türkiyeli gerçek aydınların içinde yaşadıkları keşmekeşin bütün tesirlerini yapıtlarına aksettirmiş çok az yazardan biridir. diğerleri tanpınar, oğuz atay ve kemal tahir'dir kanımca. bu isimlerin entelektüel serüvenleri daha çok imkan sunacak yeni kuşaklara.
meriç'in metinlerindeki ahlar, vazgeçişler ve imkânlar hala içimizi kanatıyor, türkiyeli okurlar şimdi bile tereddütlerinden arınabilmiş değiller.
bu ülke'nin yazarı. bunu sadece eserine ithafen söylemiyorum kendisi net bir şekilde bu ülkenin yazarıdır, bu ülkenin her yanıdır, bu ülkenin her dönemidir, türkiye'de hala sağlıklı bir şekilde sosyoloji yapılabiliyorsa eğer bu cemil meriç'in bu topraklarda yaşamış olmasından mütevellittir. oğuz atay ve kemal tahir benzetmesi de gayet yerindedir.
kendisi için ''tecessüsün mimarı'' denir. Tecessüs işine gelmeyenlerce kalbi bir hastalık olarak nitelendirilse de, birşeyin iç yüzünü anlama çabasıdır. Popüler söylemle tecessüsün nasuh maruki sidir cemil meriç.
Hangi Türk aydınına biz neyi kaybettik diye sorarsanız, Topraklarımızı kaybettik cevabını alırsınız. Fakat aynı soruya Cemil Meriçin vereceği cevap şudur: Türkiye Ruhunu kaybetti. Toprak mı ? En değersiz şeyimizdir belki de ! Belki de en değersiz şeyimizi kaybedince her şeyimizi kaybettiğimizi anladık. Ruhumuzu
Altınlarını cam karşılığı dağıtan Kızılderiliyi hiçbir zaman gülünç bulmadım. Cam, altından daha asil. israil peygamberlerinden beri lanetlenmiş bir maden, altın. Adı, tarihin bütün cinayetlerine karışmış. Pıhtılaşmış kan, insan kanı. Cam güzel, çünkü kirli bir mazisi yok. Cam güzel, çünkü kalbi var, kırılıverir.
Kıt'alar kapalı birbirine. Yalnız Kıtalar mı? Aynı mahalledeki insanlar birbirlerine yabancı. Her ev meçhule giden bir kompartıman. Kompartımandakiler tesadüfün bir araya topladığı üç beş yolcu.
Anlayacak mı? Kim, neyi? Sen kendini anlıyor musun? Aç uzviyetin sesini yükseltmek istedikçe gırtlağına sarıldın. Kalbinin konuşacak hali mi var? Kopmaktan korkuyorsun; yapıştığı kayadan sökülmek istemeyen midyenin korkusu, mahallesinden uzaklaşınca kuyruğunu bacakları arasına alan köpeğin korkusu... Ama yaşamak kopmak demek, doğum bir kopuş, bir parçalanış...
Ben herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yani ilan edilecek hazır bir formülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı
--mağaradakiler--
Tanzimattan beri Türk aydınının alınyazısı iki kelimede düğümleniyordu; aldanmak ve aldatmak. Senaryoyu başkaları hazırlamıştı, biz sadece birer oyuncuyduk. Nesiller bir ütopyanın kurbanı olmuşlardı Avrupayı tanımak gaflet; Avrupayı tanıyan ülkesinden kopuyor. Bu lanet çemberinden nasıl kurtulacağız?...Düşünenin görevi; insandan kopan, tarihini unutan ve yolunu şaşıran aydınları irşada çalışmak, kızmadan, usanmadan irşat. Gerçek sanat ayırmaz, birleştirir.
--mağaradakiler--
idam istemiyle yargılanıp 2 ay sonra berat etmiştir. böyle bir zekâya bu yapılır mı?!! türkiye nin çöplük yıllarında bir inci gibi parlamıştır; lakin asıl kör olanlar, onu vaktinde göremedi. bundan sonrası için üstüne daha çok düşülmesi, daha çok düşünülmesi gereken millî servetimizdir.
(çok değil bir burak yılmaz kadar konuşulsa keşke...)
" kalbi var kitapların, onları bir kerhane sermayesi gibi haşin parmaklarınla mıncıkladın mı senin oldular sanıyorsun. gaflet. senin olan, sadece on dakikalık tenleri." *jurnal'den.
bu ülkenin insanlara bakışını anlatan içler acısı halini, ne kadar ön yargılı bir bakış açısına sahip olduğunu, peşin hükümlerle hareket ettiğimizi, karşı bir fikir ifade edilirken dinlemeyi bırak nefretler yağdırdığımızı, kısaca bizi anlatan çok güzel bir sözü vardır;
Hint meçhule açılan kapıydı, meçhule, yani insana. Dört yıl Ganj kıyılarında vecitle dolaştım, sağ dediler. Saint- Simonla uğraştım iki yıl, çağımız onunla başlıyordu, sol dediler..... Her iki kitap da peşin hükümlerin rahatını kaçırdı, ne solun hoşuna gittiler, ne sağın. Anladım ki, bu iki kelime aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir." (Bu Ülke)