''Demek dünya gittikçe küçülmekte. ama sen odanı dünyadan,reel dünyadan,aktüel dünyadan çok daha fazla genişletebilirsin. bu sırtından kumaş balyasını yeni atmış bezirganın yerine, Erasmus'la, spinoz'yla sohbet edebilirsin.
Çocuğum çocuklarım. ben bu kitapları bütün dünya nimetlerinden, çok defa vazgeçilmeyenden, vazgeçilmeyecekten feragat ederek bir araya getirdim. Size bir dünya, dost bir dünya hazırladım, hazırlıyorum. Fırtına tutuldukça sığınacağınız tek liman bu. daha doğrusu bu limandan ayrılmazsanız kasırgalardan uzak kalırsınız. bu kitaplar benim sevgililerim.
Ayrıca yıllardır konuşamıyoruz. Birbirimizin dilini unuttuk. Bilmem neden darıldılar ? sizin yerinizde olmak için görülmemiş işkencelere razı olabilirdim.
görmek ve dünyanın en büyük insanlarıyla halvet olabilmek. kadın da , şöhret de, kuklaları harekete geçiren bütün ihtiraslar da öyle zavallı ki. Allah sizi bahtiyar etsin.''
O 'Bu Ülke'nin vicdanıdır. Ülkenin en büyük aydınıdır.
Kendi tabiriyle:"Kimim ben? Hayatını Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis fikir işçisi."
Hiç bir şey yapamıyorsanız en azından kendine ufak bir iyilik yapın ve 'Bu Ülke' yi okuyun bari.
''kültür çağının ehramı temelinden sarsılır. önce zirve yani dev kent çöker, sonra taşra, nihayet köy. samimi bir imanın yerini ''bilmsel'' bir dinsizlik yahut ölür bir metafizik alır. yaşlılara saygı yerine soğuk bir maddecilik, benim vatanım ve devletim yerine milletler arası toplum; güçlükle kazanılan haklar yerine tabii haklar; gerçek değerler yerine para ve mücerret değerler; halk yerine yığın, annelik yerine seks.
emperyalizm, beynelmilelcilik, kuvvet ihtirası, sınıf kavgası, işte medeniyetin meyveleri.''
''taşlıkta sesini aradım bu gece. zindanıma ışık serpen sesini. saçlarına susuzdu dudaklarım, dudaklarına susuzdu.
taşlık'ta seni aradım bu gece. akşam zehir gibi oldu içime. gurbet gibi doldu. taşlık'ta seni aradım. seni yani rüyalarımı. saatler yürümüyor my darlinh. zaman çarmıha gerili ve ben zamana. seninle beraber batıyor güneş, sen gidince yıldızlar kararıyor. ellerine susuzum my darling. entarinin temasına susuzum, kokladığın havya, ve sen kendilerine hiç bir ley eklemediğin, sana hiç bir şey vermeyecek olan insanların arasındasın. bunlar sensiz yaşayabilir my darling . ne havalarısın, ne suları. taşlık'ta seni aradım. rakı dudaklarımı yaktı. dudaklarımı ve gönlümü. ispirto, alevi söndürmütor. kadehim kadehine dokunmayacak my darling, içindeki ışık olsun. sen konuşurken my darling yıldızlı bir medar gecesinin kucağındayım. sen yokken kör bir kuyuda demek sen de tabiat gibi hazinelerini dağa taşa savurmaktasın. haftada bir kaç saat beraberlik yetiyor sana. ben de alışacağım. zamanın parmakları her yarayı kapatır. zamanın veya ölümün. ne zaman görüşeceğimizi bile söylemedin.b bu bir asır nasıl geçecek my darling. saygılarımla''
adamın ham maddesidir. araştırma, çabalama uğrunda gözlerini feda etmiş düşünen bir varlıktır. okunmaktan ziyade mutlaka anlaşılması gerekir ki onu okumak hayli zordur.
Gözlerinden öperim canım insan evladı.
'' insanın keneden farkı bir dava uğrunda fedakarlığı göze alabilmesindedir. bir aydının en hayati, davası fikre kitaba saygı telkin etmek. bu memleketin yalnız nimetlerinden faydalanacak, kırk senedir geviş getirilen yalanları tekrarlayacak, tıkır tıkır maaşını alacak, avrupalarda dolaşacak ve namustan dem vuracaksınız. yağma yok.
doçent olamazsan. ne olur doçent olamazsan ? doçent olmak bir vazife midir ? ve sen doçent olmak için mi yaratıldın?
fikir uğrunda edna fedakarlığı göze alamayan, üniversitede kapıcı olmaya layık değildir.''
"Bataklıktan göklere süzülen bir tarla kuşu gibi, kasıklarıyla düşünen ve göbekten aşağısıyla yaşayan bu azgın hergele sürüsünden uzaklaşmaya bak. Yoksa gübresin, leş gibi gübre…"
--spoiler--
Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım, karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi!
--spoiler--
''Bir çağın vicdanı olmak isterdim, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin, idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim, kelimeden, sevgiden bir köprü. Sanat düşüncenin, düşünce mukaddeslerin emrinde olmalı. Hakikat, mukaddeslerin mukaddesi… Hakikat ve sevgi.''
'' kendimizi tanımak... ruhumuzun mahzenlerinden bizden habersiz yaşayan bir alay misafir var. berhanenin bazen bir, bazen birkaç odası aydınlık. ışık binanın üst katlarında.
kendini tanımak. kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. sen acıların, utançların, zilletlerinle aynısın. rüyaların hayallerin, dileklerinle bir başkası.
gideceksin. tanrılar bile rolünü bitiren aktörler gibi kah birer birer, kah hep beraber çekiliyor bu sahneden. senin zavallı gölgen zaman perdesine bir kere bile aksetmeden,oyuna katılmayan bir kukla gibi unutulup gidecek.''
zorunlu okutulacak önemde bir eseri olmayan, evrensellik, barışçılık, uygarlık gibi şeylerden bahsetmeyen, yetenekli ama düşünce dünyası sınırlı bir edebiyatçı.
"Hiçbir dünya görüşüne bağlı olmayan ve sırf ihraç maksadıyla uydurulmuş müstehare telkinler. Bizim için uyduruldularından onları milli diye vasıflandırdık. Bu tahripkar telkinlerin mümeyyiz vasfı tarihe dusmanliktı. Tarihe, yani milli birliğin,milli şuurun biricik mimarına. Osmanlı barbardı, ıslamiyet gericilikti,biz hititlerin,sümerlilerin çocuğuyduk vs.
Aydınların dini:izmler,bu ülke."
atsıza dündar taşere sana söz üstad biz geleceğin türkiyesini şerefli geçmişin omuzlarında yükselteceğiz.
Soru:sadece siyasi faaliyetlerle kurtulabilir miyiz?
Cevap: hayır! Zira milli bünyemize musallat olan tehlike siyasi değildir. Siyaset bir zarftan ibaret... Tanzimattan beri bu hakikat anlayamadık. Idareyi belli bir isimle damgalamak ve kurtuluşu rejim değişikliğinde aramak kendini aldatmaktır. Aynı insanlar her rejimde aynı insanlardır. Önce insan... Yani, kim olduğunu bilen, dünya içindeki yerini tayin eden, mazinin büyük ve ağır mirasını taşıyacak ehliyette şuurlu insanlara ihtiyacımız var. Bir ötekine geçer gibi, bir ideolojinden ötekine atlamak çocukça bir oyundur. Dikkati zarfa değil mazrufa cevirmeliyiz.
Kültürden irfana.
Birkaç Türk aydını tanıdığını iddia edenin mutlaka tanıyor olması gereken düşünürdür. Çok genç yaşta gözlerini kaybetmesine rağmen son yüzyılın en çok okumuş Türk aydınlarından biridir. Farklı görüşlerden çok seveni beğeneni vardır.
Tek büyük eksiği, batıda avrupayı, Doğuda Hint kültürünü iyi tanımasına rağmen kendi kültürünü ve islamı ıskalamasıdır. Bunu üzülerek farkettiğinde; gözlerinin kapanınca kalp gözünün açıldığını söyleyerek dile getirecektir.
Edgü'nün bir başka merakı da şu: evet, kültürümüzün kaynaklarını bilmiyoruz, ama bu kaynaklara eğilsek ve mesela selçuk ve osmanlı kültürlerini adamakıllı tanısak, bu bizi nereye götürür?
'' Avrupayla aramızda aşılmaz bir duvar var. doğu, kapitalist için de sosyalist için de sömürülecek bir alandır.. doğulu ise, bir yarı insan bir şüpheli bir vatandaş, tek kelimeyle düşmandır.
Zilletten kurtulmanın yolu haysiyetimizi ispattır. haysiyet, şuur ve fedakarlık demek. şuur hiç bir kiliseye bağlanmamak, her vesayeti reddetmek, kapıları her ışığa açmak demektir. Fedakarlık ise inandığı değerler uğruna her çileyi göze almak, hatta ölümü bile. saygıya layık insan kendi kafası ile düşünen ve düşüncesini haykırmaktan çekinmeyendir. ''
''Hakikat o kadar çirkin mi? neden süprüntü kutularından tedarik ettiğiniz paçavralarda sarıp sarmalıyorsunuz ? yalan daima asil değil ki? donmuş ruhunuz. ne ümidin sıcaklığı, ne sevginin alevi, sibirya'da vahalar yaratabilir. derinlere inmeyen bir tecessüs; kumları avuçları ile iten, toprağın bağrındaki coşkun sulara inmeyen çölde artezyen fışkırtmayan, fışkırmak istemeyen ürkek, mecalsiz, hasta bir tecessüs. kurumuş bir deve dikenine benziyor ruhunuz, rüzgarların sürüklediği bir deve dikeni...
yapraklarınız dağıılmış, çiçekleriniz dökülmüş, meyveniz yok. bir ağar iskeleti ruhunuz. bulmaktan korkarak arıyorsunuz. neyi? akmayan bir çeşmeye benziyor ruhunuz. hoyrat eller musluğunu bile sökmüşler. kitabesi? kitabesi silinmiş. kanatlan yok ruhunuzun. galiba kanatsız doğmuşsunuz. yeis kadar şifasız, kutuplar gibi... hayır kutuplara benzer tarafınız yok. sadece hastasınız.
bir çok insanlar gibi insanlık hastasınız. hayat atılış demek, ileriye yeniye maceraya.çamura saplanmış bir araba. metruk, camları kırık ve rengi solmuş. Zindanınzın kapıları açık, ama siz hasır bir iskemle kadar o zindanın eşyasından olmuşsunuz. ve sırtınızda taşıyorsunuz zindanınızı. yalnız sesiniz, yalnız kelime. uzaklardan gelen kime ait olduğ bilinmeyen bir ses. ve bozuk bir plaktan dökülen kelimeler. Hep aynı. Ve gömülmesi unutulmuş bir cenaze kadar sıkıcısınız bazan. Susuzluğu arttıran ve ağızda buruk. hayır sadece acı sadece kekremsi bir tat bırakan deniz suyu gibi bir şey.
Başlamadan biten bir oyun bu, ağlatmayan bir oyun. kader bazen çok ahmak bir rejisör. biz de rollerimizi beceremiyoruz galiba. güller ıtır olur dağılmadan. acılar hatıralaşınca güzelleşir. şair, kendi rüyamı çaldım kalbinin boşluğunda diyor. rüyalarımızı çalacak gitar? ışığa borçumuz yok, o bizim için doğmuyor ki, güneş bizi ısıttığının farkında bile değil, ırmağa teşekkür borçlu değiliz. şükrün bir şuurun, bir niyetin bir fedakarlığın aksi sedasıdır. şair ben kadehimi diktiğim zaman ziyafet sonra erdi, şarap kalmışsa uşaklar içsin, diyor.boş bir kadehi dudaklarına götürmek. hazin olan bu kadehte bir cür'a bile yok. hatta kadeh de yok ortada. hem kadeh, hemde bade, hemde bir şuh sakidir gönül. içtiğin hayal kadehindeki rüyalarındır. neden bu rüyaları sen de görmedin? yaşamak yaralanmaktır. yaralanmak da güzel. ''
jurnal