hiçbir şeyden çekmedi hakemlerden ve çapraz bağlardan çektiği kadar.
edit: hakemlerden çekmediğni iddaa eden bazı gsli dostlar bir hata aramışlar ve tam 8 sene önceye kadar gitmişler. tam sekiz sene. bak sekiz sene diyorum. neyse 8 senede anca yasin in bir pozisyonunu bulup koymuşlar bak gördünüzmü diyorlar, evet biz gördük birader, hatırlıyoruzda zaten o pozisyonu bariz penaltı hadi penaltı değil de. yasin in kendini abartılı atması penaltı olduğu gerçeğini değiştirmez.
kendi çocukları yüreğini ortaya koyduğunda yıkılmaz kaledir beşiktaş. temizinden 20 senedir türkiye'de futbol izleyen bir fenerbahçeli olarak hiçbir zaman fenerbahçe'nin metin-ali-feyyaz-recep-gökhan-ulvi-rıza nirvanasına ulaşacağına inanmıyorum. ve beşiktaş bu nirvanaya bir daha ulaşacak; buna inanmıyor, biliyorum.
bugün ki tabiri caizse ki caiz sözde hakem tarafından, saçma sapan yönetilen maçta resmen 70 milyonun gözü önünde nasıl işbirlikçiliği ile puanı çalınır 84.dakikada maalesef görmüş takım.
helal olsun sana beşiktaş' ım.
sen doksan dakika boyunca ölesiye ter döktün ya o ' biz bu maçı fark atarak yeneceğiz.' cilere karşı.
senin taraftarın asillikten ödün vermedi ya en kötü kararlar karşısında.
sana sadece helal olsun.
ilk defa bana bir topluluğa küfür ettin maçını izledğim takımım. allah büyük mustafa'ya çektirdiğiniz acı , takımdaki gencecik çocuklara yaşattığınız hayal kırıklığı, bütün bir takımın yediğiniz hakkı ne şekilde olursa olsun çıksın inşallah.
18 yaş altı 31 cilerin serdar adalı üzerinden bok atmaya çalıştığı bembeyaz takım.
türkiyeye teşvik şikesini getiren adnanlar daha düne kadar reisinizdi lan.
birde bunun üzerine o karektersizler gelir saçma sapan, hiç utanmadan şerefsizlği sahiplenerek beşiktaş'a sallar. işte tarftarı o karektersizlere hiç laf anlatmasın boşuna zira anlamazlar.
allah'tan rakipleriemizin hala adam gibi taraftarı var...
galatasaray maçının 2. yarısında taş gibi mücadele ederek iyi top oynamış, haksızca aleyhine verilen kararlarla 3 puandan olmuş takımımdır. varsın olsun, biz böyle hakem hatalarının hep aleyhimize işlemesine alışkınız zaten. yeter ki hep böyle hırslı ve mücadeleci olsunlar.
o zamanlar pembe panjurlu, siyah beyaz perdeleri olan evimizde "tüp" patlamamış, ortalık enkaz yerine dönmemişti henüz. gerçi o zamanlar da beşiktaş demek, acı çekmek demekti benim için. pazartesi günü okula gitmek istemeyişlerim de hep beşiktaş yüzündendi zaten. pazar günü oynanacak derbi için, cuma günü istiklal marşından önce tokat atmasına iddiaya girilirdi. pazartesi sabahları ne tokatlar yedim arkadaş. ey üçüncü sınıftaki sıra arkadaşım engin, anam babam öyle vurmadı lan bana, it. bugün hala açıköğretimden tek dersim kalmışsa bunun bir sorumlusu beşiktaş, diğer sorumlusu da sıra arkadaşım engindir.
o zamanlar, insanların en fazla mahalle bakkalına borcu olurdu. birbirlerinden borç istemeye çekinen adamlar vardı. en ufak dedikodu fırsatını bile kaçırmayan, terlikleri ayaklarından çok ellerine yakışan anneler vardı. bir de mahallenin çocukları vardı. bizim mahallede bir recep vardı mesela. aşağı mahalledeki çocuklar dövmüştü bunu da taşla sopayla kavgaya gitmiştik. kanını yerde komamıştık recep'in. ertesi hafta da ben dövmüştüm recep'i. dayak arsızı bir çocuktu zannımca. neyse...
gün geçtikçe bankalar çoğaldı. bankalar çoğaldıkça, bakkallar kapandı. bakkala borcu olan insanlar, bankalara borçlanmaya başladı. anneler gizli bir barış antlaşması imzalamış gibi indirdiler terliklerini. mahallenin çocukları artık birer banka müşterisi olmuştu. bununla beraber "beşiktaş'ın çocuğu" diye çağırılan topçular gitti, yerine "profesyonel futbolcu" diye bir şey geldi. tokat atmasına girilen iddialar, büyük paraların döndüğü bir naneye dönüştü. e sonuçta hepimiz birer banka müşterisiyiz. her şey para üzerinden dönmeli. yoksa bırak futbolu, nefes alıyor olmanın bile bir anlamı yok onlar için. onlar dediğim kişiler kimdir, tam olarak bilmiyorum. ama düne kadar umurlarında bile olmadığım bankalar, bugün özel hayat sigortası yaptırmak için telefon açıp duruyorlar. ama özel hayat sigortası da lazım tabi. çünkü bugün dayak yesem, yarın kimse aşağı mahalleye gelmez benimle, elinde taşıyla sopasıyla.
artık kimse ince bir sesle "feda" demeyecek. en fazla yıllık ücretinde indirime gidecektir. böylesi bol sıfırlı bir dünyada şeref bey'in fedası da, metin oktay'ın tacı da, lefter'in çubuklu forması da hepimize emanet. bir daha gelmeyecek onlardan, sahip çıkmak gerek. her şeye rağmen babamın beşiktaşlılığı da bana emanet tabi. sanırım artık sigarayı bırakmak gerek.