bakarsan görürsün aslında gülen gözlerin ardındaki her şeyi... ışıltıları bile farklıdır her duygunun. sözler yalandır, duruşlar yalandır, el tutuşlar, sevişmeler.. ama bakışlar gerçektir. ay ışığı yalandır yavrucağım, güneşin sıcaklığı gerçektir.
seni sende bitirdiğimin kaçıncı günüdür bugün. hala göğsümde o ağırlık. kaygılarım geçmişten değil, gelecekten. beni sensiz bir hayat bekliyor. sensiz, zor, uzun, bir o kadar da kısa bir hayat. adını anmak, her yerde senden bir parça bulmak.. geleceği görmeye çalışyorum. saçlarım ağaracak ve titreyecek ellerim, ellerim buruşacak.. istemiyorum yavrucağım solmasın ellerim bir kez daha tutmadan ellerini. kucağında son bir defa daha uyumadan daralmasın nefesim.
söyle sevgili ben neyim? nerdeyim? ne haldeyim?
gel tut ellerimi son bir kez daha. nefesini hissedeyim çok geç olmasın. öleceğim sevgili pişmanlıklarımdan. sarıl sarmala kollarınla çok geç olmasın..
(Ben pandayı bırakırken şu yazılanlardaki hisler içindeydim , bana dönmezken de o.ben yazmadım bunları , ilkokulluyum ne de olsa . sen beni bırakırken sen de böyle hissettin sandım . yanılmışım. Gözlerinde gördüğüm şeyin , yazdığın şeylerin , ellerinden taşanın gerçek oldugu yanılgısına kapıldım bir an , o andı sana dur demem. Sonra anladım sen kedini de beni de kandırmışsın .o an anladım kalbımı açmak için aradıgımda seni bir başka kadının yanında buldugumda. Bütün bu olanlar içinde en onur kırıcı olanı ölüyorum aşkımdan o kadar ki seni görmeye duymaya konuşmaya senle dayanamıyorum diyerek koca bir yalanla öyle bir havada çekip gitmenin aslında bir kadına oldugunu anlamaktı. Nasıl böyle bişey yaptın.bu kendini nasıl bir inkar nasıl bir yalan.ben gerçeğim diyerek içimdeki aşkın hayalıyle savaşmaya kalkarken sen , hırpalarken beni , kalbimi ,bu hikayedeki en büyük yalan olan sen. Sen nasıl bir yalansın ben gerçeğim diye bas bas bagıran hayaletleri yerlerınden etmeye kalkan.karanlık çukuru daha derin ve daha zifiri kılan. bunun vebalini nasıl ödersin . var mı bildigin bi bedel . bir ömür avuturum diye yola çıktım deyip 3 hafta avutamayan sen ..sen, gerçek oldugunu sanan nasıl bir yalansın ? bekle beni diyen ertesi gün bir kadının yanından seslenen nasıl bir maskesin sen ?
Anlatamadıysam sözlerimle sana bu aşkı, bu kalbi al yanına, o anlatsın sana..
Hiç sözlerimi dolandırmayacağım. Romantik kelimelerim, yağmur damlasından ince düşüncelerim tükendi artık. içimden geldiği gibi yazacağım. En net kelimelerle, en süssüz harflerimle en ağır duygularımı anlatacağım.
Çıkartıp kalbimi koyacağım masaya. Al diyeceğim al ve git. Ellerimle sökeceğim kalbimi , bedenimden, kanlar damlarken masaya, al diyeceğim. Eğer gidiyorsan bir yere, bu kalbi de al öyle git.
Zaten aldın, tüm kalbimi, beynimi, hücrelerimi kendine aşık ettin, şimdi gideceksen bu kalbi, bu et parçasını da al öyle git. Sensiz yaşabilirsem, kalpsiz de yaşayabilirim.
Tek bir söz söyleme artık, gitmek geçiyorsa aklından, masadan kanları damlayan bu kalbi de al öyle git. Anlatamadıysam sözlerimle sana bu aşkı, bu kalbi al yanına, o anlatsın sana..
Susturabileceksen içindeki sesi, kırılmayacaksa kolun kanadın, kopmayacaksa papatyadan yaprakların, al bu kalbi de öyle git. Senin için döktüğüm yıldız tozlarının, sana aşık ruhumun yazdığım tüm yazıların, kaynağı bu kalbimdi, onu da yanında götür ve öyle git.
Al bu kalbi, git gidebileceğin kadar uzağa, yazarken ben ağladım, okurken de sen ağla. *
kuştan
Artık, o akşam üzerine tek kelime dahi etmemek üzre;
BENiMKiSi KUŞDiLi; BiTEViYE TEKRAR EDENiM, AMA BANA SORSAN -HEP BAŞKA BiR ŞARKI SÖYLERiM.
Kendi duymadığımı en son söylüyorum, kanat seslerimden, ancak hatırladıklarımdan besteliyorum, kimse şarkı uydurmuyor benim için;
Kuşun hikmeti bu kadar. Kuş: görmediğini, unutmadığını, dokunamadığını, bilmediğini ve beklemediğini isteyen, bunlara hükmeden ve bunlarca hükmedilen; ama bir cennet kuşu için bile cennette olmanın bir anını hayal etmek değil midir cennette olmak? Söylediğim ama bilmediğim bir şarkı mıydı dilimden dökülen? Bu muydu hepsi? Bu kadarken bile, o kadar güzeldi ki ancak güzel olanları toplayarak bulabilirim sonucu.
Öldürürdüm ama Zümrüd-ü Anka gibi, hiç hayal etmememe rağmen. Büyük yaranın sahibini öldürürdüm sırf var olduğu için, senin güzelliğine tanık olduktan sonra… Senin gözyaşından yeniden doğurmak isterdim asıl sahibi, ellerimle geri vermek için sana; isterdim ki; göz yaşının ateşinden ve ateşi söndüren buzundan can verebileyim, ki varsa ve verebiliyorsam eğer en sonuncusudur; Yani isterdim ki, o gözünde güzel olana verip seni ve seni güzel olana; güzeller açmadan daha gözlerini karışmak gözünüzü gölgeleyen karanlığa, ait olmadığım zamana... Kimse bana ne olduğunu ya da nereye gittiğimi düşünmezdi, güzel olanlardan en güzelinin ara ara merak etmesini düşlerdim ben ama; Ulaşmaya çalıştığım zafer bu olurdu gerçekten bir kuş olsaydım, bunun aklını karıştıran aksi değil. Ben insanken de- ki bu sadece güzel olan bana eşitiymişim gibi davrandığında oluyor, kuşluğumdan çok ayırt edilemiyorum aşkı koklayan her şey karşısında. insanken ortaya çıkan dramım, elbette gerçekte insanmışım yanılgısını yaratıyor herkeste. Ama bir kuş kadar aklım, yaraların iyileşmesi hususunda; Eğer bir şansım olsaydı seni yeniden yaratmak için, sadece yaralarını iyileştirirdim. Dokunmazdım bile; Öldüremeyen ve doğuramayan bir kuş olmak olmasaydı kaderim.
Ama elbette gerçekten bir kuş değilim. Olsaydım bile kolayca inandıramazdım kimseyi. Ama bir kuş olmadığıma da inandıramazsın beni. Hem bir kuşun bir kadına, kendisinin ve hiç kimsenin hükmedemeyeceği, bir aşk beslemesinde garip olan ne var ki? Güzel olana güzel demek de garip olan ne? ya da tamamlanmayan, eksik kalan?
Şimdiye kadar söylediğim şeylerin pek azını yapabilirim, ama söyle bana; seni sana bağışlamanın daha iyi bir yolunu bulabilir mi bir kuş? Yuvasına oturulmadan...
Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden
Seni öpsünler diye gönderiyorum sana
Bana, kucaklarında seni getiriyorlar
Ben de sonra o seni getiriyorum sana...
özdemir asaf
Kendimden başka sen de ol istedim, sen de ol ve birlikte büyüyelim. Ben tek başıma büyümekten hep korktum. Tek başıma büyümek yalnızlığıma çare değildi sonuçta. Büyüsem ne olacaktı, sen olmadıktan sonra.
Kendimden başka seni sevdim. Seni hayatımın merkezine aldım. Çocukluğumun da ,ergenliğimin de ,erişkinliğe giden yolumun da geçtiği o merkeze. Oyunlar oynadık beraber, beraber ağladık, sorunları beraber çözdük. Sabah sana uyandım , yoksa güneşi tek başıma ne yapardım! Gece sana uyudum, sana kavuşmanın özlemiydin çünkü sen en çok. Sen bir parçaydın, yüreğimin bütün parçası.
Kendimden başka seninleydim. Hiçbir zaman sadece kendimle kalamadım. O sadece renkleri düşündüğüm yağlıboya tablolarımı yaparken bile seni düşündüm, araya girip hep öptün fırça tutan ellerimi. Şiirlerimi sana yazdım , seni iç dünyamın derinlerine kadar ulaştırdım.
Şimdi sanki hiç olmamışsın gibi gitmen gerek öyle mi?
Gitmemiz gerek.
Bu yazıyı sana yazdım ama belki de hiç okumayacaksın.
Burada yazdığından bile haberin olmayacak.
--spoiler--
yolun kabasını almıştım ben tanıştığımız zaman
sen dalgalanmaktaydın duman duman
o yüzden anlayamadın tam olarak olup biteni
hala kulağımda çınlıyor o sen kahkahan
haberin yoktu henüz cilvesinden askın
sarsılmıyordun hiç ay tutulmasından
o kadar gamsızdın(deliydin), o kadar açtın ki
düşmen kaçınılmazdı arzın ortasından
pişman olduğun zaman
huzur bulduğun zaman
zevke doyduğun zaman dönebilirsin
ben yine burada olacağım
yaralarını saracağım
seni anlayacağım
ben yine burada olacağım
yaralarını saracağım
halinden anlayacağım
--spoiler--
yazarların yayımlanan kitaplarının başında yazan isimler bu durumu çok iyi anlatır. özelikle milyonlar satan bi kitapsa ve bir çok dile çevrilmişse kitabın ithaf edildiği kişiyi de milyonlar öğrenmiş olur.
ör:meavy beanch:kitaplarının hepsinde sevgili gordon uma der, ben bu kitabı sana yazdım demek anlamına gelir diye düşünüyorum ki bundan anlamlı deyiş de olmaz.
bunlar mutsuzluğun pençeleri.. bedenimde sakladığım tüm izler senin eserin.. sensizlikte oluştu tüm bu kesikler ve yine bir sensizlik anında ölmeyi istedim tüm iyi niyetimle... olmadı...
mutlaka bir yarını olmak zorunda değil bu günün endişelenmene gerek yok.. hatta bu gün de olmayabilir... hiç yaşamadığım günler oldu çünkü biliyorum... hepsi hepsi aralıksız elli altı saat uyku...
canım acıyor... kanayan yerlerim değil, bıçak izlerim değil... canım acıyor... ağlamak bu kadar zor olmamalı bu kadar acıya... bir iki damla yaş lütfen... temizlensin içim arınsın senden..
bir iki damla yaş.. sadece bir iki damla...
yoksa bir iki damla kan akıtmak yetmeyecek içimi arındırmaya...
diğer yazarların sıkıntılarını az çok okudum. genellikle aşk ızdırabını hafifletme amaçlı yazılar var. benim derdim açıkçası bu değil. derdim aslında en büyük arzum. kendi filmimi yapmak istiyorum be sözlük. söyle vizyona gireceği zaman arkadaşlarıma davetiye gönderip hadi gelin bakın olmuş mu demek istiyorum. kıskanma hemen seni de unutacak değilim. senin için özel bir uludağ sözlük galası yapmazsam adiyim.
gel gelelim elinde ne var diye soracak olursan seneryo ve bilgi birikimim var sözlükçüm. hani yapımcı nerde deyip benim asabımı zıplatma. çünkü benim sıkıntım bu yönde sözlükçüm. sıkıntı dediysem kapı kapı dolaşmış kapılar suratına kapatılmış gibi bir durumum yok. sıkıntım o kapının beni dinlemeden anlamadan suratıma kapanma ihtimali. benim şöyle gerine gerine sindire sindire elimdeki malzemeyi anlatırken beni dinleyecek bir yapımcıya ihtiyacım var. gerisi kolay. sanma bunun saçma bir özgüven kıpırdanması olduğunu, bu sekterün en zor kısmının kendini dinletmek olduğunu bildiğim için gerisi kolay. beğenirler çok sevindirmez, beğenmezler çok yıkmaz ama hadi casting derler sevinçten taklalar attırırlar. bir gün bu filmin olacağına ben eminim ama olurya sinemanın savrulduğu şu anlarda hayata geçerse o zaman kıymet seviyesi benim için çok yukarılara zıplar.
hadi biraz kopya ver de ne çekmek istediğini bileyim dediğini duyar gibiyim. benden anlatmak ister gibiyim ama sağ kolun sol kola güvenmediği bir ülkede ben sana nasıl güveneyim be sözlük. ama merak etme gösteripte vermemezlik gibi bir amacım tabii ki yok. ancak şu kadarını söyleyebilirim ki her insanın içini kıpırtatıcı sahnelerle başlayıp acaba sorusuyla sürükleyip oh çok şükür edalarıyla bitirmek niyetindeyim. bazı sahneler olacak ki yorumları mutlaka ''vay be'' şaşkınlığıyla başlayacak. bazı sahneler ise ben önceden tahmin etmiştim mantığıyla filmi izleyenler bile ''ben önceden tahmin etmiştim ama bu kıvraklık çok şık'' diyecekler. ne güzel kendi ürünümü övüyorum değil mi? senin de ben çocuğunu methetmeyen anne baba duymadım dediğini ve alaycılığa başladığını biliyorum. ama benimde gerçekçi amalarımın olduğunu ve bu amaları kendimin yaratmadığını bil. gün gelecek ve amalardan 1 tanesi kazanacak ve o ama benimkisi olursa kaybeden sen olmayacaksın. senin aman galip gelirse emin ol bende kaybetmeyeceğim ve yeni bir ama yaratıp ''ulan ne güzel yazmışım'' deme keyfimi kovalayacağım.
edit= unutmuşum aklıma geldi sözlük öyle ödül tören meraklısı bir adam değilimdir. zamanında yaptığım sporlardan kazandığım ödüller yaptığım mecburi konuşmalar böyle bir arzuyu aklıma bile getirtmez.ama insanız be sözlük gözümüz hep bir şakşakçılık arar durur ama şakşakımız ne portakal'dan ne cannes'den ne berlin'den ne de oscar'dan gelsin isterim. bir sadri alışık heykelciği çok hoşuma gider sözlük. sen zaten bilirsin sözlük bu ödül gönül alma ödülüdür ama benim için sadri abi selamlı bir paylaşım olur.
eğer birgün görürsem seni, seviyorum der gibi bakmam sana, neden bıraktın der gibi de bakmam. anlayamassın içimde ne olduğunu inan bana. yine o eski gülümseyen kızı görürsün ve hiçbir kırılmışlık hissedemezsin asla! neden mi? o eskiden sevdiğin kızım ben çünkü. gurur ve güç! bir gün yine beni sevsen ve benimle olsan bile vazgeçmeyeceğim bunlardan asla, anladım çünkü sen öyle sevmiştin beni ve ben hep ben kalmalıyım! hep senin sevdiğin o kız olacağım. sen de sevdiğim adam kal olur mu?
bu gece hergeceden bir başka, sen hatırlamasanda! ve ben bu yazıyı sana yazdın sevgilim belki hiç okumayacak olsanda!
tıpkı o şiirdeki gibi sarılmak istedim sana ve okyanusunda boğulmak seninle ya da o okyanusun üzerinde seninle bir hayat kurmak. tuttun ellerimden sardın beni, okyanusa bıraktığımızda kendimizi mutluyduk ikimizde beraberdik birkere, kavuşmuştuk değil mi?
neden sonra yoruldun sen o okyanusun dalgalarından ve kıyıya çıkmak istedin tekrar, dur diyemezdim sana ama beni de alsaydın yanına!
o koskoca okyanusun ortasında bir ada vardı göremedinmi yoksa? okyanusun iki karşı kıyısına iki ayrı köprüsü olan bir ada. köprülerin biri benim hayatıma çıkıyordu, yollarına kırmızı halılar ve güller serilmiş senin geçmen için yapılmıştı. diğer köprü senin hayatına çıkıyordu ama kapısında kocaman çelik kilitler vardı! anahtarları senin kıyında yaşayan insanlarda ve ben geçemiyordum o kıyaya!
sen ortadaki o adayı göremedinmi yoksa, anahtarlarını alamadınmı senin hayatındaki o insanlardan yoksa sen mi sakladın o anahtarları benden? bilmiyorum!
sen benimle o okyanusta boğulmak istemedin ve göremedin o adayı, belkide açamadın bana o köprünün kilitlerini. beni o adada bırakıp geçtin kendi kıyına ardında kaldım ve sadece baktım o adadan sana, gidişini izledim. ağırdı adımların, yağmur vardı biraz ve okyanusta dalgalar senin elinde sigaran yine yürüdün ağır ağır kendi kıyına beni bırakıp ardında!
bense yalnız kalmıştım adamızda, bir anda yer sarsıldı ve ada paramparça topraklara bölündü, çırpınarak çıktım kendi kıyıma. beni bekleyenlere gülümsedim bilirsin en acı anımda bile gülümseyebilirim!
şimdi kendi kyımdaki insanlarla yaşarken(!) hayatı, onlar bana bakmadığı zamanlarda karşı kıyıya bakıyorum hep belki seni görürüm uzaklardan diye ve geceleri çevremdeki herkesten sıyrıldıgımda kıyıya oturup seyretmeye çalışıyorum senin hayatını. hiçbirşey göremiyorum elbet ve anılara dalıyorum yine, ciğerlerim okyanusun tuzlu suyuyla dolmuş acırken o suyun birzamanlar nasıl ferahlattığını düşünüyorum beni. senin, benim seni özlediğimin ya da düşündüğümün farkında olmadığını biliyorum ve artık senin için bir 'hiç' olduğumu! çünkü eğer hiç olamsaydım senin için hissetirmek isterdin bana ama yapmıyorsun onu da!
seviyorum seni diye haykırmak istesem de karşı kıyıya ne sesim gider sana ne de bu mutluluk verir sana! içimden söylüyorum bende ve gözlerimi her kapattığımda birzamanlar bana sevgiyle baktığın o gözler geliyor karşıma. seviyorum diyorum, karşılığı olmasa da, onun için bir 'hiç' olsamda!
başına bir şey gelmesinden korkuyorum, başka birinden hoşlanmandan korkuyorum, başka birinin senden hoşlanmasından korkuyorum, sesini duyamamaktan korkuyorum, hiç başlamadan bitmesinden korkuyorum.
bu yazıyı okumandan korkuyorum.
ben seni severken çok korkuyorum. işte bu yüzdendir sevgimin şiddetine dayanamayışım.
onca uzaklığa rağmen hislerime dur diyemiyorum.
ah tanrım ben ne yapıyorum, kimin eline bırakıyorum yüreğimi. benliğimin kıymetini anlamadım mı hâla?
aşık olmak istemiyordum ben. mızıkçıyım oynamıyorum.
sözlük yazarlarının daha çok platonik aşklarına ya da sevdiklerine * hiçbir zaman söyleyemeyecekleri şeyleri içeren yazılardır. sevdiceğin suratına suratına söylenmediği takdirde de bu 50 sayfa arasında kaybolup gidecek duygulardır.
ben bu yazıyı hayallerime yazdım.
yetkili biriyle görüşmek istiyorum artık. herkesin sorunları var ve kendi sorunlarını çözmeye çalışıyorlar. hayaller , hayallerim. can varemedim sizlere. beni bağışalayın. sizi ben oluşturdum ve hak ettiğiniz canı veremedim. içimde öldünüz ve acı vermeye başladınız. sizleri oluştururken oysa ne de zevk vermiş , mutlu etmiştiniz.
sözlük hep senin sayfaların üzerinde başkasına yazdım yazılarımı burada. ama şimdi ben bu yazıyı sana yazıyorum. bünyende ne kadar farklı insanlar barındırıyorsun. herkes birbiriyle mücadele içinde sanki. sessizce köşenden izliyorsun. birbirine laf sokma yarışında olanlar, kanıtlamak için yanıp tutuşanlar ya da sadece ortaya sorun atmayı sevenler... ama ilginçtir ki hiçbiri çekip gitmiyor. hepsi burada seninle. gitmek mi doğru kalmak mı onu da anlamıyorum ya sözlük hadi hayırlısı.
peki bizleri izleyen olarak sen söyle; saygılı mıyız birbirimize, fikirlerimize?
"özgürlüğümüz başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde biter." cümlesine birazcık olsun kulak veriyor muyuz? yoksa benmerkezci miyiz hepimiz?
ben bu yazıyı sana yazdım sözlük. her gün saatlerimi geçirip barındırdıklarına bakarak yazdım...
gönül çalamazsan aşkın sazını
ne perdeye dokun ne teli incit
çalamıyorsun , bilmiyorsun , korkuyosun parmakların incinir diye vazgeçiyosun . perdeye dokundun teli de sazı da incittin .
eğer çekemezsen gülün nazını
ne dikene dokun ne gülü incit
çekemiyosun , dikene dokundun , gülü incittin.
bülbülü dinle ki gelesin coşa
karganın namesi gider mi hoşa
meyvesiz ağacı sallama boşa
ne yaprağını dök ne dalı incit
meyvem yok , yaprağımı döktün , dalımı incittin.
bekle dost kapısın sadık dost isen
gönüller tamir et ehli dil isen
sevda sahrasında mecnun değilsen
ne leyla'yı çağır ne çölü incit
mecnun değilsin , leylayı da çölü de incittin. Sen aşkı incittin. Suçlusun. kuş'a .....
kuş'tan:
incittim. Bilmez değilim. Utanıyorum da.
Gülün güllüğünü de bildim, dikenini de...
Ama bilemedim,
Gül bilir mi benim bülbüllüğümü?
Bileydim; Leylanın ne yöne baktığını, böyle olur muydu?
Böyle mi olurdu, sevda sahrasını başka yönde bilmeseydi Leyla? Doğuya bakarken batıdan gelenin gelmesini ne etsindi Leyla? Bilemedim?
Ben cennette zannetmesem kendimi, meyvesiz ağacın meyvesine uzanır mıyım? Meyvesiz ağaç yok zannetmesem, uzanır mıyım? Ama bilemedim ki;
Tohumu toprağa düşmeyen ağaç ne etsin toprağı?
Gül olmasa bülbül ah u zar etmez. Bunu bilmeyen gül olur mu?
Feryat figan kendi sesiyle öldürsün mü bülbül kendini? Gülün zalimi olur mu bu kadar? Kendini dikeni zanneden gül olur mu hiç? Anlatma kendini, kendini Mecnundan sor.
Affet beni, yaşattığım her kötü an için.
4 yıl sonra gelen edit ;
çalamadın , viran eyledin , gittin .....
hayatım beklemekten ibaretken, inilecek durağa yaklaştığımda hayatımı anlatan sen vardın. tüm yazılan ve okunmayan her şeyi ben sana yazdım. yazamadıklarımı gece sessizce kulağına fısıldadım. ve senden hiç duymasam da sevgi sözcüklerini bir gün söyleyecekmişsin gibi sabır taşlarına çentikler attım. aşk olmadan hayat yaşanmıyormuş yaşanan şeye de hayat denmiyormuş bunu anladım. ve sevgili bir günde sen bana duymak istediklerimi, okumak istediklerimi yaz diye bekledim.