sen bunu okuyamayacaksın asla. çok düşük ihtimal okuman. o yüzden belki de rahat yazacağım.
ben ilk kez birisini hayatımdan daha değerli gördüm, ilk kez tüm hayatımı endeksledim birine. ama dediğin gibi, anlaşamıyorduk biz. zaten seni yeteri kadar üzdüm, haketmiyorsun o gözyaşlarını. bu yüzden sana gitme demeyeceğim, gidersen bundan daha mutlu olursun kesin.
ama neden; birbirimizi bu kadar sevmemize rağmen neden bu haldeyiz?
ben ilk kez birisi ile yaşamaya ek olarak onunla ölmeyi istedim, son nefesime dek kalbimde olsun istedim.
ben ilk kez gerçekten sevdim.
ama benim gibi bir paranoyak, sürekli ilgi göstermeni bekleyen, anlayışsız ve bencil biri seni asla haketmiyor.
elveda...
edit: yine de dayanamadım, gitme diyorum, gitme... ama duyamıyorsun. sesim çıkmıyor artık. varlığınla bir boşluğu doldurmadın hayatımda, ama yokluğunla kocaman bir boşluk bırakacaksın...
ravel'in bolero'su çalarken fonda, ardımıza hiç bakmadan, ne varsa bırakıp gidelim dersen elini tutarım; yeter ki gidelim. kurguladığımız masal dünyasına varamayacak olsak da, yeni baştan yaratacağımız kendi dünyamız olsun, saf güzelliklerle donatılmış, mutluluk şarkılarının dillerden düşmediği, kötülüğün zerresinin dahi bulunmadığı o yere. başımız dik, zihnimiz aydın olsun. boş yaşamayalım, en güzel ipliklerle en güzel desenleri nakşedelim geçip gittiğimiz yerlere. yüksek uçurumlardan bakalım alçaklara, yine de korku başımızı döndüremesin. en tehlikeli düşmanı akıllıca laflarımızla dize getirelim, dost edinelim. çiçekler büyüsün bahçemizde, otlar yeşersin. bir şarkı çalsın eskilerden, dans edelim en keyifli halimizle. gözlerin gözlerimden ayrılmadan. sevmekten bir dakika bile vazgeçmeden.
ben bu yazıyı sana yazdım. hani alırsın şarabını geçersin birinin karşısına hiç konuşmadan saatlerce izleyebilirsin ya onu yada dersin ya içinden bunu iki kişi yapmış olamaz bunda bir grup çalışması var.. sen ''O''sun işte benim için daha gelmeyenim..
ben bu yazıyı sana yazdım. ben günlerimi seninle doldurdum. ben hayatımın baş köşesine seni koydum. ben soğuk sıcak aldırmadan seni görebilmek uğruna yol teptim. ben bunları senin için yaptım. ve daha bir çok şeyi..
peki sen benim için ne yaptın?
ben bu yazıyı sana yazdım sessiz evcil balığım mahmut can.
keşke hep bira içirseydim sana. her sabah uyanıp yemini vermeye yeltelendiğimde gelip benim elimden alırdın yemini. her akşam biramı önce akvaryumuna tokuşturup sağlığına derdim sonra bir sen bir ben dönerdik o birayı. kafamız güzel olmazdı belki ama sen beni dinlerdin be mahmut can. taki ben gerizekalı gibi şarap içmeye kalkıncaya kadar. meğersem senin bünyen kaldırmıyormuş şarabı. demedin ki bana abi benim zaafım var diye. belki de sende bilmiyordun benim gibi... seni alkol komasına sokup öldürdüğüm için özür dilerim mahmut can. biliyorum cennettesin sadece yanlış yönlendirildin.
hangi yüze baksam sana olan özlemim daha da arttığından kimseye bakamaz oldum. ben bu yazıyı sana yazdım, arada kaybolur da unutursan ben unutmayayım diye..
kanatlarımı siyah ilmeklerle ördüm.. uçtum.. karanlıgın girmeye cesaret edemedigi odalarda soluk alışımı en asgariye indirerek, kork-ma-dan.. u ç t u m. ne bilinmeze, ne bilinebilirlige, agnostik sınırlarında beynimin, dolanıp duran tilkilerin, hesabını dillendiremedigin cümleleri(mi)n üstünden geçtim.. kanatlarımı açtım kapadım açtım kapadım.. acıyla haykırdım.. konabilecegim agaçları gözlerimle kapattım..gözlerimi aç-tım! buldum sandıgım mavi mor bir dala tünedigimde güvenle sırtımı yasladıgım agacın gövdesi beni, emici yapışkan bir his(siy)le içine çekti.. cesaretimi kitledigim odanın anahtarını kaybetmiş gibi, yüzüm kızardı.. aklım karıştı.. uludum, en berbat acıyı hisseden kurt köpekleri gibi uludum..yavrusu öldürülmüş dişi bir köpek gibi u l u d u m. kanatlarımı dişledim. dudaklarımı ısırdım, kanattım. dilimi kopardım. utandım.
aglamadım. sadece bagırdım.
bak biliyorum, şimdi vıdı vıdı yapacaksın hatta "aa sende bir yumurtayı iki elle kıranlardansın" diyeceksin, ama manasız, ben bu yumurtayı sana kırdım!
ya samimi bi adamım ben, hemen acıkırım, çabuk yerim mesela, yemeğe ikinci hitabım "yatmadan yerim seni"dir mutlaka.
severim beslenmeyi, çünkü ben oburum, öyle işte iştahım kabarıktır mesela. of 2 tane buzdolabım var, ikisi de ağzına kadar dolu ve hepsini tüketeceğim. hepsi de besinlerden arkadaşlarım. ama dostum bu kadar çok değil, zaten dost olması için beni cezbetmesi lazım. ama beni cezbetmek de zordur. mesela ben kendi kendimi cezbedemem o derece. biliyorum, obur bir adamım gerçekten oburum...
dostum azdır benim dedim. herkesi hapur hupur yemem, açmam midemi bağırsağımı kolay kolay. mesela benim hiç sığır dostum yoktur. günde sekiz ekmek yiyerek kırdığım rekorlarımı bilen yoktur mesela. sevmem çünkü. aç adam değilim de, öyle olm işte farklıyız biz. ben ve midem. ha neden mal gibi kendimi anlattım ona da geleyim. sen sucuk, kendimi anlatmamın sebebi sensin. gülme bıyık altından pezevenk dinle önce. sen şu dünyada tanıdığım sayılı ama cidden sayılı leziz besinden birisin. ve ben, bir oturuşta bir öküzü yiyebilen ben, senin lezzetine canı gönülden inanıyorum. ellerimdesin sucuk uğraşma. ben senden çok şey öğrendim, çok şey gördüm, çok şey yaşattın bana, var ol, sağ ol, canımsın.
aşağı yukarı 1 yıldan fazladır yumurtayı kıramadım üstüne sucuk. hani böyle sık sık görüşmesekte hayatımdasın, aklımdasın. zaten belki seni bu kadar çok sevmemin nedeni bu, biz senle çok sık görüşmüyoruz sucuk. ama görüşüncede 40 yıllık dost gibi oluyoruz. bak sucuk ben bu lezzeti herkeste yakalayamadım. ben yumurtalı haline açım, tatlı muhabbete açım. anlıyor musun? ben bu dünyaya aşk meşk yapmaya gelmedim, benden bir tane daha olmayacak bunu da biliyorum. öyle sucuk çok iyi anlaştık biz seninle, sen hiç kırmadın beni ama ben hep yumurta kırdım üzerine. hiç bir zaman suratını buruşturmadın bana, çok değerli anılarım oldu seninle. az ama çok çok değerli. hele o malum kahvaltı aklımı başımdan alır. ben hiç bu kadar mutlu olmadım lan! bana çok şey bahşettin çok sağol sucuk, çok var ol!
sucuk,
ye beni diyorsun,
yumurta kırdır üzerine, kırma beni hadi...
kırdır, yalvarırım...
sucuk,
içime gireceksin unutma...
umarım bir şeyin yoktur sucuk, umarım kaliten normaldir. umarım her şeyin güzeldir, dua edicem. bu defa kendimi aşıp tavayla aramda ki samimiyet perdesini kaldırmaya çalışacam. ilk defa, sırf senin için! senin için, canın yanmasın diye çiğ çiğ yiyeceğim seni sucuk! iyisin sen sucuk, yenmeyi hak ediyorsun, senden çok alacağı var bu kahpe midenin. küflü değilsin, bozma moralini. dinle burayı, öküz gibisin, ayı gibisin, gül sucuk! kocaman götün, cüssende küçücük kalbin var! tse'ye git. bak kendine, hiç mi değerim yok ?
bozuk değilsin sucuk. sucuk hayatında olur böyle dönemler ben bunu yargılayamam. ama olur işte, bak hem bana da oldu, midemin cümle yerinde öküzgözü büyüklüğünde benler çıktı, öküzgözü dedim. bilirim seversin yanında şarabı. çok korktum sucuk, çok doktora gittim. kimseye anlatmadım. anama, babama bile... test, bir daha test, bir daha test, bir daha test, çok parça aldılar midemden çok! içimden de çok parça gitti sucuk, parça parça ölüyordum sanki ne kadar acı. üzüldüm, ben hiç ağlamadım ama üzüldüm. kendime de ağlamadım, üzüldüm. öyle işte geçip gidene üzüldüm. zor bi dönemdi. seni özledim sucuk, kendimle başbaşa kalmak istemedim. insanlardan kaçtım, kendime randevu verdim seninle buluşmak için...
geçti sucuk, kötü geçti ama geçti. beni salladı da geçti. içimden aldıkları parçaları anlatmış mıydım? gittiğim bölümde hep ölümü bekleyen hastalar vardı. çoğu kanser, çoğu ölümü bekliyor. ama ben hep seni bekledim. ölmedim, geçti. yırttım kefeni sucuk. bak güzel günler geldi yaşıyorum, gülüyorum, yine hiper aktifim, yine aşk yoktur diye anırıyorum, kafa tutuyorum kolestrole. tabularına, hayatlarına... iyi oldum sucuk, karacigerde ufacıcık bir rahatsızlığım varmış. önemsiz sucuk düzeldim, yeniden doğdum desem ağır olur ama gidip geldim. geldim sucuk!
ben sıradan bir insan değilim sucuk, sıradanlık benim içimde değil. anlıyor musun beni? gevrek gevrek pişme işte, kasılıyorum bunu anlatırken. büyük acılar çektim sucuk, başka çaresi yok. büyük acılar yaşadım ki daha verimli olalım, daha çok tadalım. yiyişelim, yiyişelim, yiyişelim... içimizde bir ateş, bir yangın olmalı sucuk, biz sıradan değiliz. diğerlerine nispeten daha leziz olmalı soframız, daha çok yemeliyiz ki bunların geri dönüşünü de daha fazla yapalım. anla işte sucuk, yorma beni. sıçalım diyorum.
sana da bir ufak yoklama çekiyorum, bir şeyin yok. bozuk değilsin sucuk, sadece bir yangın, sadece bir yürek dağlanması... normal olacak o kadar. sınanıyorsun. yenilme, ezilme, mideye indirilme vs.. hani hep o ışıl ışıl olan burnumla bir daha koklayacağım seni. metin ol sucuk, mutlu ol, neşeli ol, umutlu ol... sen çok iyisin, hiç bir şeyin yok.
yeter sucuk bu kadar, bir şeyin yok senin. yat şimdi tavaya. yatsana lan hadi. pişmeye devam.
karşılıklı rakı balık yapmadan, o taş plakları dinlemeden hiç bir şey olmayacak.
hem daha benim mideme ineceksin,
ben seni çok seviyorum sucuk,
seni çok seviyorum sucuk,
çok seviyorum sucuk,
seviyorum sucuk,
sucuk,
sucuk,
sucuk,
yapma!
sucuk,
sucuk,
sucuk, canımsın, gözümsün,
sucuk,
suuuuu - cuk,
kaçma lan!
hani hatırlar mısın evi yaktığın günü? sen evin bir köşesinde alevlerden korunmak için bir koltuğun arkasına girmiş, etrafa korku dolu gözlerle bakıyordun... belli ki aptallaşmıştın, bilmediğim bir sebepten ötürü evi yakmıştın... kim bilir sana hangi insan tekme vurup aptallaştırdı, belki birisi seni acımasızca zehirledi, belki senin üzerine taşlar, sopalar yağdırarak geldi... sebepleri farketmez ama, benden ayrı olduğun için sokaklarda fazla yaşayamayacağını biliyordum, eminim sende biliyordun ki, ben yanında yokken birden evi yaktın. az kalsın ölüp gidiyordun... böyle ufak tefek, pörtlek gözlü, poponu masa tenisi raketi gibi bir o yana bir bu yana sallayan aptal bir sevgiliydin sen... hemen idareyi ele aldın, yün ceketimin içinden çıkardığım bir sigara gibi evi yaktın... aptallık vücuduna işlemişti sanki, kül kokusunu duyumsadıkça sinirim daha da artıyordu... ne şans ki benim gibi bir hayvanseverin eline düştün, yoksa çok ufak olduğun için sana atılması gereken sopaların özenle seçilmesi gerekebilirdi... iyi bir insanla da karşılaşsan, yanlış hareketlerinden ötürü ölebilirdin... fakat benim düşüncelerimi okumuş gibi kafanı koltuğun arkasından çıkardın, suratıma bir dil darbesi bıraktın.. ah seni kerata..
tulumbacılar geldiğinde az kalsın seni yiyeceklerdi... o kadar sevimliydin ki, tulumbacılar o gün en sevdikleri parça olan Yandım yandım ahhhh ki ne yandım'ı bile söylemediler senin yüzünden... mahalle milletinin insanları etrafına toplandı, topaç gibi oynadık seninle... sanki tanrı'nın bir lütfuymuş gibi çocuğumuza benzettik seni, el üstünde tuttuk.. sende bunun bilincinde olarak kısa zamanda çakmak kullanımını öğrendin, ev yerine yaktın sigaranı...
tipin iskeleyi andırıyordu, sanırım baban iskele babası idi... kim bilir hangi ailenin zengin çocuğuna karne hediyesi olarak gitti baban / annen... çocuğunun bir tatil aralığında maskarası oldu ailen, sonra da bakımının zor olduğunu ileri sürerek sokağa atıverdiler onları...
uzun ve güzel yıllar geçirdik seninle, ara sıra evini, yani evimizi yaktın... çünkü senin gibi bakıma muhtaç çok sevgili vardı sokaklarda, bizim onlara katılmamız, sokakta kalmamız gerekiyordu... hatırlar mısın, dışarda kaldığımız ilk gece yaralı bir sokak köpeği saldırmıştı bana.. veterinere götürüp tedavisini yaptırmıştın, fakat köpek acıdan inlemeden duramıyordu.. yatağını o gece ona vermiştin, bütün gece karşısında beklemiştin.. bense yan odada senin ne kadar iyi bir abla olduğunu izlemiş, seninle gurur duymuştum...
acı tatlı bir çok anımız oldu seninle... seninle, ailemle, hayatla ilgili problemlerimi bir dost gibi dinledin yıllar yılı... en zor anlarımda, ağlayacak olduğum zamanlarda gelip suratıma bir dil darbesi indirdin, ellerini koluma uzattın, yıkılma, ben yanındayım der gibi... her zaman yanımdaydın, ta ki bir gün gezmeye çıktığımda evi yakana kadar. nasıl yakarsın lan evi? ha? nasıl lan!
gecenin bir vakti durduk yere aklıma düştün bak şimdi.. ufacık beyninin ne denli ufak olduğunu, en küçük beyinlerin de ötesinde bir küçüklüğe sahip olduğunu başkasına söylesem bana deli der, biliyorum.. fakat sen hiç bir zaman benim için bir sevgili değildin, bir dosttun, sokak köpeklerinin iyi yürekli bir ablasıydın... ama o evi yakmayacaktın! ve şimdi, senin ismini taşıyan bir arkadaşınla hasretini gidermeye çalışıyorum...
affedeceğim, fakat sakinleşmemi bekle. ben de biliyorum yaptığının bir küçük salaklık olduğunu. ama her yaptığın hareket, güvenimi sarsmaktan başka bir şeye yaramıyor. ilişkiyi kurtarmak için "yeter" diyip utandığın şeyleri anlatamaman da çok sinir bozucu, hatta bir sevgiliye söylenmeyecek kadar sikindirik bir sebep. evet içinde nefret de var cümlelerimin. hafızamı her gün tekrar tekrar kaybettiğime güven. sadece sakinleşmemi bekle...
ben bu yazıyı sana yazdım 1 sene önce öldü sanıp da klozetten aşağı attığım su kaplumbağam. yeni öğrendim ki kış uykusuna yatarmış kaplumbağalar. kış uykun bitip de gözünü boklu kanalizasyonda açtığın için senden özür dilerim.
böyle kalbim sıkışır gibi oluyor, öyle iğreniyorum.
kusar gibi oluyorum, midem öyle bulanıyor.
aklım almıyor, anlamaya çalışıyorum.
yokmuş gibi davranmaya çalışıyorum, herkes gibi okuyup ya da okumadan geçeyim istiyorum.
şurda geyik çevireyim, eğlenceme bakayım, ama görmezden gelemiyorum.
hümanist olmak istemiyorum.
tavşanboku gibi olayım istiyorum, kokmaz bulaşmaz...
dayanamıyorum.
küfür etmek istiyorum, yakıştıramıyorum.
sevmiyorum.
can alanları sevmiyorum.
ben bu yaziyi sana yazdim sessizliğim. sessiz çığlığımdın sen benim. adını içime haykırdığım,gözyaşlarımı içime akıttığım. canımı hep yaktığın ama hiç bırakamadığım. sessiz hıçkırıklarımdın, boğazımı düğümleyen. merdivenlerdeki sessiz ayak seslerim. trenin sessiz düdüğü ve garın biletsiz yolcusu. sessiz kalp kırıklığımdın sen benim, hiç bir zaman yapıştıramadığım. parçaları toparladığım ama yapıştıramadığım. eksik parçamdın sen benim. şimdi kalp yarım,ben yarım. Tek umudumsa; YARIN....
14.08.08
istesekte, çalışsakta yazamayız çok kez. yazamadık işte; kalpten beyne, parmak uçlarından dökülüp entryleşecek cümleler kurulamaz bazen..hani bazen kelimelerin bittiği yer vardır ya. işte o şimdi bu andır.
Kıskanmaya bile hakkım yok ki seni. Ben kimim... Alt tarafı bir eski sevgili, belki de asla yeni olamayacak bir eski sevgili. Bir arkadaşım alt tarafı. Daha fazlası yok, belki asla da olmayacak.
Hep hatıralarda sarılıp içime çekebileceğim belki kokunu. O senle tüketeceğim gelecek asla ulaşılmayacak bir hayal olarak kalacak belki. Zaten gideceksin; hayallerin başka şehirde senin. Hayatın başka şehirde. Uzaktan iyice imkansızlaşacaksın belki de.
Ben sen olmak istemiştim. ilk kez gerçekten bağlanmıştım, ama... Kıskanmaya bile hakkım yok seni, ben kimim ki senin için....
Biber ki yasa dışı önderidir sebzelerin:
Şu sofrada ikimiz için de vur emri!
Sözcükler alevler içinde nasıl da serin!
Orta yerde durmuyor bir türlü yumru.
Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni:
Kulüp rakısının üstündeki resim, bir;
Ortak arkadaşımız prens hayati, iki;
Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir.
Bekarlara ev vermiyorlar, doğru;
Evlilere kız vermedikleri de doğru,
Bu yüzden bir gün seni bırakırım ya,
Tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu.
Evet, gün geliyor bıkıyorum senden
Ama istanbul'dan bıkmak gibi bir şey bu,
Git, istersen, cüzam kap bir yerlerden,
Görmek istersen, nicedir, tutkunluğumu.
biliyorum, senin için bir ölüden farksızım şu an. hayalet gibi salınıp duracağım önünde ve sen beni hissetmeyeceksin. gülüşümle can bulmayacak gözlerin, seviyorum seni derkenki sıcaklığının yerini, beni geç bulup çabuk kaybetmenin, kalbinin binlerce derinine gömmenin soğuk kanlılığı alacak.
düşüncesizce attığım adımların geç de olsa karşıma çıkan hayatın en güzel sürprizine bedel olacağını nerden bilirdim ki? senden bir haber seni ararken ben burdayım demedin ki?
"geceleyin bir ses böler uykumu, içim ürpertiyle dolar nerdesin?" diye feryat ederken ben, sen dikilmedin ki hiç karşıma.
anlatmaya çalışsam da dinlemezsin, hem ben ölüyüm sesimi duymazsın. şimdi söylesem söylemediklerimi, belki sen... boşver, aldırma bana. ben bir ölüyüm yargısız infaz ettiğin. zaten bu sadece bir ölünün sessiz mektubu.
dudaklarımı yiyorum. flash back günüm bugün. çok uzağa gitmedim sözlük. 13 ay evvele gitmek ömrümden giden 13 seneye tekabülden ve fazlasını kaldıramadığımdan kafiydi. bankacı oldum be sözlük.sözüm ona en iyisine girdim. stajımda en yüksek plazadaydı. liseninde en iyisiydim.tempraydım ben.
okurken de vakko giyiyodum hala giyiyorum. evet 13 ayda milanoya parise tatile gidebilecek para da biriktirebiliyorum h.sonları orda burda yiyip içmeme rağmen. evet anam babam da sağ sit com gibi karadenizli bi ailem var. ve evet sağlığım yerinde.bizim oraların deyimiyle bi tek davunum eksik ama adam değilim.ve evet bundan sana ne sözlük.kime ne... sözlük mutsuzum be. kronik majör depresyonum var. başımın belası beni yiyip bitiren... heryerde herkesle heryerden herkesden kopuk yaşatan... ve kimse farkında değil..
eşşek kadar şubede ağladım bugün. 25 yaşında bi erkeğim ve müşteri haksız olduğu bir konuda bana galiz küfürlerle saldırırken benim tek kurabildiğim cümle beyfendi terbiyezleşmeyin oldu.bu cümlenin onun üzerindeki etkisi sen bana nasıl terbiyesiz dersin ahlaksız vs.. oldu. bana çok yaklaştı titriyodu ben titremiyordum ama bana vurması ihtimaline karşı vururmuyum vurmazmıyım mı ölçüp biçiyodum.nasıl olsa bir ay sonra askere gidecektim işleri sermesemde bi rehavet sürecine girmiştim bi çakarım aklıma gelmişti ki askerlik dönüşü tekrar kaldığım yerden işe devam edeceğim aklıma geldi.kendimi geri çekerimde karar kıldım.bana vurmasını bekliyodum.haksızlığının pekişmesini.zira müşteri memnuniyeti dedikleri allahın cezası şey yönetmenim ve müdürmde vücut bulmuştu.onlara göre müşteri dediğimiz yaratık her şartta haklıydı fakat benim bildğim müşteriler insan olurlardı.sözlük insanlara gösterdiğiniz güleryüzün ertesi günü size hacdan zemzem suyu getiren hacılara dönüştüğünü de gördük memleketinden torun sevmeye gelen teyzenin tatlısına dönüştüğünü de.hatta işlemini ücretsiz halletmesine yardımcı olduğum insanlardan avanta tekliflerini de.evet bu teklifte beni yerin dibine sokmuştu.kadının yüzüne bakamamıştım sanki benden erkekliğimi istiyordu. olur mu efendim bu yüzden buradayım görevim bunlar nasıl çıktı ağzımdan hatırlamıyorum ama sözlük karşınızdaki insan size küfrederken sizin hiçbirşey yapamayıp oturduğunuz yerden adamı dinliyor olmanız çok koyuyo be. bu mudur belli standartların bedeli. bu mudur iş sahibi olmak yada bu mudur işsiz olmamanın bedeli.ölesim var ama gelmiyo mübarek