önümüzdeki 10 yılda büyük gelişme ivmesini devam ettirerek, Türkiye'nin 2. büyük ili olacağını tahmin ettiğim şehir. Bu tezi güçlendiren avantajları şöyle sıralanabilir. Tam 18 organize sanayi bölgesiyle dünya üzerinde bile sayılı şehirler arasındadır. Otomotiv, tekstil şimdide tramvay üretiminde adeta bir üs konumundadır. istanbul, ankara ve izmir'in tam ortasında olması, liman kenti olması, Osmanlı'nın ilk başkenti olması, sayısız Osmanlı, Bizans eserine sahip olması, Uludağ'ın yaz, kış turizme açılacak olması, ulaşım yatırımları, belediyenin çok akılcı projeleri, büyümeye çok müsait bir arazi yapısının olmasıyla önümüzdeki 10 yılda çok büyük bir mesefe kat edeceğini düşünüyorum.
ilerleyen yıllarda tarih ve kültür turizminde istanbul'dan sonra en büyük potansiyele sahip, etrafında hala keşfedilmemiş bir dolu güzelliği barindiran şehrimizdir. mart ayında bile turlarin akınına ugramış, ulucamide yeşil türbede adım atilacak yer kalmamıştır. yaz aylarında ise avmlerinde, caddelerinde arap turistlerle karsılaşma ihtimalinizse çok yüksektir.
bugün anladımki, zamanında osmanlı burayı o kadar çok önemsemiş, inanılmaz eserler bırakmış ancak o yıllardan sonra hala osmanlı'nın o mirasını yiyen üstüne bir çivi bile çakılmayan bir şehir görünümünde. üstüne dahada kötüye gitmiştir. 600 yıl önce yapılan eserlere bakıyo insan ve son 50 senedeki binalara, yollara şehrin genel görünümüne bakıyo ve morali bozuluyo insanın. osmangazi, orhangazi, Murad hüdevandigar, yıldırım bayezıd, çelebi mehmet, 2. Murad kabirlerinden çıksalar, görseler bu manzarayı ne hale getirmişsiniz benim güzel bursa'mı derler herhalde.
bünyesinde;
almanya, arnavutluk, avusturya, belarus, bosna hersek, brezilya, estonya, fransa, italya, kazakistan, kktc, letonya, litvanya, malezya, nijer, romanya, slovakya gibi ülkelerin fahri konsolosluklarını barındıran şehir.
Seviyorum bu şehri. Kendim küçük şehirde büyüdüm ve bursa için soyleyebilirim ki küçük şehirden farksız. Yani büyük şehrin imkanlarını ve küçük şehrin rahatlığını aynı anda tarihin, yesilin içinde yaşıyorsunuz.
esasında genellemek istemiyorum ama nette okuduğum vahşet haberlerinin bir çoğu bursa çıkışlı. hatta geçenlerde bir haber gördüm, felaket bir cinayetti, nerede olmuş bu derken içimden kesin bursadır dedim ve yine bursa çıktı.
tabiki cinayetler bir tek bursa da olmuyor, ama tesadüf diye de bir şey yok ağalar.
BURSA gibiyim artık... Gülmeyi MAKSEM yokuşunda, coşkuyu SETBAŞıN'da, aşkı GÜZELYALı FERiBOT'unda bıraktım... ZAFER PLAZA kadar kalabalık yüreğim, TOPHANE gibi yıkık, OTOGAR kadar vedalara alışık, ALTıPARMAK kadar karışık... Sevinçlerim TRiLYE kadar uzak ve dingin, LUNAPARK kadar eğlenceli olan çocukluk anılarımı iNKAYA'nın sessizliğine bıraktım... BURSA gibiyim işte... uzaktan bakılınca ışıl ışıl ama aslında bir o kadar yorgun, bitkin ve tükenmiş... Ne olursa olsun hep bir umut var ve ben herşeye rağmen HEYKEL kadar revaçta, ULUDAĞ gibi dimdik ayaktayım...
bursa her zaman yalnızlığımı doya doya yaşayabildiğim hem de huzur içinde yaşayabildiğim bir şehirdir, amma velakin bu yalnızlık artık huzursuzluk vermeye başlamıştır bana
sadece bana olduğunu zannetmiyorum bu diken üstündeliğin, hemen hemen tüm bursaya sirayet ettiğini düşünmeye başladım
artık yalnızların yüzleri gülmüyor, zaten ne zaman gülüyordu ki diyeceksiniz, bence artık daha da bir somurtkan yüz ifadeleri.
daha da derinlere çekiliyor o sigara dumanları, sanki daha fazla alkol alınıyormuş gibi.
bursa dedim ya yalnızlığımın baş şehri, başka şehirlerde hiç böyle olmamıştım halbuki, yeminler içmeme gerek yok ben her şeyimi başka bir şehirde yaşadım ve orada bıraktım her şeyimi geldim yalnızlığımın şehrine, yalnızlar şehrine, bursaya!
seni her şeye rağmen özlüyorum bursam ve senin yokluğunda her şey senden farklı kokmuyor, kuş bakışı bakıyorum sana seni her özlediğimde ve seni yalnızlığıma rağmen çok seviyorum, neden biliyor musun?
bana sorma, ben de bilmiyorum bunu, eğer bir gün buradan gidersem seni de alıp giderim yanıma, nice nice mutlu yıllar yalnızlığımın baş şehri Bursa!
dün bütün caddelerini ve sokaklarını dolaştım şehrimin,
Şehr-i Evliya'nın...
Anılarım teker teker çıktılar sokak köşelerinden
ve peşimden geldiler, gezdik
o cadde senin bu cadde benim...
Size şimdi anlatacağım hikaye
gelmişten geleceğe uzanan bir tanesi;
benim hikayem,
karşıma çocukluğum gelir
ve ben dalarım o taşlı sokaklara...
tombul adımlarla koşuyorum mutluluğa,
esaretin kollarından kurtulmuşçasına.
heyecanlarım, ümitlerim de yuvarlana yuvarlana
o çamurlu topraklara basa basa
geliyor peşimden rüzgarım,
kayboluşlarım geliyor peşimden,
bata çıka...
hatırlıyorum
kaldırımın duvarındaki korkulukları
neden korkulukmuş ki adı,
hiç korkmazdım oysa ben onlardan
ve hiç belli etmemişim mutluluklarımı
o zamanlar...
yarım kalmış mutluluklarım,
benim yokuş aşağılarım...
severmişim ben onları,
inerken hissettiğim duyguları:
heveslerim, heyecanlarım, kavgalarım..!
koşarak inmesi kolay olurdu o yolları,
düşmekten korkmadan, usanmadan koşmak;
esip geçmek tozların, taşların üstünden...
belki de şimdiki cesaretim ondandır,
hala düşmekten korkmam,
acımaz düşsem bile yılmam;
yeter ki yokuş aşağı olsun yollarım
böyle hızlı geçiyor sanki yıllarım
aldanışlarım, saflığım, temiz umutlarım
onlar benim yokuş aşağılarım.
bir alışkanlık oldu , oturdu varlığıma:
herkes gibi sevmem,
taparım yokuş aşağılara!
hele zemin de dar ve yamansa
kaybederim kendimi,
kontrolümü alır eski anılarım;
yeni ufuklara soluksuz, kesintisiz uçarım.
yarım kalmış sevdalarım,
yokuş aşağılarım.
22 nisan günü yani yarın başbakanın da katılımıyla gerçekleşecek turizm zirvesinde şehrin kaderinin belirlenecegini düşünüyorum. nitekim bu zirveden çok önemli yatırımlar cıkması cok yüksek olasılık. zaten sanayi ve tarımda bir üs olan sehrin yanına birde turizm eklenirse düşünemiyorum bursayı. 10 sene sonra 5 milyon nüfus ve türkiye'nin 2 büyük şehri olması beni hiç şaşırtmayacaktır.
bu gün gittiğim il. istanbula göre trafik sorunu çok az istanbul dan daha sakin. iskender olayına hiç girmiyorum (süper) ancak ulaşım olayı biraz kötü.