insanların yüzünde hep bi gülümseme vardır. bilmiyorum iç huzurdan mı yoksa samimiyetsiz bir sırıtış mı bu ama bazen öylesine ararsınız ki tebessüm eden bir suratı. işte hiç yoktan iyidir dersiniz. en azından cemaattekiler güler yüzlüydü dersiniz. içimden gelenleri, hissettiklerimi yazıyorum. ne bir cemaat övme ne de sövme hevesi içindeyim.
peygamber diye fetullah efendiye tapılan evlerdir. teröristlerden farkı yoktur benim gözümde. teröristler silahla saldırıyorlar, bunlar dinle beyin yıkıyorlar.
evde televizyon, internet yoktur. film niyetine hocanın aglamalı maglamalı videolarını izletirler. kitaplarıda oldukça sıkıcıdır sobada yak daha yararlı olur. abilerden bagzıları gayet küfürlü konuşan mahalle serserileri. bagzılarıda tam şakirt. arkadaşımın gittiği evde gece namazınada (bkz: teheccüd) kaldırıyorlarmış.
gitmeyin bence. dersden çok saçma sapan fikirlerle dönersiniz ne bu vatana nede kendinize hayrınız kalmaz.
öncelikle şunu belirteyim: hiçbir zaman cemaat evinde kalmadım, dolayısıyla cemaatlerin hiçbirisiyle doğrudan bir ilişkim olmadı. geçen yıl birlikte kaldığım ev arkadaşım söylemese, onun da cemaat ortamlarında bulunduğunu bilmeyecektim. bana anlattıkları karşısında öyle şaşırmıştım ki. buraya kadar yazdıklarımdan çıkan algı muhtemelen yazının devamının olumsuz olacağı sinyalini veriyor değil mi? devamını okuyun. bana demişti ki bir keresinde konunun açılması üzerine: 'bizi cemaat evleri içinde hep kur'an okuyor, hep namaz kılıyor ya da oruç tutuyor gibi görürler dışarıdan, öyle zannederler. ama benim içinde bulunduğum cemaatte biz, allah'ın varlığının temelini bile tartışırdık. ayrıca farklı konularda ayrı düşündüğümüz zamanlar olurdu. ama bu düşüncelerin bizi dinden çıkarmayacağını, aksine bizi daha çok dinimize bağlayacağını biliyorduk ve bundan güç alıyorduk.' gerçekten de bunu doğrularcasına tartışırdık ev arkadaşımla ara sıra. hiç abartmadan söylüyorum, gün ağarıyordu, ilk geceden başladığımız tartışmalarda. buna rağmen hiçbir zaman kavga etmedik ya da darılmadık birbirimize. ama yukarıdaki bazı yorumları okuduğumda ilk karşılaşma ve tartışma sonucunda yollar ayrılırdı gibime geliyor, yorum sahipleriyle. medeni şekilde olacağı da şüpheli ne yazık ki.
bir günlüğüne geçici olarak kalmam gerekti bu evlerde. o bir günde anladım ki iq seviyesi oldukça düşük. bu sonuca varmamı sağlayan olay şöyle gelişti. mutfak'ta kahvaltı öncesi oturuyorum. çocuğun biri gazete okuyor(evet doğru tahmin zaman gazetesi). gazete'de beşiktaşlı manuel fernandes "final'e kadar gideriz" demiş. çocuk bu haberi okuyor. o sırada içeriden bir şakirt geldi ve o gazete okuyan şakirt'e "fernandes türkçe biliyor mu lan?" dedi. acaba ciddiler mi yoksa şaka mı yapıyorlar diye suratlarına baktım bildiğin ciddiydi bunlar. allah'tan o evde fazla kalmam gerekmedi. allah düşürmesin.
edit: imla.
mutfakları mutlaka pis olan yerlerdir. yıkanmadan milyon kere içinde menemen yapılmış tava ve tencereler mutfak tezgahına yığılmış durumda olur. yerler ekmek kırıntıları ve zeytin çekirdekleriyle doludur.