklarda nerdeyse in cin top oynuyor ama vaka sayisi astronomik logaritmik, eczacilar disinda yaptigi isten memnun olan varmi sanmiyorum... dunyada ulasmadigi ada yok gibi en ucra koselerde ve hatta su anda benim cigerimde bile duruyor kimbilir?
italya bir gunde 743 oluyle rekor kirmis durumda abd +9,249 yeni dosyayla hic yavaslamadan cin tahtini elinden almaya kosturuyor, virus kayitli insanlik tarihinin en buyuk felaketi olmaya aday ve daha radikal onlemler yerine saglik sistemi cokmeden herkesi tedavi etmeye calismak bu noktada bana gore bayagi absurt duruyor, virus sonunda hindistanda da sirkulasyonda, turkiye ise umre adam yollamakla kiyidan seyrettigi iceri almis durumda... turkiye umreye kimseyi yollamasa belki hala ulkede virus vakasi olmayacakti.
burnum iceri akiyor bogazim alev alev yaniyor ve acil servisin kapisindan cevirildim bogazin biraz aciyosa randevu al oyle muayene ol diye, atesim yok kendimi hasta hissetmiyorum ama tuhaf bisey kaptigimdan eminim hayrola... sonrasini yarin editlerim...
insanlar hastaneye gitmeye bile korkuyor cok degil iki ay once tiklim tikis olan kartal devlette simdi in cin top oynuyor...
Arkadaşlar, özel hastaneler konusunda bilgisi olan (ücretlendirmeler vs. hakkında) acilen mesaj atabilir mi? Bir şey danışmam gerekiyor. Çok teşekkürler şimdiden.
test sayısı arttıkça vaka sayıları da aynı oranda artmış ama hala çok ama çok az sayıda bir test sayısı bu.
istanbul'da semtlere göre evde kalma oranları ile semtlerin ortalama gelirleri karşılaştırılmış. Görüldüğü gibi yüksek gelirliler evde kalabilirken, hükümetin istediği "kendi Ohal'ini" uygularken, düşük gelirliler evde kalamıyor, onlar yüksek gelirli semtlerde yaşayan burjuvaların Ohal'ini uygulayabiliyor, yani çalışmak için evi terkediyor. Türkiye'nin genelinde de bu geçerlidir. Ülke bir kez daha sınıfsal olarak ortadan ikiye bölündü, bölünmek zorundaydı zaten. Kapitalizmde başka türlü olmaz. Bunu bakanların açıklamalarında da görürsünüz zaten. Bugünün özeti: "twit atmaktan sıkıldım, herkese test yok, hastalığa karşı en büyük kozumuz yakalanmamak, özel sektör kendini ayarlasın başka bir şey diyemeyiz". Bütün ülkeyi ekrana kilitleyip işçilere, yoksullara söyledikleri şey. Hem hafiften kafa buluyorlar, hem de aslında sınıfsal olarak toplumsal çoğunluktan ne denli ayrı ve kopuk olduklarını, hangi sınıfı koruyup kolladıklarını gösteriyorlar. Türkiye öğrensin. Bu rejimle ve kapitalizmle sermayeden başka kimseye gelecek yok.
Ülkemizin dünya devleti olduğunu, tüm dünyanın bizi kıskandığını düşünen arkadaşlarım, bu yazı özellikle sizin için.
Corona salgını dolayısıyla bizi kıskanan iki ülke başkanının konuşmasına bakalım.
Macron (Fransa):
Hangi büyüklükte olursa olsun, hiçbir işletme batmayacak, hiçbir Fransız gelirsiz kalmayacak, vergileri ve banka ödemelerini erteledik, banka kredileri için 300 milyar € devlet garantisi vereceğiz..."
Justin Trudeau (Kanada):
Parayı düşünmeyin, işimi kaybeder miyim diye korkmayın. Siz sağlığınızı düşünün. Para bizim işimiz. Size destek için 83 milyar dolar ayırdık, bu da gelirimizin ancak %3'ü
.
.
.
Devam etmeye gerek görmüyorum. Gerçekçi olalım, bizim liderimiz bu tür şeyler söyleyebilir mi? Söyleyemez, biz onlar gibi zengin/güçlü değiliz.
Peki, madem değiliz de, niye dünyaya kafa tutup durduk? Niye elimizde olanı vaktinde har vurup harman savurduk? Mesela 2.5 milyar $ harcayıp aldığımız ve kurmadığımız, kurup kurmayacağımız da belli olmayan (bence belli) S400'ler gerçekten gerekli miydi? O parayı, "ileride kötü bir şeyler olabilir," diye saklayıp, bu gibi zor günlerde en azından şunu desek daha iyi olmaz mıydı?
"Evden dışarı mümkün olduğunca çıkmayın, evet, elektrik su ve doğalgaz faturalarını erteleme gücümüz yok ama, en azından 3 ay bu faturalardan vergi almayacağız..."
Bu bile bir şeydi. Ama görüyoruz ki devlet insanlara "evden çıkmayın" derken en basitinden vergileri ötelemeyi dahi henüz söylemedi, neden?
Nedenini siz de biliyorsunuz, sadece kabul etmek istemiyorsunuz. Ama şunu görün lütfen, kendi gerçekliğini kabul etmeyen; içinde bulunduğu durumu da düzeltemez.
____
Not: Bu tür vergi ötelemeleri bizde de gelecek, buna eminim. Ama yine iş işten geçtikten sonra, insanlar zaten ödeyemedikleri için "de-facto" olan durumu kabul için olacak büyük ihtimalle.
Halbuki bunların işe yaraması için DERHAL açıklanması gerekir.
test sayilarinin reel olmadigini dusunuyorum cunki her bogazi aciyana diil, acile kaldiranlardan atesi cikanlara test yapiliyor, hafif semptomlar gosteriyorsan test yapmaya gerek bile duymuyorlar... mesele yayilmasini durdurmak degil sadece yavaslatip hastaneleri agir vakalara hizmet edebilir dolulukta tutmak.... aciklanan hasta sayisini 100 ile carparsaniz reel rakama ulasirsiniz tahminen... doktorum umarim corona gecirmissindir gecirdiysen bitti, eger corona diil baska biseyse de hastaneye gitme, gidip corona kapip donmekte varda diyor...