''Noel ve yılbaşı üzerimize doğru geliyor yine. O mide bulandırıcı ikili. Televizyon mağaralarından çıkan bütün o kalabalık. Aile toplantıları. Hiçlik, sahte sarhoşlar, sahte gülümsemeler, sahte insanlar. Bir şekilde atlatırız umarım, bir kez daha.''
''yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar..
ve yine yan yana yürümeyelim diye dar kafalıydı insanlar..
ve sırf dardı diye kafalar düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik.. sarılmak yakar bizi deyip aşkı hep uzaktan sevdik...''
kaptan yemeğe çıktı ve tayfalar gemiyi ele geçirdi kitabını okurken, hiçbir kitapta olmadığı kadar yüzümü tebessümlerle dolduran adam. inanılmaz keyifli bir kitaptır. 70'li yaşlarında insanlardan nefret eden, sıradışı ve bir o kadar sıradan bir adamı okumuyorsunuz; resmen yaşıyorsunuz.
okurlarından gelen mektuplara dayanarak, bir çok kişinin götünü kurtarmış bir adam olarak bahseder kendinden ama amacı sadece kendi götünü kurtarmaktır. Bukowski kadar iyi yazabiliyor olsaydım, onun gibi olabilmek isterdim. En azından üzerime yapışan "piç erkek" sıfatı bir sike yarardı.
bir keresinde adamın birinden shakespeare sevmediğimi, yazmaya hakkım olmadığını anlatan uzun ve öfke dolu bir mektup almıştım. gençler bana kanıp shakespeare okuma zahmetine bile girmeyeceklerdi. böyle bir konum almaya hakkım yoktu. sayfalarca bunu söyleyip durmuştu. cevaplamadım. ama burda cevaplayacağım. siktir git lan. ben tolstoy da sevmem.
toplum tabularını yıkan ayyaş piç. kendini götün biri olarak tanımlıyor. hak vermemek elde değil. kadın düşmanı değildin. hiç olmadın. her zaman elinden geldiğince iyi davrandın. ve mezar taşına "don't try" yazıp son kez güldürdün. hep güldürdün. bu sefer güldürmedi durumu yoktu sende. agnostiktin. bir deistten sana "iyi uykular".
''herkes doğru, herkes yanlış ve baş aşağı.. fakat kimin kimi becerdiğinin ne önemi var ? sonuçta her şey çok sıkıcı. siktir be! insanlar bağlanıyor işte. göbek bağını kesince bir kez, başka şeylere bağlanıyorlar. manzara, ses, seks, para, seraplar, anneler, mastürbasyon, cinayet ve pazartesi sabahları akşamdan kalmalar.''
'' aslında çok küçük şeyler bile kendimi mutlu hissetmeme yetiyordu. ama bütün mesele, bu küçük şeyleri şu kocaman boktan dünyanın içinden bulup çıkarmaktı. '' sözünün sahibidir.
--spoiler--
charles bukowski : aşk? gün doğmadan uyandığınızda bir sis görürsünüz ya. kısa bir süre orada durur, sonra birden yok olur gider.
- ciddi misiniz?
bukowski : kesinlikle.
- yok olur gider mi dediniz?
bukowski : evet. hem de çok hızlı bir şekilde. aşk gerçekliğin ilk ışıklarında kaybolacak olan bir sistir.
--spoiler--
--spoiler--
ve aşk iki kez geldiginde
ve iki kez yalan söylediginde
bir daha asla sevmemeye karar verdik
böylesi daha adilaneydi
bize ve aşkın kendisine
--spoiler--
"bir insanı neyin yiyip bitirdiğini asla bilemezsiniz. belli bir kafa durumuna gelmişseniz en basit şeyler bile korkunç problemlere dönüşebilirler ve en kötü endişe/korku/acı yorgunluğu, açıklayamadığın, anlayamadığın, aklına bile gelmeyendir. üstünüze metal bir levha gibi yığılır ve ondan kurtulamazsınız. "