bir gün heyecanla sana gelmiştim. anlatmak istediğim bir şey vardı. çok önemliydi fikrin benim için. hayatımdaki en büyük destekçimdin sen çünkü. artık ne olmak istediğimi biliyorum dedim. ayrıntılı anlattım sana.
kocaman gülümsemenle baktın bana, sonra da hayatım boyunca aklımdan hiç çıkaramayacağım o cümleyi söyledin.
''ne olursan ol, mutlu ol'' dedin.
sonra sen ne olduğumu göremeden gittin..
bende istediğimi olma yolunda ilerleyemedim ama hep ne olursam olayım önemli olan mutlu olmak dedim seni anımsayarak, seni yanımdan ayırmayarak.
şimdi ben yine istemediğim bir yolda yürüyorum. tek korkum var, senin verdiğin öğüde uyamayıp, mutlu olamamak. *
necmettin, küçük bebeğim nerdesin? evde çoluk çocuk aç bitap, perişan olduk, daha gelmezsen bakkal, ev sahibi, kasap ve çırakları sadece bir öpücükle yetinmeyecek, nerdesin şerefsiz necmettin?
Hep yarım yamalak seviştim ben.Birinin sol memesini yaladım. Ötekinin sağ kulağını. Bazısının bir bacağını sevip okşadım ben.Her porno sevişmenin sonunda film eksik kalmasın diye seni anlattım. Sırf "konulu" olsun diye. Hiç mutlu son olmadı bu filmlerde. En azından benim için. Diğerleri için sorun yoktu. Zaten ilgilendikleri sevişmenin sadece "porno" olan kısmıydı. Sonu "mutlu" yada "mutsuz" farketmedi. Birini isterken diğeriyle yatmak "çelişki" değil yaşam tarzıydı. Anlamadıkları,anlayamadıkları "nasıl?" tek kişiye bağlı kalabilirdi ki bi insan? Küçümsediler. Ruhumun olmadığını biliyorlardı ve geriye kalan "beden" i nasıl olupta ele geçiremediklerini anlamayıp "edebi" eserlerle dalga geçmeye çalıştılar. Komiktiler.
Küçüldüler. Sürükleniyorum ve bu sürüklenme halini delice savundum. Savunuyorum. Pişman değilim. Biliyorum ki girdiği "delik" sayısıyla ölçülmüyo insanın karakteri yada girmek istemedikleriyle.
Birinin sağ kulağını emdim, seninkini andırıyordu. Diğerinin sol memesini emdim en çok seni hatırlatan. Tek kolumla sarıldım yattığımda. Ayrı ayrı hepsi bi parça sana benzedi. işte bu yüzden ben hep yarım yamalak seviştim.
edit: noktalardan sonra boşluk bırakmamışım monako.
gecenin köründe sen vardın, aslında hep sen vardın.. içtiğim sigarada, sevdiğin her renkte, her kokuda, her yemekte..
senden sonra.. senden sonra başkası olmadı çünkü..
ben senin yaptığını yapamadım..
emeklerime acıdım..
sen sevmedin diye vazgeçtiğim dostlarıma, sen sevmiyorsun diye bıraktığım alkole..
kendime acıdım..
ben bu yazıyı sana yazdım..
pişman olup geri döneceğini bildiğim halde benim için geri dönüşü olmadığına..
benim için çok şey olduğun zamanlardan bir hiç oluş hikayene acıdım..
ben bu yazıyı sana yazdım..
peynir familyasına ait olduğunu nerden bilebilirdimki?!
''ne oluyor diyemeden bir de baktım ki; artık yoksun. sorgulamadan, bilmeden çıktın çıkarttım hayatımdan seni. belki de; bu kadar kolay olmasının sebebi buydu. belki düşünüp kafa yorsaydım cesaret edemezdim. yapacak gücü hiç bulamazdım. bir anda olmalıydı. olmalıydı da; 'hain' ben olmamalıydım. ben ihanet ettim sana ve geçen 6 seneye ufaklık. 6 seneye, sana en önemlisi kendime...
öyle bir yaraladım ki kendimi, öyle sapladım ki bıçağı... ebedi iflah olmayacak bu yara...ben böyle değildim... bunu da en iyi sen bildin.
temizdi... değil artık...
gözlerin ufaklık , gözlerin ömrüme bedeldi. ama bakamam artık o gözlere. dilim varmaz son kez affet demeye. ben hainim. bunu seçtim ve bedeli sensiz kalmaksa eğer, gözlerine bakamayacak olmaksa eğer, evet bu bedeli ödeyeceğim... hainim çünkü, hak etmedin çünkü...
ama ; senin için ufaklık, herşey senin için, güzel zeytin gözlerin için.
mutlu ol ufaklık...''
ben de bu yazıyı sana yazmışım... tarih: 22.01.2007 -
zaman ne çabuk geçmiş, 3 seneyi yemiş yutmuş ayrılık... ve sana dileğim mutlu ol olmuş... ben 3 seneden sonra ilk kez bugün gördüm seni... hala aynıydın, hızlı aceleci. acele içinde markette kasaya yürümeye çalışıyordun. gördüm... baktım baktım görmedin... duymuştum nişanlandığını ya, koyamıyordum yanına kimseyi...bugün koydum gözlerimle yanına başka birini. beni gördüğünü anladığım an çevirdim ufaklık kafamı, bakamadım , bakamazdım utanırdım. çok değil 1 sene olmadı daha ''unut artık beni lütfen at kafandan'' mesajını sana zırıl zırıl ağlarken yazalı... ama şimdi bakamadım işte çevirdim kafamı yanımdaki adama baktım ona bakmalıydım sen sildiğim; o yazdığımdı çünkü...
dayanamadım baktım ki, o zeytin gözlerini gördüm, iki ufak çekik zeytin göz 3 yıl aradan sonra yine bu eşşek gözlere değdi. tam bu keyfi çıkarayım derken, hayatım diye bağıran bir kız ilişti gözüme. evet tanıdım, nişan resimlerinizi görmüştüm. tanıdım o kızı, nişanlın o senin. şimdi sana da yasak oldu gözünü eşşek göze değdirmek... çevirdin gitti, bir daha hiç dönmemecesine...
ben yanımdakiyle, sen yanındakiyle... iki farklı hayat otomatik kapıdan yağan yağmura karıştı gitti... sen gittin...ben gittim...
evet kışın buz gibi keskinliğinde hava almak bahanesiyle anlamsızca camdan dışarı uzanan kafam nasıl da ürperiyordu seni görmek uğruna. evet seni işyerinde görebilmek için ışıkları söndürüp perdeyi aralayan da bendim, çöp dökmek için dolmamış poşetle dışarlara taşınan da. sokak köşesinden eve geçmek için olanca gücümle yavaşlayıp, görme süresini arttırmaya çalışan da bendim. sen hep baktın bana, bense seni hep görmeye çalıştım, gözlerinde gözlerimi. sana kendimi, yalnızlığımı, tutkularımı nasıl daha iyi ifade edebilirdim bilemiyorum. konuşursam kelimelere yenileceğinden korkuyordum; ondandır sessizliğe bürünüşüm, kaçamak bakışmalarımız.
ey sevgililerim *** Burada uludağ sözlükte bir başlık var. Romatizmanın en büyüğünü yaşatıyor yazılanlar insanlara. ** Yeni bir sevgilisi olan mı dersiniz, sevgilisinden ayrılan mı dersiniz birine ayar vermek isteyen mi dersiniz herkes toplanmış. Tıpkı bizim evin önünde sizin toplanmanız gibi. Bu arada annem size çok kızıyor. Evin önünde sürekli gürültü çıkartıp kavga etmeyin benim için. Arada pencereye çıktığım da çığlık atabilirsiniz. Birde ne olur evin önünde intihar etmeyin. Belediyeden gelip çevre temizlik cezası keseceklerini söylemişler dün eve gelip.
ne çok sevmişim seni fark etmeden. gözlerimi herkese kapatmışım seninle. sen dünyaymışsın ben de ay. sen gidince anladım merkezimde olduğunu. oysa nasıl gülerdim aptal aşıklara... onların yaptıkları o salak hatalara... şimdi ben de onlardan oldum. sen gittin ama ben bendeki seni gönderemedim benden.
sana dair acılar biriktiriyorum hayatımda. her seferinde kendime "artık onu sevmek yok" diyorum ama akşam yastığıma değdinde başım "ben hala onu seviyorum" diyorum. nasıl da kararsız biriyim oysa... ben bir tek seni sevmeye kararlıyım. bu hayattaki amacımsın belkide; vazgeçemeyişim bundan sanırım.
hayallerini yaşatıyorum ben suni tenefüslerle ama sen bilmiyorsun. yoğun bakıma aldım aşkımı, seni ve senle ilgili düşlerimi ama sen yoksun. tek eksiğimsin. kapatılmaz boşluğumsun. varlığının hala bu dünyada olduğunu bilerek, yaşadığını düşünerek mutlu oluyorum. ne kadar saplantılı bir düşünce oysa. tam bir hastalık bu.
biliyor musun? kapılarımı kapattım herkese. ve sadece sana açılacak bir gün açılırsa bu kapı. aslında biliyorum gelmiyeceğini. yine de umut ederek bekliyorum işte. umut fakirin ekmeği demişler. benim fakirliğim sensizlikten. gözlerimden düşen yaşlarımın tek nedenisin ama üzülmüyorum sana ağlıyorum diye. sana harcadığım vakitlere bazen kayıp diye baksam da aslında bunu düşünmem biraz kırgınlıktan sana. yoksa sana kızmak imkansız benim için.
şimdi telefonumu arasan, bir mesaj yollasan biliyorum ben seninle yine hiçbir şey olmamış gibi konuşacam. keşke nasıl sevdiğimi seni bir bilsen... belki... belki de değişir miydi herşey?
uzun seneler önceydi.çocukçaydi, sadece 16 yaşinda bir çocuktum. birden estin aklıma. sadece dişariyi seyrediyordum oysa. anlatmasi biraz zor, hani bir film izlersin etrafindakiler musluklari açar ama sen sürekli damağina biriken agriyla boğuşursun göz yaşlarini akıtmamak için. belki kimseler görmesin diye belki de güçsüz görünmemek için. çok üzülürsün ama tutarsin kendini ağlamazsin. ben de öyle oldum gecenin son saatlerinde.
adeta görücü usülü çıkmaya başlamıştık. en yakın arkadaşının sevgilisinin arkadaşı... şimdi olsa hayatta yapmayacağım bişeydir heralde. küçük problemler, büyük büyük sevgiler büyütürdüm her gün. her uyanışımda içten içe sevinirdim ne kadar şanslıyım diye.
bizim problemimiz babandi. seni evle okul arasındaki yol dışında bir yerde görmem çok zor oluyordu. senle bir kafede oturamiyor, çarşıda gezemiyorduk, sürekli gereksiz tanıdıklardan saklanıyorduk.ama ben o kısa yürüşlerde bile elini tutmanin, gözlerine bakmanın verdiği tadı bunlamaz oldum kolay kolay. yüzün okadar güzeldi ki öpmeye kıyamiyordum o tertemiz duygularımla.
kontürümüz biter mesaj atamazdık, baban izin vermez görüşemezdik bir de bunlarin yaninda okulunla evinin dip dibeydi sanki. cuma günlerinin tadi bir ayri oluyordu senin okuldan çıkmanı beklerken. o gün koskoca 2 saat bizimdi, sadece ikimizin. fazla konuşmazdik, hayran hayran yüzünü izler ellerine sarılırdım. ara ara da birer öpücük kondururdum o güzel yüzüne. bazen çekinirdim kızar mı acaba diye.
babanın, abinin seni nasıl kolladığını anlatirdin bana. ben hiç bir zaman korkmazdim aksine karşılarına çıkıp onları pataklamak isterdim senin üstüne niye bu kadar geliyorlar diye. çünkü sen benim ömrümde tanidiğim çoğu kizdan daha düzgün ağırbaşlı bir karaktere sahiptin. ama kim bilebilirdi ki benim içimdekileri. seni tertemiz en saf halimle sevdiğimi. hiç kimse bilmedi, o zamanlar sevmek eziklikti gözümde. sakladım hep.
dediler ki oğlum erkek adam çapkın olur. bir sürü manitası olur. inandım salaklar gibi. herkesin beni beklediğini sandım. ne kadar yanılmışım, ne kadar aptalmışım. işte bir anda hiç bir şey yokken senden görüşemiyoruz diye çekip gitmemin yegane sebebi buydu. nasil bir piskolojiydi beni bu harekete iten, ama kendimi sıkılmış sayıp, yeniliğe ihtiyaç duyduğumu sanmıştım. dedim ya ozamanlar çocuktum diye. seni üzdüm kendimi hiç üzülmemiş saydim. şuursuzca yaptiğim hareketin bedelini senden sonra yaşadiğim her ilişkide ödedim ben.
bazen resimlerine baktım. kimlesin ne yapiyorsun gizliden gizliye hep izledim, bir daha geri dönmek için kendimde bir yüz aradim. ama bulamadım. eğri çamda karşılaşmıştık. işte ilk ozman tekrardan yüzyüze geldik. o kadar soğuktu ki gözlerin. bakmamak için elimden geleni yaptım. başka taraflara bakmakta buldum çareyi.
söylemek istediklerim vardi, ama kelimelerin geceye katacaği tek şey boş şeyler olucaktı senin için. sonra tüm cesaretimi toplayip dans etmek istediğimi söyledim sana. bu isteğimi kırmadığın için de minnettarım. konuşmadım, konuşamazdım da. müziği hiç hatirlamiyorum bile. nefes alış verişin vardi kulaklarımda, ara ara da içimdeki sessiz çığlıklar. tek yapabildiğim belini daha sıkı kavramak ve sarılmak oldu. müzik bitince gözlerine bakamadım, sende usulça kendini çekip, arkadaşlarının olduğu masaya gittin.
biri dokunsa ağlıcak gibiydim. ama ağlamadim daha fazla ezik gözükmek istemedim karşında. çünkü yaninda hep dik durdum hep seni korudum ben. babam gibiydim üzülmez, ağlamaz, incinmez canı acımaz. bu sertliğimi korumak için sana sadece bir kere seni seviyorum diyebildim. nasil bir akılsa zayiflık cümlesi saymışım bunu ozamanlar. anlayacağin aptallıklarim diz boyu.
şimdiyse sadece sokaklar karşılaşlmamızı sağlayan. kendi yollarımızda kendi dertlerimizdeyiz ikimizde. sen arada bir aklıma geldin kimselere anlatamadım. içim burkuldu sadece, sustum geçip gider diye. sabahleyinse yeni gün yeni dertler yapmam gerekenler. eğer aklıma gelirse bir gün bir yerden resmini çalıp saklayacağım.
biliyorum bir daha gelmeyeceksin belki beni coktan unuttun hatta ben senin icin hic bir zaman basrol oyuncusu olmadım hep 2.adamdım ama sen.. sen benim icin hayatımın yönetmeni konumundaydın seninle gülüp seninle hüzünleniyordum.sen.. hep sen diyip duruyorum,biliyorum ama, benden bahsedecek fazla bir sey yok beni ben yapan her sey sendeydi ve sen onları alıp gittin simdi kimlesin ne haldesin pek bilgim yok ama ben hala sendeyim mevsimlerden sonbahar günlerden cumartesi..
hayat bir paket çikolata gibidir, içinden ne çıkacağını bilemezsin. bitter de çıkabilir, beyaz çikolata da...
hiç bu kadar samimi, sevecen ve güzel konuşmamıştık. duyguları sınırlayıp, çekimser davranmıştın. bir kişinin içine huzur doldurmak, benim içime daha fazla huzur doldurur. senin gülümsediğini gördüm, dünyaya bedel. bana içinin huzur dolduğunu söyledin, dünyaya bedel. içkiyi bıraktım, kimse inanmıyor, ama bu sözleri duydum, sarhoş oldum. huzurla başımı yastığa koydum.
cahil cesareti miydi yoksa gözün körlüğü müydü, başka bir şeydi. seni sarmaktan korkuyorum, kaburga kemiklerin kırılır, içimden gelen o duyguyla seni kucaklasam. beynin yorulur, sana neler düşündüğümü anlatsam. aklın almaz, her an seni düşündüğümü söylesem.
beni düşündüğünü söyledin. demek beni düşündün, çok düşüncelisin. kim bilir neler düşündün, ya da yalan söyledin. elbet bu zor günler geçecek. huzur içinde başını yastığa koyacaksın. ve gözlerini kapayacaksın. düşüneceksin ki, ben mutluyum. ben de huzur içinde yastığa başımı yaslayacağım. huzur içinde... ve gözlerimi kapayacağım.. ve düşüneceğim ki ben mutluyum. sonra üzerimizi yavaşça örteceğim, baş başa mutlu olacağız...
Sevgi neydi?Sevgi emekti öyle demişti Türkan Şoray...
en çok o kadını sevmişimdir bilirsin...
Peki soruyorum sana sevgi emekse ben bu kadar emek verirken sen neden benim değilsin...
Neden elinsin bebeğim...
şuan sözlüktesin ve 33 tanede entry girmişsin bu gün ve bunuda okuyacağını biliyorum... ulan bana o lafları söylerken hiç mi için acımadı... ağzına sıçayım senin!
dün gece yine geldin rüyama
sarıldım ağladım sana
dedim ki "rüyamda ayrıldığımızı gördüm, hani bırakmayacaktın beni?"
dedin ki "rüya o bitanem gerçek değil ki"
hani rüyaydı?
hani?
yalancı!
bunu hiçbir zaman okumayacağını biliyorum..
seni seviyorum!
seni çok seviyorum!
seni her şeyden çok seviyorum!
senden hatırladığım son sözler. çok düşünmüştüm üzerinde. beni kaybeder mi acaba diye. hayır tabiki. sende biliyorsunki hayatında bir dönem yaşadım, yaşattın, yaşattım. kazancıyla kaybıyla.
hiç pişman değilim. olmayacağımda. sana dair herşey çok güzel va anlamlıydı. anılarımda kalıntıların sağlam. iyi ki seni yaşadım.
sen bana bakıyorsun iyi bir arkadaş görüyorsun..
ben sana bakıyorum aşkı görüyorum..
sen aynaya bakıyorsun güzellik görüyorsun..
ben aynaya bakıyorum kendimden utanıyorum..
bu aralar kafamı yastığa koyduğumda sadece bir tek şeyi hayal ediyorum..
ikimiz yanyana aynanın karşısında birbirimizin gözlerinin içine bakarken..
seni en çok güneşli havalarda özlüyorum.. sıcağın baharın tadını çıkaramadığımızda.
yağmurlu havalarda da hüzünleniyorum. yoksun aynı şemsiyenin altına girmek üzere yanımda diye..
kar yağdığındaysa özlemim daha da artıyor neşemi paylaşamadığım için.
suratının ortasına kar topu fırlatıp, yağan karın altında yatıp melek yapamadığımız için..
seni en çok uyanıkken özlüyorum ben yine de.. aklıma hep geldiğin için hayallerimden hiç çıkmadığın için..
uykumdayken seninleyim çünkü ben.. yanımdasın.. elim göğsünde, ellerin saçlarımda.. benimlesin...
benimsin.. seninim..
Yaşama amacını çözebilmiş değilim henüz. Neden yaşadığımın farkında bile değilim hala sanırım. Yaradılışımdan kaynaklanan bir duygusallıkla yüklüyüm. Yaşlı bir amca veya teyze gördüğümde, ağlayan bir çocuk gördüğümde içimden bir parçanın koptuğunu hissederim.
Acaba şirketlerde olduğu gibi bütçe mi ayarlanmıştı dünya yaratıldığında. Şirketlerde nasıl her yılın başında "bu yıl ki maaş bütçemiz şudur" diye plan yapılıp sonra o plan üzerinden çalışanlara pay ediliyor ya acaba dünya yaratılırken de duyguların tamamı hakkında belli bir bütçe ayrıldı da bazılarına az, bazılarına hiç, bazılarına ise onlardan çok fazla duygu mu verilmişti.
Birçok insanın olaylara bakış açılarını izledim. Başlarına gelen olaylara verecekleri tepkileri merak ettim. Empati kurdum üzerinde o olayların. Benim canımın yanacağı bir olay bir başkasının canını yakmıyordu bile. Ya da onun umursama duygusu yok olmuştu.
Bir de vicdanı olmayanlar vardı. insanların canını bile bile yakıp hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam eden ve arkasındaki enkazın altında kalan canı yok sayan insanlar!
Bir tarafta hayatından birçok şeyi inancı, duyguları koparılmış ve enkaz yıkıntısına düşmüş insanlar, bir tarafta can yakmış olmanın gururuyla ortada gezen ve hayatına yeni şekiller aramakta olan vicdansızlar.
Mutluluğun ne kadar saf değerler üzerine kurulu olduğunu bilmeden yaşayan zavallılar!
Mutluluğun, aşkın, sevginin, merhametin, vicdanın ne derece önemli olduğunu kavrayamamış, bunları taşıyan bir insan gördüğünde o insanı yıkmak uğruna, inancını yitirmesine sebep olarak ona savaş açan duygu yoksunu zavallılar!
Mutluluk gerçek saflığı ile kapınızı çalacak mı sanıyorsunuz?
Canını yaktığınız, hayatı ile oynadığınız, ömründen günler, aylar, yıllar çaldığınız o insanların her damla gözyaşının bedelini ödemeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Ah almadığınızı mı sanıyorsunuz?
Bir insanın yüreğini acıtıp, ömründen günler çalıp, gözünden geceler boyu yaş akıtıp sonra mutluluğu hak ettiğinizi mi düşünüyorsunuz?
Öyle ise çok yanılıyorsunuz!
Yorgunum duygusuz insanlar tanımaktan!
Yorgunum duygularımı boş insanlar için harcamaktan!
Yorgunum merhametimin içimi acıtmasından!
Yorgunum artık bu kadar duyguyu taşımaktan
evet biricik sevgilim ben bu yazıyı sana yazıyorum, elimde bir dolma kalem, gözlerimdeki yaşların indiği kağıdın üstüne döküyor bu nağmeleri. artık çok geç, biliyorum çok üzdüm seni, felek denen şey banada vurdu ve sızlıyorum. affedeceğini bilsem, gelir kapına inlerdim ama ben bir gurursuzu sevmedimki...
***
ilk buluştuğumuz günü hatırladığımda tutamıyorum kendimi be çirkin seni bekletmemek için bir saat önceden gitmiştim o yere ama engel olamadım çünkü sende oyle düşünerek gelmiştin caddede gezmek isterdim ama güzelliğini kimseyle paylaşmak istemiyordum o yüzden okulun bahçesine gidip ağaçların altında bir bankta oturmuştuk. ben deniz mavisi gözlerine bakarken sen birden ayağa kalktın ve
+beni ne kadar seviyorsun aşkım ?
-bilmek istermisin ?
-kapat gözlerini
+kapadım
-şimdi aç
+bu ne aşkım
-işte bu çamurlara olan sevgin bana olan sevgin sağ elimdeki güle olan sevgin ise benim sana sevgim demiştim
sonra yine oturmuştuk ya hani o zaman gerçekten mutlu olmuştun ve içime işlemişti mutluluğun şimdi benim üzüntüm senin içine işliyormu be çirkin ? işliyor değilmi sende beni sevdiğin için bütün herkesi reddettin gerçi gözleri mor kişilerle çıkmazsın diye reddettin belki ama ben seni hala seviyorum ve o gülü sakladığınıda biliyorum o gül hiç solmayacak güven bana çirkin.