sıyırtma elektrikçinin cins köpeği.
pişmiş sakatat yer.
hiç havlamaz ama hep hırlama ve saldırı modunda bir it.
evladı kadar sever bunu ihtiyar sıyırtma.
torunumdan bile çok seviyorum bunu deyince, ağır sokmuştum lafı...
2. kez duymadım sonra.
anadolu'da kurt hayvanının diğer adı. bazı yörelerde canavar diye bahsedilir. çocukken her duyduğumda masallardaki yaratıktan bu kadar normal şekilde bahsedilmesine şaşırırdım. sonradan kavradık kurt hayvanının diğer adı olduğunu.
--spoiler--
'' çocuklarımızı hep çalıların arkasında bekleyen pardösülü adama karşı uyardık ama asıl canavarların aramızda olduğunu söylemeyi unuttuk ''
--spoiler--
ne yazık ki günümüz toplumunda aramızda bir sürü canavar var ve çoğu da çok kibar, yardımsever hatta sempatik görünüyor. ama sadece görünüyor işte.
gülşen'in bangır bangır şarkısı buna yüz bin basar. hiç değilse o şarkıyı ebru gündeş yorumlamalıydı. ah ah ebru gündeş'in değerini bilmeyen salak türk gençliği ah ah. gerilla şarkıları dinleyeceğinize o kaliteli yorumcuyu dinleseydiniz ebru gündeş çoktan hak ettiği yerde olurdu.
Bir kitap aldım, bir koku,
Seni sordum.
Bir nefes, bir öksürük,
Kendimi ezip söndürdüğüm küllük,
Hep o usulca sesin.
Klasik kuğulara hiç güvenmem,
Boynunu andım.
Hastaneler temaruz taarruzunda,
Bahar da gelemez bazen.
En iyisi, bir kitap okudum.
Kıpırdama, sinek korkuyor.
Bu sır çok kısa, sıkı dur:
ilk selam son kelimeyi fısıldar, daima.
Ama seni bildim,
Ama umut centilmenin standardı.
Elmayım, soydular mektup bıçağıyla,
Görmediler de feci utandım.
inandın mı duyduğuna?
Şimdi adını saklarken aç biilaç,
Sen evini seç, ben canavarı oyalarım.
taşlama makinesi olarak de bilinen bu gün parmağımı kestiğim en ufak dalgınlığı affetmeyen elektrikli kesici alet. kullanırken dikkatli olunması gerekir koruması yoksa özellikle.
1948 yapımı, siyah beyaz türk filmi. yönetmen vedat örfi bengü, sadi tek, senaryo faruk nazif çamlıbel, oyuncu kadrosu sadi tek, şükriye atav, hadi hün, mehmet karaca, nevin berkman bulunmaktadır.
dünyanın ve uzayın dip kısmında yaşayan, kalın kafalı ve ayaklı, tazecik sıcak ateş çıkaran, karşılaşılması arzu edilmeyen sağlıksız ve çirkin mendebur.
nişanyan'a göre;
Adem'in zevcesinin adı ibranice xawwâ, X-Y-W kökünden canlı varlık yahut yaşayan. Belki tüm canlıların yahut en azından insanların anası anlamında bu adı vermişler. Arapçası ha ile Hawwâ olarak geçiyor. Yunancası Hêva, Eski Yunanca kelimelerin başındaki /h/ Latincede daima yutulduğu için, Latincesi de Eva. Hakkında müzikaller yazılan Arjantin diktatoriçesi Eva Peron'un adı Türkçede herhalde Havva Binektaşı oluyor.
Arapça biliyorsunuz ibraniceyle akraba bir dil, ikisi de Sami dilleridir, bilmem hatırlatmam gerekir mi. Aynı kök H-Y-W şeklinde Arapçada da mevcut, aynı anlama geliyor. Türevleri hayâat yani yaşam, haywân yani canlı varlık yahut yaşayan. Bir de muhayyâ olmak var, yani canlanmak. Müheyya oldu meclis sakiyâ peymaneler dönsün diye şarkısı bile var, Zekâi Dede'nin, tahirbuselik makamında, güzeldir.
Peki, hayvanın Farsçası nedir diye soran olur diye onu da hemen söyleyeyim. Tabii ki cânâver. Cân bildiğimiz hayat, -âver de sahiplik bildiren ek, toplasan ne eder? Canlı. Farsçada sivrisinekten zürafaya kadar tüm hayvanlar cânâverdir. Türkçede de canavar yakın döneme kadar her türlü canlı mahlûk, hayvan anlamında kullanılırdı. Köylü ağzında halâ öyledir, fino kadar köpeğe canavar derler. 17. yüzyıl sözlüklerinde canaver = her çeşit hayvan, özellikle yaban domuzu diye geçiyor. Zannederim bir nedenle (mesela kibarlık gereği) adı söylenemeyen hayvanlara kestirmeden canavar demişler, oradan kelimenin Türkçe anlamı adım adım kaymış. Canavar adam = hayvan adam.