Eğer bir ilçeyi baş ilçe ilan etme hakkım olsa, tereddüt etmeden bu hakkımı Beyoğlu’ndan yana kullanırım. Her şeydir Beyoğlu. Her şeyin en güzeli, en yakışıklısı, en sakini, en hareketlisi, en gecesi ve en aydınlığıdır. Beyoğlu’nda okudum, Beyoğlu’nda ilk kavgamı ettim, ilk barıma gittim, ilklerin anlam ve önemi büyüktür. Ha başkent derken, bu şahsımın olduğu kadar ülkesinde anlamıdır. Siyasi Gündeme dair yanları ile de hakkıdır baş olmak.
benim için beyoğlu demek gece yarısı ıslak arnavut kaldırımlarında topuklularıyla koşmaya çalışan travestilerin ayak sesleri demek yani mücadele yani direniş.
“Zaman zaman Beyoğlu sokaklarında arzı endam ettiklerini gördüğümüz bu marjinaller, edepleriyle durdukları müddetçe bu ülkenin renklerinden biri olarak kalabilirler. Ama baskıyla, kendilerinden olmayanlara tahammülsüzlüğe, saldırıya, şiddete vardırırlarsa hiç kimse kusura bakmasın, kulaklarından tutar ait oldukları yere fırlatırız”
ta bizans periyodundan bu yana istanbul dışı kabul edilen, yabancıların oturduğu bölge.
osmanlı zamanında da değişmedi.
önce ceneviz, sonra venedik ve nihayet diğer batılılar da bölgeye yerleşti.
bölgenin kozmopolit ve garplı yapısı nispeten 1955'e dek devam etti.
garplı dediysek de o doğulu esintiler taşıyan bir garptır. latin yahut cermen kökenli hıristiyanlara göre pera(beyoğlu) avrupa'nın taşra yerleşimleri gibiydi. onda eklektik özellikler görüyorlardı.