anlam aradığım her şeyi kaybettiğimi gördüm.
anlamsızlaştırdığımda da, renksiz kaldıklarına şahit oldum. her şeyin. herkesin.
başından, sana yazmamak bir nevi seni anlamsızlaştırma çabalarımın bir uzantısıydı, görünmez vantuzları olduğunu bu gece farkettiğim.
kelimelere dolanınca hisler, şekillendirilince, yoğrulunca , resmedilince büyür.
ifade ettikçe aşık olurum ben. yazdıkça, taparım insanlara. ufak tefek gerçekleri devasa hayallere dönüştürmenin, ' yok' u ' var' a çevirmenin bir yolu işte.
daha fazlası değil. daha fazla ne olsun ki zaten, öyle değil mi?
lütfen nickinin arkasına saklanarak kızdırmaya çalışma. yaşandıysa yaşandı ama bitti artık. hadi kaçtım ben.
edit: eğer o değil de bir yabancıysan, en kısa sürede kalbinin güneşi bulmasını dilerim.
"Labirentinim ben senin.." ve sende benim.Çok uzun zaman önce kaybolduk.Tarihi hatırlamıyorum bile.Tek fark vardı.Sen seçmiştin "kaybolmayı".Benimse seçme şansım yoktu zaten.Ben sadece şıklardan biriydim ve "aramak" beni seçti.O kocaman labirentin içinde buldu seni bazen.Tesadüfi bişeydi bu.Çünkü sen hala kayıptın ve çıkışı arıyordun.Çıkış yoktu.Bilmiyordun.ikimizde burda ölecektik.Ben sana aşıktım.Biliyordun.Kalan vaktimi seninle geçirmek istedim.Güldün.Tamam dedin.içinden tekrar "kaybolma" planları yaparken.Berberdik ama konuşacak hiçbişeyimiz,paylaşacak duygumuz kalmamıştı.Ben sadece senin yanında ölmek istedim.-Beraber arayalım çıkışı- dedim.Sevinçle kabul ettin.Çıkış yoktu.Bilmiyordun.Zaman geçtikçe bana olan nefretin alevlendi yeniden.Sana göre bendim seni bu çıkmaza sokan,bendim "seni seviyorum" derken yalan söyleyen.ikimiz de biliyorduk.Bahaneydi bunlar.Bende artık "sen-siz-lik" düşüncesine katlanabilcek durumda değildim.-Git- dedim.Sırf kendimi daha iyi hissedebilmek için.
"Git.Defol!
O merdiven de niye?
içeri mi girmek istiyorsun,
yüreğime tırmanmak,
en mahrem
düşüncelerime tırmanmak?
Utanmaz!Tanınmaz!Hırsız!
Ne çalmak istiyorsun?
niye işkence etmek istiyorsun?
sen-Labirentim!"
Zaten gidicektin.Ben sadece arınmaya çalışıyordum.Kaçıncı gidişindi bu? Hatırlamıyorum. 6 dan sonrasını sayamıyorum.ve yine gidişinin ardında çaresiz kaldım.Herşey tekrar boşlukta şimdi.ikimizde öleceğiz.Ben seninm yanında ölmek istedim...
"Kaçıyor!
Bu kez o kaçıyor,
tek yoldaşım,
en büyük düşmanım
tanınmazım benim!..
Hayır!
Gel geri!
Bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Bütün gözyaşlarım sana akıyor
Yüreğimin son alevi
Seni aydınlatıyor
Gel,geri gel
tanınmaz labirentim benim!Acım benim..
Son mutluluğum.."
Ben yine senin peşindeyim,sen "çıkışın".Çıkış yok. Bilmiyorsun.
öylesine yazmak geldi içimden yazdım. kelimelere dökmek istedim hissettiklerimi. bir anda yazmak istedim ve yazdım. kime olduğunu bilmeden başladım yazmaya, neden yazdığımı bilmeden. ama yazmak geldi işte içimden, bilmeden de olsa yazmak.
annemi özledim, kardeşimin sesini duymadım iki gündür, pazartesi günü finaller başlıyor zaten. bir de bu ara havalar çok soğuk, hasta olup duruyorum hemen. canım sıkılıyor sürekli, dalıp dalıp gidiyorum. bu aralar bir şey var üzerimde sebebini bilmediğim. bunu yazmak istiyorum. üzerimde bir yük, ağırlık işte, ayağa kalkarken hissediyorum onu en çok, bacaklarım titriyor sanki... bu ara bi garip oluyor içim, başıma ağrılar giriyor. karnımda bir aralar uçuşan kelebeklerin ömrü doldu sanırım, hepsi gitmiş o eski kıpırtıdan eser yok. giderek monotonlaşıyor her şey, kendimi karışık bir rapsodide buluyorum. bazen kayboluyorum kendimde, bir bakıyorum hayatla göz gözeyim, bir bakıyorum hiç birşey yok.
isyana yaklaşık bir yerdeyim, öylece bekliyorum. biri bir dokunsa, bir bassa yarama, dökeceğim içimde ne varsa. biri bir sorsa derdin ne diye susup kalacağım. biri gelse tutsa elimden, ben boynuna atlayacağım. biri yaklaşmaya kalksa bana, hemen kaçacağım. biraz cesaretimi toplasam, köşedeki marketin camını kıracağım. yüreklendirse biri beni, biraz destek görsem, hayatımdaki tüm kırıkları yapıştıracağım. kalkabilsem ayağa, koşacağım. koşabilsem, çok hızlı koşabilsem, hayata çelme takıp kaçacağım.
bu yazıyı yazmak geldi içimden ,hala sebepsiz, hala kime ve niye yazdığımı bilmeden... yazı yazacak kimsesi olmayanlara yazıyorum o halde. size evet size... bu yazıyı size yazdım ben...
'gerçek mükafatlar çekilen büyük çilelerin ardında gizlidir!' diye dönen geyiklere köküne kadar inanan bir insanım. şimdiye kadar hep çalıştım, çabaladım, zaman kaybettim, zaman yarattım, koştum, yoruldum, düştüm,... sağolsun etrafımda beni seven insanlar bana yardımcı olmaya çalıştılar ama her insan kendine dayanıp kalkıyor bir şekilde. kimse kimseyi kendisi kadar tanımıyor...
diye düşünürdüm hep.
son bir aydır inandığım bu değerler resmen tepetaklak oldu. 'kızım, akıllı ol! kimseden sana hayır yok! bu saatten sonra da kimseye hayrın dokunmaz!' diye en güzel yaşlarımda hayatı kendime zindan eden beni, biri çekti çıkardı bu buhrandan.
tanıdık geliyor değil mi? ama benim hikayem sizin hikayenizden çok daha farklı. ya da tıpatıp aynı... yok tamamen farklı...
şu dünyada kaç çift birbirini 'özlem' duygusunun bünyeye ve ruha verdiği o dayanılmaz acıyı çekebilecek güçtedir? kaç çiftin bu hasrete dayanma gücü, sevgiliyle musmutlu bi hayat kurmaktan çok, sevgiliye kocaman sarılıp gözlerinin içine bakabilmektir? ya da kaç hatun/er kişi sırf sevgilinin sesini duyayım diye abuk subuk sorular sorup onu oyalama girişiminde bulunur?
kaç sevgili gece rüyasında/kabusunda sevgilisini görüp uyandıktan sonra uykusunu bölüp telefona sarılıp 'seni seviyorum' diyebilir? kaç çift birbirini ses tonundaki 0,0000001 desibel değişiklikten tanıyabilir, duygularını anlayabilir? kaç çiftin dünya görüşü 'ben seni severim, gerisi hikaye' şeklinde olabilir? kaç sevgili aynı anda, aynı şeyi düşünüp, aynı zamanda uygular düşündüklerini? kaç çift 'tek' olabilmiştir günümüz yalan dünyasında?
her biriniz bu soruların birine ya da bir kısmına 'aaaa bu bana oldu lan!' diyebilir. hatta şu an sevilen seven, sevgi pötürdeği yazar arkadaşlarımız hepbirini 'beni anlatıyo resmen' diye düşünebilir.
burdan ulaşabileceğim kadar çok insana sesleniyorum:
'kendinizi kandırmayın!'
burda yazdıklarımın hepsini, kendisi aslında bana verilen maddi manevi bütün mükafatların da üstünde bir mükafat olan, şimdi bilmediğim bi yerde bildiğim bi hayatı yaşayan, şu an şu yazıyı yazarken bile suratımın şapşalötesi bir hal almasına neden olan, güldürürken sevdiren, sevdikçe daha bi sevesi gelen, var olmasını bilmenin bile ruhumda tarif edilemez bir rahatlama ve huzur ve mutluluk sağladığı, yaşadığım hayal kırıklıklarını kendi elleriyle temizleyip, o pamuk elleriyle, sevgi dolu yüreğiyle geleceğimi şekillendirmeme yardımcı olan, sevgisiyle yoğrulduğum ama sevmekten hiçbir zaman yorulmayacağım bir sevgili yaşatıyor bana.
ve söz verdik biz. gideceğimiz en son yer neresiyse oraya kadar gidicez. güvendik biz. çok güvendik. güvenmenin aslında bir hata değil, koca bir doğru olduğunu ispatladık birbirimize.
evet biz bunların hepsini yaptık.
herkesten bize 100 puan!! herkese 0 puan!!! en birinci biziz!!! biz bildik!!!
her insan bi ülke gibi keşfedilmeyi bekleyen,
dokunaklı mısraların arasında kaybolmuşluğun bedeli.
cesurca ve belki biraz korkusuzca,
salıncakta sallanan küçük bi çocuk edasıgla
sıgındıgı limanların var oluşu ve belki hiç olmayışı
o'nu o yapan tek olgu..
nerdesin?
bi avcı kulubesinin yanında,
o sarı kapının kenarında
karşımda..
kimsin?
ne oldugunu, bilmeden
belki henüz tanışmamışken
bu sıcaklıkta neyin nesi..
ben bu yazıyı kendime yazdım en dipsiz kuyulardan bir halat sarkıtıp kurtarması için beni.en karanlık odalarda ışık olup yolumu aydınlatsın diye. kendime yazdım bu yazıyı her an aldığım nefesin kadrini bileyim diye. ben bu yazıyı kendimde olmadan kendime yazdım belki kendime yeniden gelirim diye...
gerçekleşmeyecek bir düşün civarlarında dolanıp duruyordum.. farkındaydım.. kurmaya çalıştığım hayal imkansızlıklarla kuşatılmıştı.. düşeş gelmemeke ısrarcıydı zarlar.. yarım kalan bir aşk öldürücü olabilirdi, biliyordum.. her şeye rağmen hafımdan silinmeyecek bir şey vardı; ben seni tanıştığımız ilk andan beri istemiştim..
hayat, her zaman siyah beyaz değildir. bunun böyle olduğunu sen dünyama girdikten sonra daha iyi anlamaya başlıyorum. hikaye aslında çok basit, aniden çıkıveriyor biri ve gülümsemelerin anlam kazanıyor. avuçlarından akıp gidiyor zaman, durduramıyorsun. durdurmak da istemiyorsun zaten. her yeni an yeni bir renk ekliyor yaşantına. hayat her zaman siyah beyaz değildir, öğreniyorsun..
tüm bu olanlar oyun mu, yoksa ben mi inandırmaya çalışmışım kendimi çok güzel bir rüyaya, ayırt edemiyorum. sana bir nefes kadar yakın olma düşüncesi beni titretmeye yeterken, bazen bir nefes kadar yakın duruyorsun bana. ve insan yürüyebilirmiş bulutların üzerinde, geç de olsa farkına varıyorum. seni hayal ettiğim zaman dilimlerini saymak imkansız gibi, seni düşünmediğim bir an bile sanki yok. bir tek seni düşünmek yük olmuyor sırtıma. daha neler neler.. nasıl tarif etsem, bilemiyorum..
aslında her şey düşündüğün kadar kolay değil..
seninle aynı şehrin sınırları dahilinde nefes alıp vermeye zorladı beni hayat. çekip gitmek, bayağı ve korkakça olacaktı. kalıp tahammül etmek ise, işkenceden farksız. burnumun ucunu bile göremediğim yollarda dolanıp duruyordum. doğru olduğunu düşündüğüm her seçim, daha bir karmaşık yola sokuyordu beni. düşünebilme sınırlarımı zorluyordu içine kısılıp kaldığım kapan.. çırpınmalarım hiçbir işe yaramıyordu. bana ait olmaman düşüncesi kemiklerimi sızlatmaya yetiyordu. daha sonra bir başkasına ait olduğun düşüncesi gelip yerleşiyordu aklıma ve ben bana ait olmaman düşüncesini özlemeye başlıyordum.. ellerin, tahmin ettiğimden çok daha uzaktaydı..
zor, bilmiyorsun çok zor.. inan bana, tahmin ettiğinden daha zor..
hala iyi bir şeylerin var olabileceğine inandırmaya çalışıyorum kendimi. en güzel rüyaların içine koyuyorum seni, sığmıyorsun. gülümsemen o kadar kocaman ki.. sen her güldüğünde bir başka dünyanın içinde uyanıyorum. hayatımın her karesi, en parlak ışıklarla yıkanmış sanki. ne geceler uzun geliyor artık, sen dünyama geldiğinden beri, ne de gündüzler bu kadar boğucu.. aklımdan seni geçirmek yetiyor kalbimin daha hızlı çarpması için. en olmadık zamanlarda parlayan yıldız gibi vuruyorsun dünyama. yanıbaşımda duruyorsun ve kokun başımı döndürmek için gayet yeterli bir sebep gibi geliyor. her yeni dokunuşunla can buluyor vücudumdaki tüm ölü dokular. sana sarılabilme ihtimali gelip oturuyor sonra aklıma. saçlarına dokunabilmek.. bu ihimalleri aklımdan çıkarabilmek için fazla mesai yapıyorum her gün. yine de beceremiyorum. dedim ya, zor.. tahmin ettiğinden daha zor..
gerçekleşmeyecek bir düşün civarlarında dolanıp duruyordum.. farkındaydım.. kurmaya çalıştığum hayal imkansızlıklarla kuşatılmıştı.. düşeş gelmemekte ısrarcıydı zarlar.. yarım kalan bir aşk, öldürücü olabilirdi, biliyordum.. her şeye rağmen hafızamdan silinmeyecek bir şey vardı; ben seni tanıştığımız ilk andan beri istemiştim..
günledir aynı fotoğraflara bakıyorum...
hergün bilgisayarı açıyorum ve oturup her ayrıntısıyla kafama kazıdığım fotoğraflarına bakıyorum... tekrar tekrar...
sıcacık iki damla yaş düşüyor ellerime...silip o yaşları tekrar ilk fotoğrafına dönüyorum.
sonra dayanamayıp telefonu elime alıyorum.. arasam n olur ki diye kendi kendime sorup duruyorum. arasam, anlatsam aklımdan geçenleri, fotoğraflarına değil sana sarılmak istiyorum desem, ben seni seviyorum desem dinler misin beni ya da gerçekten anlayabilir misin? yoksa yine her zaman yaptığın gibi umursamaz davranır daha mı çok acıtırsın canımı?
var mıdır gerçekten hayatında birileri? bağlanmaktan,sevmekten hala o kadar korkar mısın?
değişmiş midir gözlerin,ellerin, sesin? değişmiş midir o acımasız halin? gelsem beni bu sefer gerçekten ama gerçekten sevebilir misin? ya da gelmemi ister misin?
bu böyle bilmem kaç aydır bilmem kaç gündür, bilmem kaç saattir devam edip gidiyor. tüm bunlara son vermeyi, gerçeğim olmayı ister misin? keşke istesen... istesen ve beni çıkarsan bu karanlık çukurdan... ben bu yazıyı san yazdım. adam olamasan bile... adam olmadığını bilsem bile... sevmemem için gereken herşeyi yaşatsan bile...
hava orası kadar olmasa da soğuk. deniz kenarında bir şeyler içmeyi hiç sevmedim, denizi de öyle . bu şehri pek tanımıyorum, sevmiyorum. seni tanıyorum oysa. yalnızlığını, herkesin içinde kendine düşkünlüğünü, başkalarında kendini arayan halini biliyorum.
bir çocuk olduğunu biliyorum, her daim saçların birinin ellerinin sıcaklığının garantisinde olmalı belki de.
önlüklerimi ve beyaz yakalarımı atalı çok oldu.
oysa biliyorum, ihtiyacı olan birine vermeliydim onları; oysa çok istedim kurtulmak çocukluğumdan, çocukluğuma ihanet etmek en büyük arzumdu hep. lise fotoğraflarım duruyor hala, henüz atmadım. fark edemedim henüz liseden mezun olduğumu her ne kadar mezun olmama az kaldıysa da üniversite denen bu elit hapishaneden.
elimde senden kalan tek şey birkaç satır yazı, onları da ben yazmışım.
bir dost üstüne , bir toprak üstüne , bir sevgili üstüne,
her ölümden önce edilen o kutsal sözcük üstüne
ben bu yazıyı sen üstüne yazdım ve bu yazıda seni tanımadığım için bana bende var olan hatırlattığın her şeyden bahsettim.
saçının bir tutamını kızıla boya bu gece, saçlarını bir başka gece okşarken ben buluşmak üzere...
bu yazıyı sana yazsam ne değişirdi ki. okuduğun yazı sende ki beni geri mi getirecekti.
sayfalar dolusu içimi döksem sana ne farkeder ki? zaten sen anlamak istediklerinden oluşmuyor muydun? bakmadan, görmeden, dinlemeden verdiğin kararlardan değil mi bu üstündeki nefret? bakışlarındaki sis perdesi.
senden yana hiç cümlem yok artık içimde.
bundan sonra sade seni silme çabası...
sensiz geçen zamanlarda, yine aslında sen ve ben varız benim için. ben seni hiçbir zaman kaybetmedim ki...senin hatıraların, senin resimlerin ve sana ait olan herşeyde ben de varım; çünkü sen ve ben bir yapbozun parçalarındaki bütünselliğin sembolüyüz.
belki artık bir zamanlar en katı din kuralları gibi bağlı olduğun aşkımız şimdi seni bir ateist yerine koyuyor.
ya da sadece sen öyle diyorsun.
insanların neden yaşadığını düşündün mü?
neden pokerde son elde kaçılamadığını merak ettin mi?
bir oyunda ikinci bölüme geçememek ne kadar acı verir bilir misin?
insanlar aslında sadece bir sonraki günü görebilmek için yaşarlar.
son kart açılır çünkü merak ederler ya.
ikinci bölüme geçmek isterler çünkü birinci bölümün başarısı hakettiklerini gösterir.
nefes aldığın zaman bir tane daha istersin ve bir tane daha ve bir tane daha...
yaşadığın birgünden sonra diğerini de görmek istersin eğer ölmediysen hala.
öldükten sonra diğer bölüme devam etmek istersin 2 canın daha varsa.
bütün canlarım bitti gene aslında ama cebim jeton dolu.
kalbimde aşkın ve sen varsın hala/daima.
senden sadece küçük ve yaramaz bi çocuğu bağışlamanı istiycem, çünkü o senin için önce komşusunun camına taş attı, sonra bahçesinden portakal çaldı, aşağı mahallenin çocuğunu dövmek istedi çok, eli ayağı titreyerek.
Ama bulamadı, çünkü aslında hiç olmamıştı o aşağı mahalledeki yavşak çocuk. Tıpkı aynı mahallenin şıllık kızı gibi. Hep ortalarda oldular ama o çocuğa ya da kıza dokunamadılar. (bkz: ertem şener gibi aşk mektubu yazmak)
Şimdi sana soruyorum ki hala herşeye inanan ben kendi kafamın üstündeki elmayı okla vurabilir miyim?..
Yoksa bu sadece postmodern bir intihar denemesi mi?
Hadi boşver sen sıkma canını, yorma kafanı. Gel sarıl bana veya gel de öp beni ki yorulan parmaklarımdan akan kelimeler yerine sen dudaklarımdan ak.
Ya da istersen sen saklan ben buliym ama sonunda kendini ordan çıkart.
Yok ama yok artık sen sadece benimsin, gerisini aklından çıkart.
Ama artık konuşma konuştukça yaralama-yargılama, gerekirse sus, susman bile idam.
Hergün idam etme fakat, cezalı olsam da sen de yaşat.
Uzun lafın kısası seni deli gibi seven varken gel mutlu olalım etme inat!!
Seni aynı o son kart gibi hırsla bekliyorum,
Sonraki nefesim gibi ihtiyaç duyuyorum,
Ertesi gün gibi istekle yaşamak istiyorum,
Ve oyunun 2.bölümünde devamlı yenilmek ve oyunu bitirememek istiyorum...
Çünkü cebim jeton dolu.
Çünkü kalbim hep aşk dolu.
Senin aşkınla dolu.
uzaklardasın beni ne görecek, ne duyacaksın. biliyorum bunları sana anlatsam gene anlamayacaksın. uzakta kla o zaman. yaklaşıp ateşinle daha fazla yakma beni. saçma sapan çocukça şeyler için bitirdin beni... Ben yetmedim bizi harcadın, ben kendimi seni sevdiğim kadar sevemedim. bizi sen olmazsan diye sen kadar sevemedim belki... ama seni çok sedim biliyorum. tanrı şahittir. hayatımda kimseyi sen kadar sevmedim, sevemedim. ve işte yemin ediyorum, and içiyorum, senide benim kadar hiç kimse sevmedi, sevmiyor, sevemez. ne annen, ne baban, kardeşin, ya da başka bir insan evladı! ulan diyorum bir tanrıya yol verip sana tapmadığım kaldı. kabe diye sana secde ettim, sana tavaf ettim! insanlığımı bıraktım, ruhumu verdim sana, kalbimden öte! neyin değerini bildin?! sen sana verilen değeri bile farkedemiyecek kadar kördün!
Şimdi kendini harcıyorsun hemde hiç için! ben yetmedim. biz yetmedik, şimdi kendini yok ediyorsun! aferin sana! tanrı bir gün belanı verecek diyordum ya! işte o gün gelmiş sanırım...
Yaşadıklarımdan pişman değilim. gene sen olsan gene seni severdim! hala seviyorum. ve yazık ki seveceğim!..
çekilen onca acıya, onca uykusuz geceye, katedilen onca yola rağmen bir gün biteceğini biliyorum. bu sefer güzel bir birlikteliğin değil benim için sırtımda kambur olmuş bir yükün sonu. bazen kötü şeyler de son bulur ya onun umuduyla yaşıyorum.
aramızdaki ilişkide tek çaba sarfedenin ben olduğumu biliyorsun, sense önüme engeller çıkarıyorsun hep. biliyorum bitmesini istemiyorsun birşeylerin, ama sana direniyorum. o kadar istekliyim ki sıyrılmakta bunca yükün altından..
yastığa başımı koyduğumda düşünüyorum seni,
arada sırada gittiğim okul koridorlarında geliyorsun aklıma,
kimi zaman masada duran bir kitap seni hatırlatıyor,
bazen de bir ilkokul çocuğunun sırt çantasında can buluyorsun...
evet sevgili yüksek lisans tezim ben bu yazıyı sana yazdım. bir gün bitersen eğer açıp gülebilmek için ve bana çektirdiklerini unutmamak için...
1 yıl yaralı kalbim elimde korumaya çalıştım senden ama hep yeni yaralar eklendi sayende. biraz daha fazla hırpaladın hep ama bu sefer ilk kez tam tedavi etmeye başlamışken, tam içimde çiçekleri yeniden açtırmışken içimde benliğine geri döndün sevgili. soldurdun yine çiçeklerimi.
nolur bana biraz değer verdiysen, bırak artık şu kopamıyoruz yalanlarını bırak da ben de yoluma gideyim. bırak sıyrılayım senden ve bir yıl çektiğim kabir azabından.
yorgunum. omzuma yüklenenleri kaldıramayacak kadar yorgunum. bir gün yıkılmadan tamamen hayata dönmem gerek.bir yerlerde beni bekleyen "o" na içimde bir şeyler bırakmalıyım. hayatın başında, klişe tabirle kaderin onca tokadını yemişken son umutlarımı öldürme.
biz hiç "biz" olmadık, bırak olmayalım. izin ver gideyim ki baharlarıma kavuşayım.
bir masum küçük çocuk. sevgiyi anne sevgisinden ibaret bilen. aşkı tatmamış, onun heyecanını yaşamamış bir çocuk. yaşı gelince okula gidiyor. ve bir ilki yaşıyor kendisi için. aşkı tanıyor. okulu seviyor o ilk sayesinde. saçları yanlardan kulağını, arkadan ensesinin bir kısmını kapatıyor. onu izliyor. her gün, sıkılmadan. hastalandığında bile okula gitmek için can atıyor. okumayı yazmayı az biraz bilen bir çocuk bu. ilkokulda panolardaki mevsim köşesinden adını görüyor ve taklit ederek yazıyor. durmadan yazıyor aynı kelimeyi, sıkılmadan... günler çok hızlı geçiyor belki. saçı uzuyor, hala çok güzel. sonra saçını kestiriyor, çok, çok güzel... gülümsemesi, konuşması küçük çocuğu içine çekiyor kızın. ayağını yerden kesiyor. kızın her detayını aklının bir köşesine kaydediyor çocuk. kulağını, kulağındaki memesindeki beni vitaminsizlikten kaynaklanan tırnaklarında oluşan çizgileri. ve çocuk dişleriyle sürekli tırnağını çizmeye çalışıyor, bir ortak yön yaratabilmek için. bir sene sonra aynı servisle gidip gelmeye başlıyor kızla çocuk. öğreniyor ki evi çok yakın ona. çocuk artık her eve gittiğinde hemen bisikletini alıp kızın apartmanının etrafında dolaşıyor. bir gün onu dışarda arkadaşlarıyla oynarken görüyor, kız çocuğa artık her gün gelmesini söylüyor. bundan çok mutlu olacakmış. birkaç hafta boyunca hemen her gün görüyor kızı. araya kış ayı giriyor, bisikleti bodruma atılıyor çocuğun. artık sadece okulda görecek, olsun sonuçta görecek. saçları hep aynı şekilde kestiriliyor kızın. uzuyor ve tekrar kısaltılıyor. sonra yıllar geçiyor. geçen yıllar içerisinde çocuğa cesaret verecek birçok olay oluyor. sıra arkadaşı oluyor ilk aşkıyla. kız derste egemenliği eline geçirmek istercesine oğlanın ayağına basıyor, ve öyle kalıyor. oğlan ömür boyu bu şekilde durabileceğini sanıyor her defasında. her defasında zil çalıyor.
5 yıl geçmiş artık. bu çocuğun kızla aynı okulda okuyacağı son sene. babası alacak çünkü çocuğu okuldan. beşinci sınıfın sonlarında düzenlenen gecede çocuk cesaret edemiyor ilk dansı teklif etmeye. başka biriyle çıkıyor ilk dansına. gözü kızı arıyor. buluyor, şarkı bitiyor. artık herkes yerine oturuyor. ama daha dans edilecek. sonraki şarkıları bekliyor. ama bir türlü çalınmıyor dans edilecek şarkı. aptal çocuk daha fazla bekleyemeden sonraki ilk dansta onunla dans etmesi için kıza teklifte bulunuyor. kız kabul ediyor. biraz zaman geçince dans için bir şarkı çalınıyor. çocuk kızı arıyor, piste bakıyor ve görüyor; başka biriyle dans ediyor. 'koduğumunun!' çocuğun dünyası yıkıldı. aptal... üzüntülü bir biçimde annesinin yanına gidiyor. bir şey olmamış gibi davranıyor ama olmuyor. kalabalıktan uzaklaşmak isterken, kız geliyor; dans teklifini unuttuğunu, hemen başlayabileceklerini söylüyor. salak çocuğun ağzı kulaklarına varıyor. ama şarkı bitmek üzere. belki çok uzun dans etti çocuk ama ona 10-15 saniye gibi geliyor. yok lan çok kısaydı.
neyse..
sonra bir gün...
bir sene sonra çocuk teklif ediyor. çıkma teklifi. artık o neyse? e, bir çıkma teklifine kızlar ne yanıt veriyor onu öğreniyor teklif ettikten sonra. hiçbir kızla arkadaş olmaması gerektiğini öğreniyor. alpay erdem ne diyordu? "arkadaş arkadaşa vermeli arkadaş!" haklı lan.
seneler geçiyor. çocuğun akranları kızlarla gezip tozarken, o hala aynı kızın hayaliyle yanıp tutuşuyor. osbir bile çekmiyor. onu seviyor hala. hala aşık. sonra bir gün birisi çocuğa teklif ediyor. artık unutması gerektiği için belki, kabul ediyor. sevdi bu durumu... çıkarken ilk 'çıktığı' kişiyle, başka birini sevdiğini sanıyor, onunla çıkıyor. alıştı artık çocuk, ondan da ayrılıyor. sonra saçma ve komik bir sebeple kendisinden üç yaş küçük biriyle sevgili oluyor. gerçi gönül eğlendirmek maksadı ama gönül eğlendirdiği kız onu boynuzluyor. ne acı bir hismiş arkadaş...
bir sene sonra, tam da 'unuttum gari ehahaeyt be' derken ilkokul buluşması yapılıyor. çocuk artık büyümüş ayı olmuş. sesi borudan farksız, sakalı ile 25 yaşlarında gösteren bir ayı. buluşmada onu da görüyor. etkilenmemesi gerekiyordu. çünkü unutmuştu, unuttuğunu sanıyordu. yine çocuğun aklını başından alıyor götürüyor kız. imkansız bir aşk onunki. hala aynı mahalledeler. akşam kızı eve bıraktıktan sonra anlıyor.
aşkın o olduğunu, o olacağını...
--------
kızdan ayrılır ayrılmaz sabahtan beri tuttuğu ossuruğunu bırakıyor ve rahatlıyor. zigerim lan aşkı deyip burnunu karıştıra karıştıra evine dönüyor. ve o akşam çocuk yıllar sonra ilk defa osbir çekiyor...
Şimdilik sadece kısa ve küçük şeyler söyleyeceğim. Spontane.. Anlık.. Doğaçlama..
Dinlediğim her şarkıdaki melodi, yediğim her yemekteki tat, düşündüğüm her fikirdeki tema, aldığım her nefesteki oksijen... Daha ne dersen de. Seninle yeniden başladım her şeye. Hiç olmadığı kadar.
Saat 05.05 Aşk'ım. Senden mesaj geldi şimdi. Yine güldürdün yüzümü, yine gülümsettin...
Seni çok seviyorum. Hiç olmadığı kadar. Kelimelerle tarif edilemeyecek kadar.