ne zaman beşiktaş'a yolum düşse sahiliyle, canlı sokaklarıyla, lüks araçları ve çıtır kızlarıyla hayat burada yaşayana güzel fikrini uyandıran istanbul'un en eski ve tarihi semtlerinden biridir.
Transfer fukarası takım. Hakemlerin artık yeter bir kere de bunlar şampiyon olsun dediği ticari oluşum.
Borsada şakırşakır dökülüyor. Oyuncuların ilk 11 umudu hiç yok. Çıkan kadro hep aynı. Birisini çekip alsan totolara geliyor.
Basit ve fakir bir takım. Kendim tutuyorum diye demiyorum ama biz onun ezilmesini, 8 tane yemesini, del Bosque ye milyon dolarları bayılmasını, iç saha maçlarını cezalı oynamasını falan sevdik. Yoksa bildiğin ezik takım işte.
Dün itibariyle Boyko ve Douglas için 7 milyon euroya çıkan gönlümün efendisi. Mansimov'u aradı başkan bugün 7'ye bitir bu işi dedi. Ayrıca Franco stoper gelirse Arjantin'e gidiyor.
Beni biraz tanıyanın sorduğu sorudur, "Sen Beşiktaş'lı mısın?"
ilk başta hiç anlamadım, yani nereden biliyorlar, neden böyle diyorlar?
Beşiktaş'ta zaman geçirdim küçükken, semti severim. istanbul'un Beşiktaş'ını severim saçma bi şekilde. Çarşı'yı şimdiki gibi bilmezdim lisedeyken filan, alakam yok futbolla o zamanlar, sadece (neden bilmem) Fenerbahçe'ye, Fenerbahçelilere gıcığım(hala). Üniversitede ve üniversite zamanı çalıştığım geçici işlerde böyle yüzeysel tanışmalar oldu, genellikle orta sınıf insanlardı. Tanışmanın ilk günü illa ki sorulur bu soru, o zamanlar bir hayli takmıştım. Nerden biliyorlar ulan benim Beşiktaş semtini sevdiğimi.
Sonra sonra, Çarşı hakkında duydukça, okudukça, beni Beşiktaş'a çeken duyguyla onu birleştirdim içimde. Bir de buna benzer, Ankara sevgim var. Ne gittim, ne orası hakkında bişey bilirdim.. Karanlık havaları severim, yağmurlu, soğuk bi günde "Ankara böyle bir yer heralde," dedim. Sanıyorum, hatırlamadığım ama duyduğum şeylerin birleşmesi böyle hisler yaratıyor. Hatırlasam anlamlandıracağım. Ama sadece Beşiktaş ve Ankara sevgisi var.
Sonra Behzat ile tanıştım, Çarşı ile tanıştım.. Leyla Mecnun'u düşünen adam(lar) Beşiktaş'lı. Ahmet mümtaz taylan, nejat işler..Neblim, hepsi aklıma gelmiyor şimdi ama o an'ları hatırlıyorum: işini, yaptığını, duruşunu, tavrını beğendiğim bi adam oluyor. Bu adam kimmiş neymiş, hım, okuyorum.. bi yerde Beşiktaş geçiyor. Yahu sevdiğim adamların, güzel adammış dediğim adamların cümlelerinden birinde Beşiktaş geçiyor. Bu nasıl bir ortaklık?
Futbol ile hala alakam yok. Ama hem beni dışardan tanıyan insanların dediğine, hem de benim içimin yönlendirdiği insanlara göre, galiba ben kalben Beşiktaş'lıyım.
ilk yarıyı lider kapatana kadar gerçekten endişeleniyordum ama son maçta öne geçtikten sonra dahi maçı bırakmamaları ümitlerimi tavana çıkardı. Yinede erken konuşup hayal kırıklığına gerek yok. Fakat şöyle bir gerçek var oynadıkları futbol insanı mest ediyor.
Şu oyunla şampiyon olamazsa ben bu ligi sorgularım aga. Bir şekilde hakem desteğiyle son haftalara kadar belli olmuyor kimin şampiyon olacağı ve Fenerbahçe ile Galatasaray'ı yine hakem desteğiyle şampiyon yapacak yine o gizli eller.
sempatik bir takımdı. evet, geçmiş zaman kullandım. neden mi ? çünkü gezi direnişinden beri adeta herkesin gözüne sokularak dile getirilen " beşiktaş" a sempati duy " diye bir slogan patladı - ki başka yazılarda gezi direnişi gibi değerli bir olayın fenerbahçe ve beşiktaş" a sempati kazandırmak için bazı kesimlerce değerlendirilmesinin ne kadar yanlış olduğunu belirtmiştim - ve o zamandan beri o sempati çok azaldı.
babam ve amcam beşiktaşlı, onların hatrına beşiktaş kazanırsa, şampiyon olursa kutlarım ama 3 senedir oluşturulmaya çalışılan sempati anıtından ötürü artık midem bulandığından beşiktaş" a karşı sempatim yok denecek kadar az.
gomez gol kralı olsun, beşiktaş fc barcelona gibi top oynasın, umrumda değil. 3 senedir bıktım beşiktaş sempati anıtlarından. ne hali varsa görsün demekten başka bir şey gelmiyor aklıma.
not: objektif olmak mı ? fenerbahçeli ve beşiktaşlı ne zamandır objektif kalabiliyor ki biz objektif olalım ? el birliğiyle bıktırdınız vallahi ligden, maçlardan, tebrikler kartallar, kanaryalar.