sağ beki ekrem dağ, sol beki ibrahim üzülmez, forveti nobre, oyun kurucusu tabata, kurtarıcısı yusuf ve teknik direktörü mustafa denizli... [başkanı anmak bile istemiyorum. ölü taklidi yapıyorum fark ettiysen]
ben kendimi bildim bileli bu kadar kötü bir kadromuzun olduğu bir dönemi hatırlamıyorum... osvaldo nartallo, marius maldarasanu gelse, hatta veysel cihan gelip oynasa bu takımda sırıtmaz şu an.
bir de ömer üründül klişesi yapalım;
"yani bu maçı* bir yabancı izlese 'kırmızılılar beşiktaş, beyazlılar antep değil mi?' der"
her şampiyonluğundan sonra fenerbahçe ile galatasaray kötüydü ondan şampiyon oldu diye küçümsenen takımdır. zira geçen sene şampiyon olduğundaki kadrosundan kağıt üzerinde daha kaliteli bir takım olmasına rağmen bu sene de "sadece koşuyorlar, kaliteli oyuncuları yok" diye küçümsenen takım.
bir takım kötü oynayabilir, kötü bir sezon da geçirebilir. ama bu olay o takımın büyük bir takım olduğunu unutma hakkı vermez. bu şekilde yoksaymaya çalışmak saçmadır. o kadar kupayı parayla vermediler beşiktaş'a. gidin gezin kupa müzesini.
kendimi bildim bileli bir hagi si bir alex i olmadı bu takımın. zaten çektiği sıkıntıların sebebi de bu. şimdi -eee sergen neydi diyenler çıkabilir. sergen sadece parasıyla ilgilenen beygirci bir keyif adamıydı. chelsea yi yendiğinde de geçen sene şampiyon olduğunda da hiçbir zaman kaliteli bir kadrosu olmadı bu takımın. değişen yönetimler kellelerini kurtarmak için teknik direktör değiştirdiler. yuhlanan hep teknik direktörler oldu. bu yüzden son zamanlardaki yönetim protestosu gayet haklı ve yerindedir. fakat diğer bir sorun var. yerine kim gelecek? bu kadar borcun altına ligde ve şampiyonlar liginde havlu atmış enkaz halindeki takımı hangi enayi sahiplenir ki?
valla bilemiyorum takımın hali oldukça berbat 2-3 sene içinde de orta saha ve forvete doğru dürüst kariyerli futbolcular gelmedikçe kolay kolay düzeleceğe benzemiyor. ama yönetim napıyor süper transfer yaptık diye gitmişler hemen milli takıma çağrıldı diye gencecik adama 6.5 milyon euro veriyorlar. bilmiyorum abi bu takımın işi oldukça zor. çok ciddi transferler yapılması lazım.
alınmasın bu büyük futbol takımının taraftarları ancak manzara bu.
fox tv'nin erdoğan demirören'le yaptığı ropörtajı dinleyince buna kesinlikle eksiksiz kanaat getirdim.
fox muhabiri - oğlunuz yanlış yaptığına katılıyor musunuz?
ed - her insan hata yapabilir özellikle bu yaştaki insanlar çoğunlukla hata yapabilir. ben hata yapsam benimki yanlış olur fakat böyle genç yaştaki insanlar hata yapınca yanlış sayılmaz o yüzden anlayışlı davranmak gerekiyor.
fox muhabiri - taraftarların protestosu hakkında ne düşünüyorsunuz?
ed - isterlerse bütün stad dışarıda yürüsün yıldırım bu işten vazgeçmeyecek. 22000 beşiktaş çalışanının maaşını cebinden ödüyor.
fox muhabiri - peki hibe konuları konuşuluyor sizce başkan olamazsa hibe edecek mi klübe verilen borcu?
ed kahkaha atarak - bu memlekette kim kime hibe eder para.
başlarda şirketin başına bela etmemek için oğlunu buraya yönlendirdiği dedikodularını mantıklı bulmazken şimdi kati suretle inanmaktayım. ayrıca erdoğan demirören 22000 beşiktaş çalışanının maaşını cebinden ödüyor diye hava atarken , hibe bahsi geçince kahkaha atıyor. bu çelişki değil midir? eskilerde beşiktaş'ın borcunu sildi diyerekten göklere çıkartılan bu zat-ı muhterem eminimki oğlunun iş sahasında kazanamadığı statüyü beşiktaş başkanı olarak sağlamasını istemekte ve onun hali vaktini hoş geçirmesini istemektedir. yani parayı verip düdüğü istediği gibi çalıyor.
zamanında koçlar bu işe bir el atmak için kollarını sıvamıştı işte tam o sıralarda beşiktaş'ın bu çok övündükleri çifte kupası devreye girdi. kişilik olarak başkanlık ağırlığına ve vasfına sahip olmayan bu beşiktaş taraftarı başkan yıldırım , ülkede elini kolunu sallayıp gezen babasının verdiği clk mercedeslere binen içi bomboş insanlardan farksızdır. anlaycağınız o zengin içi boş baba parası yiyen hayırsız kişiliklerden tek farkı babasının isterse bütün stad , camia , taraftarlar ayağa kalksın yıldırım bu işte kalacak diyecek ağırlıkta olmasıdır.
sözün özü beşiktaş bir oyuncaktır. işte durum bu kadar acıdır. üzülüyorum beşiktaşlı olmadığım için daha da üzülüyorum neden mi?
çünkü beşiktaşlı olsam giderim o klüp binasında kendimi keserim. bir isyanım , bir katkım olur. onlara önerim gitmesinler maça gitmesinler. gerekirse aşklarını bir köşeye bırakıp o klübün maçlarına gitmesinler.
yıldırım demirören'in yeniden başkan seçildiği ve ondan nefret edenlerin 'yine mi bamya' dediği kulüp. yıldırım demirören'i sevmeyenlere bir alternatif önerebilirim: eski premier lig takımı wimbledon'ın * 2002'de milton keynes'e tanışıp 2004'te oranın adını almasını kabullenmeyenlerin afc wimbledon'ı ve manchester united'in malcolm glazier'e satılmasını protesto edenlerin fc united of manchester'ı kurmaları gibi beşiktaş'ın yıldırım demiören'de kalmasını istemeyenlerin içinde beşiktaş geçen yeni bir futbol kulübü kurmaları. afc wimbledon 2002-2003 sezonunda ingiltere 9. ligi olan combined countries ligi'nde başlamıştır ve şu anda ingiltere 5. kademesi olan (en üst düzey amatör) conference national'da oynamakta. bir daha küme çıksa profesyonel olacak. diğeri 2005'te kurulmuş ve 10. lig olan north west countries division two'da başlamıştır. şu anda 7. lig olan northern premier league premier division'da oynamakta.
gerçek sahiplerinin çıkıp sesini duyurması gereken futbol kulübüdür. isterse tüpçü kendi çalıp kendi oynasın. bizim sevgilimiz bir zengin bebenin oyuncağı olmamalı.
eğer aksu başkan olursa, takıma teknik direktör olarak fethulalh gülen'in geleceğinden şüphe ettiğim takım.
artık her puan kaybında ağlar zır zır feto. aman allah korusun beşiktaşı ve türkiyeyi. *
an itibarı ile yapılmakta olan mali kongrede 65 milyon lirası koltuk işgalcisi demirören'e olmak üzere toplam 212 milyon lira * resmi borç açıklamıştır. demirören ekibinin bu borçları saklama ve gizleme konusunda uzmanlaştığı da düşünülecek olursa, gerçek rakamın 300 milyon liranın çok üzerinde olduğu kesin. o kadar para harcayıp 6 senede sadece bir şampiyonluk alabilmek, amatör branşların hemen hemen hepsinde çakılmak ve köy takımı topçularını yıldız diye transfer etmek gibi eşsiz başarılara imza atan bu çapsız inşallah yarın o koltuktaki son gününü yaşayacak ve akşam itibarı ile evine dönecek.
bu akşam lig tv'de ki 91. dakika programında mustafa denizli'nin gönderilecek ismi yönetime tabata olarak bildirdiğini fakat tabata'nın hali hazırda bir sezonda 2 ayrı takım forması giydiği için türkiye'de bir takıma verilemeyecek olmasının işi zora soktuğu konuşuldu. hoş kongre öncesi demirören bunu göze alamaz o ayrı da;
biz bu çocuklarla şampiyonluk yaşadık. onların yürekten mücadelelerine tanık olduk. sivok'un karta gol gol gol şovlarına, fabian ernst'in yürekten oyununa, bobo'nun çok baba olmasına, holosko'nun mahallenin afacan ve mücadeleci çocuğu olmasına, şampiyonluktan sonra sahada göz yaşları döken, spektakülar şutların adamı tello'ya, sadece bir kaç ayda yüreğimizde yer edinen ferrari'ye, adeta beşiktaş'ın görev adamı olan fink'e ve beşiktaş maçlarını yedek kulubesinde tırnakların yiyerek tribünde heyecandan sahaya bakamayarak izleyen kaptan delgado'ya biz çok alıştık.
bugün beşiktaş taraftarına sorsan tabata dışında tek bir yabancı oyuncudan bile feragat edemezler. holosko, bobo, tello, sivok, ferrari, ernst, fink, delgado; bir tane adam seçemiyorsun arasından.
delgado nun takımda kalması durumunda sözleşmesini feshedeceği futbolcuyu yarın açıklaması beklenen kulüp , ulan beşiktaşa gelmiş yabancıları öyle bi sevmişim ki şu yabancı gitsin diyemiyorum ; malum sivok , ferrari , ernst , holosko ve bobo nun gönderilmesi teklif dahi edilemez e fink şu takımda en canla başla oynayan oyunculardan birisi ona da bi ipnelik yapılmasını hiç mi hiç istemiyorum , tabata skandal bi transfer göndererek aynı krizi kulübe tekrar yaşatmazlar geriye kaldı bizim güzel yüzlü tellomuz , olum o da gitmesin lan formamın arkasına yazdırdım ben o adamı soyunma odasında kameraya şaklabanlık yapmasını sevdim ben onun , holosko gibi formayı öpmesini sevdim.
tello yu sünnet etsek acaba takımda tutarlar mı ki ?
1902 sonbaharında Beşiktaş Serencebey Mahallesi'nde, o zamanın Medine Muhafızı olan Osman Paşa'nın konağının bahçesinde, 22 kişilik genç grup, haftanın bazı günlerinde toplanıp jimnastik hareketleri yapmaktaydı. Başta Osman Paşa'nın oğulları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket ile mahellenin gençlerinden Ahmet Fetgeri, Mehmet Ali Fetgeri, Nazımnazif, Cemil Feti ve Şevket Beyler’in aralarında bulunduğu gençlerin ilk ilgilendikleri spor branşları, özellikle barfiks, paralel, güreş, halter, aletli ve aletsiz jimnastikti. O sıralarda siyasi hareketler dolayısıyla her türlü toplanmadan ürkerek hafiyeler dolaştıran 2. Abdülhamit'in adamları Serencebey'deki bu toplanmaları haber alınca, spor yapan gençler bir baskınla karakola götürüldü. Bu sporcu gençlerin bir kısmının saray erkanına yakın olması, ayrıca o dönemlerde kötü gözle bakılan futbol oynamadıkları ve sadece beden hareketleri yaptıklarını belirtmeleriyle gergin durum yumuşadı. Hatta saray çevresinden Şeyhzade Abdülhalim bu sporcuları destekledi ve sık sık antrenmanları seyretmeye başladı. Ünlü boksör ve güreşçi Kenan Bey de antrenmanlara gelerek güreş ve boks hareketleri göstermeye başladı.
1903 Mart'ında ise özel bir izinle Bereket Jimnastik Kulübü kuruldu. 1908'de Meşrutiyet'in ilanıyla sportif hareketler biraz daha serbestlik kazandı. 31 Mart 1909'daki siyasi olaylardan sonra Edirne'de bulunan Fuat Balkan ve Mazhar Kazancı, Hareket Ordusu ile istanbul'a geldi. Siyasi olaylar yatıştıktan sonra iyi bir eskrim hocası olan Fuat Balkan ile başta güreş ve halter sporlarını yapan Mazhar Kazancı, Serencebey'de jimnastik yapan gençleri bularak birlikte spor yapma fikrini kabul ettirdi. Fuat Balkan, Ihlamur'daki evinin altındaki yeri, kulüp merkezi yaptı ve Bereket Jimnastik Kulübü'nün adı Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü olarak değiştirildi. Böylece jimnastik, güreş, boks, eskrim ve atletizmin ön planda tutulduğu güçlü bir spor kulübü meydana geldi. Fuat Bey'in arkadaşları Refik ve Şerafettin Beyler de iyi birer eskrimciydi.
Bu arada Beyoğlu Mutasarrıfı Muhittin Bey'in teşvikiyle Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü, 13 Ocak 1910 tarihinde tescil edilen ilk Türk spor kulübü oldu. Semtin gençlerinin bu spor kulübüne ilgisi büyüdü ve spor yapan üyelerin sayısı bir anda 150'ye yükseldi. Kulübün merkezi de Ihlamur'dan Akaretler'de 49 numaralı binaya taşındı. Bir süre sonra bu bina da küçük gelince, yine Akaretler'de 84 numaralı binaya geçildi. Bu binanın arkasındaki bahçe de bir spor sahası haline getirildi.
anadolu kulübü diyen eziklerin coğrafya bilgilerine tüküren yüce takım.
en büyük başarısının feneri yenmek olduğunu zanneden eziklerin amblemlerinde ot bulunan tek takım olduklarını cümle aleme duyuran takımdır aynı zamanda.
şampiyonlar liginde 0 çeken tek türk takımı olma özelliğini hala koruyan bu ezik takımın taraftarları sanki kendileri bi halt yiyebilmiş gibi çıkıp sağa sola bok atarlar.
27 yıldır bırakın avrupa da başarıyı daha kendi üslkesinin kupasını kaldıramamış bu ezik takım nasıl olurda ambleminde türk bayrağı taşıyan üç takımdan biri olan beşiktaşın büyüklüğüne laf edebilir?
bu eziklik değildir de nedir?
türkiye'de büyük takımcılık oynayan, tarihindeki en büyük başarısı fenerbahçe'yi şansının yardımıyla yenerek türkiye kupasını kazanmak olan cansız renklere sahip anadolu kulübü. şehir olarak istanbul kulübü olabilir ama gözümde denizlispor'dan en ufak bir farkları yok.
coğrafya dersi veren aklıevveller için edit : biz de biliyoruz istanbul'un anadolu'da olmadığını. burada kastedilen, beşiktaş'ın anadolu kulüplerinden misyon ve başarı olarak bir farkı olmadığıdır.
doğumumun ertesi günü hastaneden çıkıp eve geldiğimde çarşaf vb. yerine siyah beyaz bayrağa sarılıp ilk fotoğrafının çekilmesidir. kendimi bilene kadar olan iki şampiyonluğu görmeden veya anlamadan sevmektir bir takımı. *
her zaman efsane futbolcuların adlarını saymak, yeni forma aldığında arkasına o sezon oynayan futbolcuları değil de vedat okyar, baba hakkı yazdırmaktır.
10 yılda iki şampiyonluk yaşamaktır. ama bunu bile önemsemeden her sezon şampiyon oluyormuşcasına sevinmektir. aşk beslemektir karşılığının olmadığını bile bile. şampiyon olduğunda koca sezonda sadece bir fenerbahçe veya galatasaray galibiyetine ihtiyaç duymaktır.
sevinmek için sevmemektir;
15 yıl bekledik daha önce,
hiç farketmez bekleriz yine,
federasyona, hakemlere pes etme,
Kartalım uçalım göklere,
koyalım cimboma fenere.
her zaman senin için dünyanın en büyük kulübü olduğunu kabul etmektir.
her zaman her yerde,
şampiyonlar liginde,
kral sensin bu alemde.
kimse kabul etmek zorunda değil yok iki yıldızmış 3 yıldızmış, uefa şampiyonluğuymuş umrunda olmamaktır. hiç kimse için bir anlam ifade etmese de şerefsiz * şampiyonluklar yerine şerefli ikincilikleri baş üstünde tutmaktır.
hayatta seni en çok mutlu eden şey takımının şampiyonluğudur. Mustafa Kemal ve takımından başka her şeye karşı olup da takımı için cehenneme bile gitmeyi göze alan körü körüne bir aşktır.
kalbimin en orta yerine derin bir çizik atan, sevdalardan bir onu seçtiğimizi hissettiren, sevdamızın karası, alnımızın akıdır.
sahada gelen sonuçların, kazanılan kaybedilen kupaların zerre etkisi olmayacak bir aşkın tanımıdır beşiktaş.
"işte biz kötü günde hep omuz omuzayız" derken yanında duran ama hiç tanımadığın bir beşiktaş'lıyı dost görmek, "övünmek gibi olmasın biz karakartallıyız" derken övünmek kelimesine vurgu yaparken altında durduğun tribünün tavanında yazan beşiktaş kelimesinin sadece 3 hece sekiz harften oluşmadığını bilmektir.
üzerinde geçirdiğin asil formanın, armandaki siyahın, beyazın altında bir tarih yattığını, yiğitlerin, sevdalıların 107 senedir uğrunda cesurca mücadele ettiğidir beşiktaş'tır.