ben beşiktaş'ı yeşilçam filmlerindeki gariban adam gibi sevdim.
içten,uzaktan, en önemlisi de yürekten. Karşılığında bi şey beklemeden.
Tıpkı o gariban karakterin güzel kızı sadece uzaktan görüp sevmesi,ona incinir diye bunu söylemekten bile ürkerek,karşılıksız, kendi halinde sevmesi gibi.
Fazla romantik oldu ama Her aşık gibi biz de biraz deliyiz!
Ahmet nur cebi kanaliyla yaptiklari aciklamada 4 maclik cezaya itiraz ederek, birkac 100 kisi sahaya girdi diye boyle ceza verilmesi haksizlik diyerek yuzsuzlugu ele aldigini belli etmis kulup.
Lan ne yuzu, hangi yuz? En son kapali altin yarisindan fazlasi asagidaydi. Aciklardan da inenleri hesap edince binlerce kisinin asagi indigi belli.
Cikip ozur dileyecekleri yerde ceza begenmiyorlar, oha ki ne oha.
Yani bir taraftar napmis ki demeleri eksik; ama boyle kulube boyle seyirci normal.
Hala sahaya dalan şakirtler yüzünden eleştirilen takım.
Beyler bayanlar; o orospuçocukları o gün sahaya inecekti.
Maç 2-1 değil 3-0 beşiktaş lehine de olsa galibiyete seviniyoruz ayağına o sahaya dalınıp suç çarşı grubuna yıkılmaya çalışılacaktı.
2-1 devam ederken 90+2de 25 metreden frikik kazanmışız. takımda Manuel Fernandes gibi bir duran top uzmanı, soğuk kanlı bi adam var. Orda sahaya dalmayıp ferdi direk 90'a yollasa berabere olsa maç gole sevindik ayağına 1453 kolpaları sahaya da-la-cak-tı. takın gözlükleri bakmayın şaşı...
ancak meseleyi sadece hakemin bir iki bariz hatasına indirgersek takıma haksızlık etmiş oluruz. maçı ince ince, adım adım kıydı fırat aydınus..psikolojik olarak beşiktaş'lı futbolcuları çökertti ve o saha işgali zırvalığına bilerek veya bilmeyerek zemin hazırladı diyebilirim. tıpkı iki sene önceki play-off maçında hüseyin göcek'in yaptığı gibi. o maçta da beşiktaş'ın belki kazanma umudu yoktu ama hilbert'i topu yan hakeme atacak hale getirmişti. bunda da aynısı oldu. 1-2'ye kadar tüm düdükler gs'den yanaydı, sürekli duran top kullandırmaya çalıştı, atağımızı kesti vs. sonrasında ise artık eyyamcılığı abartıp sürekli lehimize etkisiz düdükler çalmaya başladı.
bu ülkede digitürk, teleon, cine 5 varsa ve lig artık '3.sayfaların 3.büyüğü' tarafından domine edilebilecek haldeyse, prens takım sefilleri oynuyorsa ve lig kopmak üzereyse, biliç'in ya da serdar'ın ya da almeida'nın hataları benim için tali unsurlardır.
daha da uzatmayayım ama turkkant'ın da anıları ve 101.yıl doğrultusunda baktığımızda fırat aydınus'un kurgulanmış bir maçı yönettiği aşikar. konsorsiyum var ve işin bir tarafı 'futbol mafyası' ise diğer tarafı da siyasi iktidardır.
haziran ayaklanmasının baş rolünde sembolleşmiş bir taraftar grubu, her maç sloganlar tezahüratlar, yaklaşan siyasi ve iktisadi buhranın sorumluluğunu yükleyebileceği bir günah keçisi arayan, bunun için durduk yere toplumu tahrik eden bir siyasi iktidar, ligi bu sene olmasa bile kazandığı tecrübeyle ve 5+0+3 kuralı ile birkaç yıl domine edebilecek gençleşmiş ve futbol aklıyla donatılmaya başlamış beşiktaş, 'sosyalist bir takım yaratıyorum' diyen ve o sembolleşmiş taraftar topluluğu ile bütünleşebilecek bir teknik direktör...
takım genç, stad yok. en az beş maç seyircisiz oynama cezası ve hakemlere karşı yaşanacak ciddi bir güven sorununun beşiktaş'ı ne hale getirebileceğini varın siz düşünün..özür dilerim ama ucuz, ahmakça, sekizinci sınıf çadır tiyatrolarında bile göremeyeceğiniz kalitede bir mizansendi. hakemiyle, federasyonuyla, siyasi iktidarıyla...
sevgili mustafa ve blogu takip eden dostlar, siyasete girdiğim filan yok, ama isterseniz karamsarlığıma isterseniz tiksinti duyguma verin, kanımca bu sene beşiktaş için bitti..takıma ve teknik ekibe güvenim tam ama bizi 3.lükte tutmaya kararlı gibiler..umarım yanılırım..
umuyorum ki sezon sonuna kadar seyircisiz oynama cezası lacak takımım. seyirci takımı ateşler ama bizimikler yangın yerine çeviriyor. taraftar baskısı beşiktaşın en büyük kamburudur. bu takım taraftar baskısından çok çekti geçmişte hala çekiyor. bi siktirin gidin siyasetinizi sokakta yapın. meydanlarda yaptınız yetmedi stada taşıdınız. heryerinizin amına koyim spora siyaseti bulaştırmayın. maç öncesi böğür sonrası böğür ama stadda böğürme arkadaşım. slogan dinlemeye mecbur değiliz biz. en büyük zararı takımına veriyorsun farket artık şunu. yürüdük çatıştık bitti gitti bokunu çıkarmayın.
sonuna kadar destek verdiğim takım. ulan mallar ben ki çarşıyı sevmem ancak bir maç vardır 2004-2005 sezonu Beşiktaş-Fenerbahçe idi yanılmıyorsam. kleberson 90+2 de 1-1 yaptı skoru tuncay 90+3 te gol atıp maçı kazandırdı. gidip tüm tribünlere sus işareti yaptı. bu taraftar ona kışkırmadı da buna mı sinirlenip sahaya inecek bir düşünün bakalım. bunun tek açıklaması var çarşıyı karalama.